<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787</id><updated>2011-04-21T12:47:12.077-07:00</updated><title type='text'>ŞİİR ELEŞTİRİSİ</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257834987073898</id><published>2006-07-10T17:38:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:41:24.066-07:00</updated><title type='text'>2005’te Dergilerde Şiir</title><content type='html'>2005’te Dergilerde Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerine Dengesiz Notlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlarken, Türk şiirinin geçen yıl dergilere düşen gölgesini açımlamaya çalıştığım notlarımdaki dengesiz bakışın bu yıl da beni yönlendirdiğini söylemeliyim. Yıl içinde dergileri okurken nasıl şiirlere odaklanıp şairleri veya derginin büyüklüğünü-küçüklüğünü önemsemediysem bu yıl da notlarımı toparlarken aynı şeyi yapmaya çalıştım. Şairlerin şiir üzerine yazdıkları böylesi değerlendirmelerin öznellikle malul olduğundan yakınılır. Bu notları kaleme alırken kendimi şairliğimin tamamen dışında bir yerde konumlandırmam mümkün olmadığından elbette notlarda öznelliğin izleri de görülebilecektir. Sonuçta tek kişinin beğenisinden veya izleniminden söz ediyorsak belli bir ölçüde öznellik kaçınılmazdır. Özneye çok inanırım, yapılan her türlü seçmenin çeşitli yönlerden öznellik taşıdığını, taşıması gerektiğini düşünürüm. Yazanın şair veya eleştirmen olması bu gerçeği değiştirmez. Yeter ki bu öznellik edebiyat dışı, şiir dışı etkenlerle sakatlanmış olmasın. Zordur bunu başarabilmek. Ben hem dergilerde yazarken hem de yıl değerlendirmeleri yaparken bu zorluğun üstesinden gelmeye çabalıyorum. Yapıp yapamadığıma zamanın ruhu ve okur karar verecektir elbette; okurun ruhu ve zaman da denebilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dergilerdeki şiirleri değerlendirirken geçen yıl olduğu gibi, ustaların şiirlerini de göz ardı etmemekle birlikte, genç şiire daha çok eğildiğimi belirtmek isterim. Adları ustaya çıkmış, çeşitli ödüllerle taltif edilmiş de olsalar şiirleri beni sar(s)madıysa yaşını başını almış şairlerin dizeleri üzerinde bu sayfalarda pek fazla durmadım. Başka bir ifadeyle, kötü şiirlere sırf altlarındaki imzadan dolayı hürmet etmeyi gereksiz buldum. Hürmet, kişiye ve yaşa belki; ama sırf altındaki imzanın yaşından dolayı şiire hürmet diye bir şeye inanmıyorum. Bir imzanın şiiri şiir yaptığına değil, şiirin bir imzayı imza yaptığına inananlardanım. Öte yandan, yine geçen yıl olduğu gibi, çeşitli platformlarda kendileriyle sert polemiklere girişmiş olsam da bazı şairlerin beni bir şekilde etkileyen şiirlerini, nesnellikten uzak düşmemek maksadıyla, bu sayfalardan uzak tutmadığımın da bilinmesini isterim. Tabii, sırf nesnel görünmek için böylesi adların kötü şiirlerinden söz etmeyi de gereksiz buldum. Aslolan hayattır, evet; fakat böyle bir yıldökümünde aslolan hayat değil şiirdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dergilerde yayımlanan kendi şiirlerime gelince: Geçen yıl yaptığım gibi bu yıl da 2005’te yayımladığım şiirlerimi değerlendirme dışı tutup yalnızca bazılarının künyelerini vermekle yetiniyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“vis carminum”, Kitap-lık, sayı 80, Şubat 2005 / “Kimseye Yetmeyen Kış”, Varlık, sayı 1170, Mart 2005 / “Kılıçtan İpeğe Sızı”, Merdiven, sayı 6, Kasım-Aralık 2005 / Zamanyoluna Kurulan Salıncak”, Mühür, Mart-Nisan 2005 / “Uzun Tarih”, Dize, sayı 113, Mart 2005 / “Ceza ve Suç, Etken, sayı 3-4, Temmuz-Ağustos-Eylül 2005 / “Sonra Gidilecek Yer”, Andız, sayı 1 Bahar 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, 2005 yılının dergilerindeki şiirlere odaklanabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ada’nın Kış-Bahar sayısında Yaşar Bedri “Ölüm ve Atlas”ta “ölürsem erguvanlar ölecek, dağılacak dağların vakti” diyerek bir tufanı haber verir gibiydi. Emrah P.’nin “Nil ve Rah”ı arsız yangınlardan dolunay önlerinde şiir bekleyişlere, incinen gölgelerden saklı kalınan tenlere gidip geliyor, Ercan Yılmaz’ın sözcüklerin çok anlamlılığından yola çıkarak duygu derinliğiyle kurduğu “Teşbih Hatası” anne ile oğul arasındaki muğlak kovanda uğulduyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin yıl içinde yayımladığı iki sayıdan biri olan Yaz sayısı daha kapsamlıydı. Hilmi Yavuz’un sulara bırakılan bir sandıktan çıkardığı “Çöl ve Kilit”iyle açılan şiir sayfaları Ali Hikmet’in eski bir depremin sağdığı kalbin çarpıntılarıyla şekillenen “Şimdi...”siyle, Can Bahadır Yüce’nin yüzündeki su imgesini aradığı ve sesindeki kış imgesini bulmaya çalıştığı “Mahşer”iyle, Serkan Ozan Özağaç’ın karanlık ve korku içre şekillendirdiği “Marie Sophie’nin Varlığı ya da Yokluğu Üzerine: IX” ile, Emrah P.’nin saçılmış anılarla yarım yarım ve ince ince kaybolan çocukluğun peşinden gittiği “Uzunca Suyun Ruhu”yla, Nilay Özer’in istasyonda zamanı çoğalta çoğalta geciktiren tozlu kristal avizelerden yansıyan iri damlalarla kurduğu “Peron 28”iyle sürüyordu. Ali Çivril’in “Sürgülü Kilit”i yüzüne vuran simsiyah bir kamçı olarak geceyi, Ercan Yılmaz’ın “Haziran ve Meridyen”i şarkı ve sirenlerle çağrılan yazları, Mustafa Fırat’ın “Düş”ü kalbe vurulan paslı prangaları, Berna Olgaç’ın “Suret”i zamanın derin çizgilerindeki son sözleri şiire taşıyordu. Erkan Kara’nın “Yol Üçlemesi” hayattan imgeler ve sözcükler toplayan bir düzyazısal şiir, Cuma Duymaz’ın “Yolculuk Burcu” gül ve geceyi tartmakla sözcükleri mülk edinen bir şiirdi. Fuat Çiftçi “Camekân, Peçe”yle yedeğini koruyan bir ateşe gönül düşürür, insanlığın bir meslek oluşunun bilinciyle devinirken Onur Caymaz’ın “Kırmızı Yapraklar”ı kaçırılan gözlerdeki telaşta ve topladığı kırmızı yapraklarda bulduğu şiiri yaşıyordu. Ersun Çıplak yağmurlu ufku cömert sofra olarak gördüğü “Mektup”la, Bülent Özcan göğün yorgun yüzünde sessiz uyuyan ve şairlere dokunan kuşları selamladığı “Ağıtı Yaralı Kuşlar Konar Alnıma”yla, Mustafa Akar pencereden ay görünce deliren naftalin kokulu ablaların hüznüyle buluştuğu “Safran”la, İsmail Cem Doğru ölen her çocuk için bir çikolata açma inceliğiyle, Ahmet Şenol Alkılıç kendini çifte uçurumlara salıverme tutkusunu açığa vuran “Aşka Yergi Sonesi”yle bu sayının öteki şairleri arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005 ortalarında yayımına son verilen Adam Sanat’ın Ocak (228) sayısında Başaran “Değişiyor İnsanın Boyutları”nda vahşetin ve barbarlığın yok ettiği medeniyetlere ağıt yakarken, Şahin Taş sedire bıraktığı kitabı hızlı hızlı okuyan rüzgârın soluğuyla “Yaz Ayrıntıları” sunuyor, Şubat’ta (229) Salih Bolat geri alınmış bir sözün üstüne kapanmak için son zambaklara baktığı ve katırının boynuna sarılıp ağlayan Nietzsche’yi anımsattığı “Söylenceler” dile getiriyor, Ahmet Özer dünyanın ömrümüze tanık zamanlarına ve sesimizin sonsuz beyaz sayfalarına “Kar” yağdırıyor. Nisan’da (231) İlhan Berk yıl içinde yayımlamayı sürdürdüğü “Sözcükler”in IV. bölümünde bazı sözcüklerin yaralı doğduğunu ileri sürüyor, Ruşen Hakkı okuyucuyu kördüğümü çözecek atların gem tutmazca dolaştığı “Gümüş Atlar Müzesi”nde gezdiriyor, Onur Caymaz aşk ekseninde bitmiş olanla başlamamış olan arasındaki farksızlığı gösterdiği “Bir S Destanı” okuyor, Eren Aysan her sevişmede yeniden yaşadığı trafik kazası “Yenilgi”sini dile getiriyor; Mayıs’ta (232) Cevat Çapan özellikle roman adlarının çağrışımlarından yararlanarak “Kitap Kapaklarından Kuyruklu Bir Uçurtma” yapıyor, Yücel Kayıran içimizdeki kapı çalındığında her birimiz buğulu aynalar “Değil mi”yiz diye soruyor, Ayşen Altay mevsimler üstümüze kapandıkça yalnızlıklarımızın kırışıksız ve düşsüz büyüdüğünü söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agora’nın Ocak-Şubat (41) sayısında Halim Yazıcı “İyi Yolculuklar Tenim”de iç sızılarını aralayan sislerle şimşeklerin izini sürüyor, Abdullah Şevki “Uçurumdaki Güller”de ruhun şiire ve tene sunduğu şaibeli yalnızlığa odaklanıyor; Mart-Nisan’da (42) Kâzım Şahin kuşların yapraklara girip çıktığı saatlerde suskunluğu bozulan ağaçlarda “Uyum” arıyor, Mehmet Genç “Ömrüm’ün Kareleri”nde kölelerin umuduna ve efendilerin tanrılarına işaret ediyor, Ahmet Bahçevan başucundaki ölü şairlere bakarak sonsuza bölünmeyi öğrenmeden “Tipi”yi yaşıyordu. Mayıs-Haziran’da (43) Muzaffer Kale dağlardan bakıldığında keman olarak toplanan kasabalara “Yeni Yılınız Kutlu Olsan” derken, Adnan Satıcı “Uzak Bir Ülkedir Gülmek”te bir zamanlar bilimine vakıf olduğu sevdanın damarlarında yarattığı genişliği şiirleştiriyor, İhsan Topçu “Bir Sözcükle Söyleşi”de ozanların yol ve sözcük ustası olduklarını belirliyor, Halide Yıldırım “Kar(s) Kar(s)”ta benim imgelemimde özel yerleri olan “kış” ve “kar”a odaklanıyordu: “yaşadığım yere kar/mecbur, kar yağmalı”. Eylül-Ekim’de (44) Çiğdem Sezer sessizliği dağıtamayan yolcuların bıraktığı “Leke”nin, Asuman Susam derinlere yaptığı yolculukta kendisini değiştiren “Beyaz Koridor”un; Kasım-Aralık’ta (45) Hüseyin Peker aynı geminin yolcuları olan kenar mahalle sakinlerinin hayatlarındaki “Siyah Benek”in, Kâzım Şahin her tarafı kuş sesleriyle doldurulmuş kâğıtlardaki “Saydam Çığlık”ın, Tahir Abacı üşüyen rapsodiler eşliğinde sözcüklere yüklediği ikili anlamla rüya kadar uyanık olma çağrısını taşıyan “Kapalı Hava”nın, Serkan Engin sokağın seyir defterine işlenen “İtirazlı İşporta”nın şiirini yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akatalpa yıl içinde kitap eleştirileriyle, Yusuf Erten’in günümüz Türk şiirinin iklimini sorgulayan zekice denemeleriyle, sayfalarda yer bulan nitelikli şiirlerle taşranın merkezinde konumlanan dergilerden biriydi. Ocak (61) sayısında Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin duayeni Dağlarca yuvarlağın içini ve dışını ölçtüğü diyalojik söylemli şiirinde insanın yuvarlağın dışında olması talihine değinerek “Yaşamanın Ulaşacağı” yeri gösteriyor, Özlem Tezcan Dertsiz çiçeklerin daha yavaş açmasını dileyip freni patlamış şehrin yavaşlamasını isteyerek “Hız Çağı”na itiraz ediyor, Hilmi Haşal ateşböcekleri ve denizkuşlarında varlığını duyumsadığı kadının çevresinde dönerek “kıyı” izleğine odaklandığı serinin şiirlerinden birinde “Kıyı Ateşi”ni yakıyordu. İlhan Kemal başka dergilerde de yayımladığı belli bir biçime dayanan ve kağşamış aşkı, ıssızlığa alışkın olmayı, ufuk çizgisinde kurulan tahtı anlattığı “Mağmum”la gamlarda derinleşiyor, İsmail Cem “Yeniden”le zamanı geri sarmanın şifalı eğilimine kendini kaptırıyordu. Şubat (62) sayısında Şeref Bilsel’in harflerin bakışımlı duruşlarından yola çıkan bir başlığa sahip “Ney ve Yen”i mermere çarpan kelebekten ney sesi beklemenin, Vural Uzundağ imzalı “Hanımeli” döküntü mahzenlerin yasakları olan hayallerin, Salih Mercanoğlu’nun “Kısa Mesafe”si taşrada hayata dahil olamayıp eve kapanmanın, Mehmet Sadık Kırımlı’nın “Islık”ı dildeki hece burkulmalarının şiiriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mart’ta (63) Hilmi Haşal’ın “kıyı” izleğini sürdüren şiirlerinden biri olan “Kıyı Kehaneti” cenneti ararken cehennemi bulmanın diyalektiğiyle biçimleniyor, Serdar Ünver’in “Yoklar Şimdi”si koca denizi ötelere itiyor, Gonca Özmen’in “Uğultu”su sonsuz yitime varmak için bir ses arıyor, Efe Murad “Yanlışlıkla Arka Balkonun Işığını Açık Unuttum”da bir eve balkondan girip de her ihtimale karşı kapıyı açıp kapatan çocukluğunu özlüyor, Özlem Tezcan “Gam” dizisinden yayımladığı “Do”da nafile bulutsuzluk nehrine dalıyordu. Dertsiz, bu serinin şiirlerini derginin sonraki sayılarında yayımlamayı sürdürdü ve serinin son “Do”sunu Aralık’ta seslendirdi. Nisan (64) sayısında Betül Yazıcı “Karanlıkta Dans”la şiirin gelecek güzel günler için oluşunun altını çizerken Mayıs (65) sayısında Hüseyin Ferhad “Levh-i Mahfuz” dosyasından yayımladığı şiirleriyle binyılların diri sesini sayfaya düşürüyor ve okuru bu sesin peşine düşürüyordu: “Kocadın mı gri abdal / sesin âheste gelir, / cemi cümleden sakladığın o formül / o denklem de nedir”. İlyas Tunç’un “Kan-Dil”i imgelerin geceden gelişini, Çiğdem Sezer’in incelikli “Yaşa(ma)mak”ı esneyen bir ağacın ağzından gökyüzünün görünüşünü, Uğur Bilmiş’in “Korkunç”u imgeyi taşlayan çocukların ürkütücülüğünü, Bahri Çokkardeş’in “Mağara Yazgıları” sonsuzluğun önündeki keder yüzlü atlıların mağara yazgılarını, Nuri Demirci’nin “Kırlangıçotu” kapısında ateşler yaktığı kaleye sığmayan şehri anlatıyordu: “Yürürmüş meğer kırlangıçotu: İşte, gittin / Bitirmek istediğin gibi başladın kitabına / Kapısında ateşler yaktığın kaleye sığmadı şehrin”. Haziran’da (66) Cihan Oğuz “Çınardan Dökülen Kırk İki Yaprak”ta içinde gezinen yedek bulutu gözlerinde saklıyor, Celâl Soycan “Tanık ve Kefil”de kendi hayaline gönül indirip tanık oluyor, Yunus Koray “Bir Şairden Bir Şaire”yle dizelerinden masallar gelip geçen bir şairin hüznünü sağaltmaya çalışıyordu. Temmuz’da (67) yine Yunus Koray’ın “Kedili Kadın”ı dikkat çekiyordu: “Karlı gecede gökyüzünü / Gezdiren bir kadın bu ellerinde.” Hüseyin Ferhad’ın “Levh-i Mahfuz”dan yayımladığı yeni şiirler şairin geniş ve derinlikli bakışının göstergesi olarak sayfaya düşmüştü: “Geçtiğim köprüleri yık, yürüdüğüm yolları sür / hiçbir emare kalmasın krallığımdan, / gidiyorum işte paldır küldür / şahsıma münhasır cehenneme”. Sina Akyol’un “Sekiz Ağır Söz”ü aslında hafif görülen dünyevi ağırlıkları kesik ve coşkulu soluklarıyla anlatıyordu: “gördüm seni / cânım kurt: / ben elmayı düşlerken”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos’ta (68) Melih Elhan “avucunda çiziliyken / yürüyeceği yolun haritası / yağmur damlalarına / uydurup adımlarını / baştan çıkmayı deniyor” dizeleriyle başladığı “Gezgin”le, Hilmi Haşal “Suya bak, sudaki yazının titrek inci sesine / sızı koyağına yerkürenin, beyaz aksine bak” dizeleriyle başladığı “Kıyı Sürçmesi”yle, Betül Tarıman “kimse kendi değildir / bu ruh da benim değildir” iddiasıyla yola çıktığı “Şair Nef’i Sokağı”yla, Arzu K. Ayçiçek çocukların “yoksulluğun gölgesinde akşamdan kalma yalnızlıkları”na eğildiği “Uçurum Çocukları”yla, Ali Eryüksel “meçhule akan çıplak nehir / bıçak gibi soydu gövdeyi” erotizminin biçimlendirdiği “Mum”la okurun imgeleminde yer etti. Eylül (69) sayısı Nuri Demirci’nin “Kamış” şiiriyle açılıyordu: “Mevsim ince boyunlu ve hayat / Bir parmak kalınlığında / Dizlerimize sokulan ay ışığı / Ve ayaklarımızı soktuğumuz unutulmuş su / İtiyor bizi gökyüzüne doğru”. Aynı sayıda Doğan Ergül’ün “South Amerika”sı zehirli sularında kamaştığı bir erotizmi sözcüklerle canlandırıyordu. Ekim’de (70) Osman Serhat Erkekli “Şarap”ta aşkın değil çocuğun, üzümün değil şarabın gerçekliğine işaret ediyor, Melih Elhan “Su Damlası”nda saatini durgun sulara karşı yürüyen zamana gösteriyor, İrfan Yıldız “Sessiz Sevgi”de aynı sessizlikle sürüp giderek boşluklarda yaşatılan sevgiyi anlatıyor, Emre Gümüşdoğan “Göl Mevsimi”nde teninde ay kiriyle gölle başbaşa kalışını dillendiriyordu. Kasım (71) sayısında Tahir Abacı “Yüz Küçük Şiir” dosyasından yayımladığı “Saba” ve “Buğday”la genzi bastırılmış sabahların ve ekmek olmaya ayrılmış buğdayın çimlenişindeki yaşam tutkusuna eğilirken, Hayriye Ersöz “Sizin Sayılarınız Benim Kelimelerim Vardı”yla başkalarının sokağında boğulmanın acısını ve pusuya eğilimli düşlerdeki şehvetli diş izlerini şiirleştiriyor, Şükrü Sever “Geçmiş”le kentin karmaşasından sesler ve geçmişin tozlanmış anılarından görüntüler topluyor, Ahmet Özbek “Son Ad Son Ada”da kanadı kırık gemilere çalkantılı limanları yakıştırıyor, Serdar Ünver yok’lara yeni “Kapı”lar açıyor, Bülent Keçeli “İmge Tavaf”ta söz’de dönüşünün olduğu kadar söz’e dönüşünün işaretlerini veriyor, Sadık Yaşar “Yüz Faciadır”da yüzünü zamansız sözcüklerle yazılmış bir mektup olarak görüyordu. Aralık’ta (72) Mitat Çelik biri kendinden ayrılmış üç kişinin “Veda”sındaki ateşi ve üşümeyi duyuruyor, Zeynep Işıl çıtkırılacak bilekler gibi ince kapılardan geçmenin “Zaman Buhranı”nı yaşatıyor, Bahri Çokkardeş orman gürültüleri içinde büyüyen yalnızlık gerilimlerinin “Gül Gölgesi”yle yansımalarını anımsatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Andız’ın Bahar (1) sayısında A. Uğur Olgar’ın “yatay simetrik yapı”yla oluşturduğu “Şiirin Gece Yarısını Biz Yazdık”ı güney balkonundan sarkıtılan ırmağa bakan şairin esin saatlerini ele vermesiyle, Ali F. Bilir’in “Sessiz”i çocuklukta ırmağa atılan taşı arayışıyla, Celal İnal’in “Çocukluktan”ı sessizliği paylaşan bilgeleri anımsatmasıyla yazıldı şiirin sayfalarına. Yaz (2) sayısında küçük İskender’in temas halinde bir dalgınlığın konçertosunu dinlettiği “Yüzüm Hipotenüsüm”ü, Hasan Güneş’in harcanan çığlıkların beynimizde paslanan “Vidalar”a dönüşmesini anlattığı şiiri, Mehmet Şükrü K.’nın zehir sunucu kadınlar tarafından öpülmeyi istediği “Paltolu Ruh: I. Tablet”i, Adil Okay’ın erotizmin derinliklerinde cesaretle dolaşan “Güneş ve Kadın”ı dikkat çekiciydi. Güz (3) sayısında Bedriye Korkankorkmaz boşluğa düşen su damlalarının içe dokunuşunu, yaşlandıkça konuşmayı unutuşunu “Nasıl Anlatsam” diye soruyor, Ümit Sarıaslan eski yollardaki teker izleriyle şiiri “Takas” ediyordu. Aralık (4) sayısında Hüseyin Alemdar “Tenha Taflan” şiirinde şair Azer Yaran’a içli bir ağıt yakar ve Muzaffer Kale kış ağacının dallarında kilitli binlerce yapraktan “Yardım” isterken, Sadık Yaşar “Şeytanın Saçları Yok”ta sefaletin babaları ağzından öldürdüğünü söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berfin Bahar’ın Şubat (84) sayısında Mehmet Şükrü Kaplan’ın “Gizyazı”sı iki cenazenin acısıyla hayata atılan gemici düğümü; Mart’ta (85) Aziz Kemal Hızıroğlu’nun “İnanç”ı karanlıktan yana metruk avize; Mayıs’ta (87) Nergiz Ağdatlı’nın “Topluyorum Bakışlarımı” şiiri ise yüzünün aynasında başkalarını gören birinin dağılmış eşyalardan bakışlarını toplama telaşı olarak dikkat çekti. Haziran’da (88) şiirimizin yaşayan devi Dağlarca’nın yıl içinde yayımladığı toplantı izlekli şiirlerinden biri olan “İnsan” yarısı gece yarısı gündüz olan bir kalabalığı betimliyor; Eylül’de (91) Abdullah Şevki’nin söylediği “Kardeşlik ve Orman” türküsü tanış çıkan boşluktaki rüzgârla yürüyor, Sedat Umran’ın ipin kopacağını düşünmeden salladığı “Garip Salıncak” bu rüzgâra eşlik ediyordu. Ekim’de (92) H. Hüseyin Yalvaç kendini martı sanan “Üç Ala Karga”nın ironik öyküsünü anlatırken, A. Uğur Olgar vakte ve kadınlara “Serzeniş”te bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Nokta’nın Ocak (36) sayısında Mahmut Avcı’nın “Ayna Zamanı” ayrılıklardan başkasına sığmayan eski ve yeni zamanlara değiniyor, Mürsel Sönmez “Gülün Halleri”nde masanın üzerinden apansız kaybolan ve düşüp parçalanan vazoyla gül arasındaki ilişkiye eğiliyor, Mart’ta (38) Resul Tamgüç “Sabah” vakti biriktirdiği acı suları sayfaya serpiyor, Hasip Bingöl “Sancılar Çölde Başlar”da tarihin kımıldanış dönemleriyle çöl arasında şaşırtıcı bir bağ kuruyor, Mayıs’ta (40) M. Davut Yücel “İç İçe”de ben’lere misafir oluyor, Haziran’da (41) Nurettin Durman “Sevgili Kasidesi”nde sevgilinin evinden çalınan sırların hırsızını ifşa ediyor, Sıddık Ertaş “Çağrı”da yaşamanın kazaya kalmaması dileğinde bulunuyor, Mürsel Sönmez “Dile Gelmeler”de uzaklıkla yakınlık arasındaki trajikliği sorguluyordu. Derginin Temmuz (4) sayısında Arif Dülger “Akşamın Sabah Perdesi”nde yüzündeki harap coğrafyayla yürüyor, Mustafa Özçelik “Mehriyâr İçin Şiirler”de belalı sırlara vakıf olma arzusunu dile getiriyor, Murat Soyak pazar yerinde zamana dağılan bir “Gezinti” yapıyor, Özcan Ünlü “Hani Sen Sokaktaydın...” şiirinde sevgilinin ellerini tutan yalnızlığı bitirmeye çabalıyor, Ağustos’ta (43) Davut Güner söyleyeceklerini unutmuş ve hayatın akışına kapılmış olmaya “Haziran Kapıları” açıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl Mart-Nisan’da yayımına başlanan Bireylikler’in ilk sayısında Hayati Baki “Toz”un çağrışımlarını geliştirir ve zamanda silinmeyi-görünmeyi imlerken, Salih Aydemir sözün hızıyla uzayacak boşluklarda “İmlâsız Yalanlar”a dikkat çekiyor, Volkan Şenkal “Kod Adı Menekşe”de yeni hayatın getirdiklerine bakarak çiçek adlarına yeni söylenimler peşine düşüyor, Tezer Cem “Bulaşık”ta kalın cam ardından görülebilen kederleri gösteriyordu. Mayıs-Haziran’da (2) Pelin Özer “Tersine İntihar”da kendisine ölüm günlükleri okunmasına, örümcek ağlarının nasıl bozulduğunun anlatılmasına, unuttuğu rüyaların hatırlatılmasına itirazlar dile getiriyor, Şakir Özüdoğru ölümden, kaostan, kötülüğün rengine boyanmaktan geçip gelerek dünyaya düştüğü için “Özür” diliyor, Özcan Erdoğan bir tüfeğin havlamasının ardından gökte yatan iri kuşları kaldırarak “Sürek Avı”na dikkat çekiyor; Temmuz-Ağustos’ta (3) Volkan Şenkal cadde ve sokaklardaki “Fırtına”ların içinden geçerek yatağında dişi bir aslan gibi kıvrılmış kadına ulaşıyor, Mustafa İbakorkmaz hep başka bir zamanı yaşayarak “Tükenmez Kelam”lar söylüyor; Eylül-Ekim’de (4) küçük İskender gerçeküstü imgelerin göstergeleriyle davranarak insanlardaki “Özgül Sağırlık”a odaklanıyor, Emre Gümüşdoğan masumiyetin parçalanmış cesedine bakarak “Beni Sözcüklerimden Asın” diyor; Kasım-Aralık’ta (5) İsmail Bora Özcan “Sargı Bezine Yazılmış Yara Tercümesi”nde fotoğrafına geç kaldığı bir hayatın kalıntısına bakarak yarının boşluğuna bir kuyu sarkıtıyor, Serkan Engin “Blues ve Bülbüller” şiirinde bütün heveslerini havalandırdığını ve kalbinden kurumuş kederler döküldüğünü söylüyor, Aziz Kemal Hızıroğlu “Trajedi Koğuşu”nda beş kıtanın dinmeyen fırtınasını kendine açık yara ediniyor, Alaattin Topçu dergi editörüne ithaf ettiği “Kimin Hikâyesi?”nde büyük bir içtenlikle şöyle diyordu: “Bir dergiden diğerine koşturup dururken / Hiçliğine şaşıp kalıyorsun, umarsızlığına”. Bireylikler’in son sayısındaki ilginç şiirlerden biri hiç kuşkusuz Hakan Sürsal imzalı “Afrika”ydı. Hemen her sayısında şiirde biçimselliği, yenilikçi biçim ve yapı arayışlarını temelden reddettiğini ilan eden bir dergide kıtalarının dize kümelenişleri 1+2+3+4+5+6 biçiminde olan bir şiirin yer bulması şaşırtıcıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damar’ın Ocak (166) sayısında Ayhan Can “Çilenin Kaptanı”nda yaşanan her yerde eskiyen zamanı, Şubat’ta (167) Fettah Köleli hayatın acımasızlıklarından, liberal eşik bekçilerinin umursamazlıklarından derlediği “Amatör Kamera Görüntüleri”ni sunuyor, A. Nail hafif cisimlerin kaybolduğu açıklıkta kendini “Kırlangıç Saatleri”ne ayarlıyor, Ali Yüce “Tanrılar Parlamentosu”nda paganist dönemin mitik yansımalarından aldığı izleklerle yeni bir şiir kuruyordu. Mart’ta (168) Ruhan Odabaş kuşkulu bir akşamdan sonra “Aydınlık Bir Pencere” önünde durarak yeni güne tomurcuklanan zamana bakarken; Nisan’da (169) Ş. Avni Ölez “Ateşlerin Efendisi”ne kelebek takviminde ertesi olmayan günleri gösteriyor, Babür Pınar çocukluğun penceresine tünemiş “Yalnızlık” korkusunu duyuyordu. Mayıs’ta (170) Ali Yüce “Yeni Medya”da Yunus Emre’nin şathiyelerini andırır ifadelerle müthiş eleştirel bir ironi yakalamış, medyanın suya sabuna dokunmayan habercilik anlayışını resmetmişti: “Dün akşam haberlerimizde / Görüntüye getirmiştik / İzlediniz mi bilmem / Elektrik direğine çıkmış / Yaşlı sayın bir deve / Romatizma ağrıları artmış / İnemiyormuş yere”. Aynı sayıda “Konuşan Sözcük”lerine devam eden İhsan Topçu bütün sözcüklerin aynı “yol”a çıktıklarına işaret ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran’da (171) Asım Gönen “Rüşvet Makamı”nda paranın sınırları yıkması karşısındaki itirazlarını seslendiriyor; Temmuz’da (172) Bülent Güldal masalların değil gerçeklerin kerpiç evlerindeki “Yanlış Bahçenin Kavruk Gülleri”ni kokluyor, Koray Feyiz ölü bir yaprak kadar itirazsız yaşayan bir şehrin “Ölüm” sessizliğini duyuruyor; Ağustos’ta (173) Arif Madanoğlu hayatı anlamakla hayatın birbirinden farklı olduğu bir zamandan “Çan Çiçekleri” topluyor; Eylül’de (174) Aydın Karasüleymanoğlu su içinde ateşi sakladığı için “Sevdan Bana Borçlu Kaldı” diyor; Ekim’de (175) A. Uğur Olgar karıncalarla yarıştığı ırmak kenarındaki caddede “Yerin Çağrısı”na kulak veriyor, Serkan Engin yalnızlıklarda yok yere açılan bir kapı olma halini “Zayi” ile anlatıyor; Kasım’da (176) İkinci Yeni’nin ustalarıyla buluştuğu şiirinde Ersan Erçelik sevgilisinin “Göğsüne Gömülerek” kendisine yakıştırdığı ölümü bildiriyor; Aralık’ta (177) Abdullah Şanal kör çağın kırılgan isyancıları “Biz Çiçek Çocukları”nın dünyasını yansıtıyor, Babür Pınar acılar içindeki ormanda “Ağaçlara Dair” ölüm öyküleri anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dergâh’ın Ocak (179) sayısında İbrahim Tenekeci “Güneşte İhtiyarlar” şiirinde ölüme yaklaşan, ölümün yaklaştığı ihtiyarların dilinden “dünya işte, harfleri zor seçiyor / daha geniş bilgi için bakınız mezarlığa” diyor, Süleyman Çobanoğlu kâfi miktarda güzel olmadığı zamanlarda geldiği “Radyolu Kahve”yi anlatıyor; Şubat’ta (180) Murat Çeşme ilginç şiirinde bir boyacının dilinden ironik ifadelerle “Boyayalım” diyor; Mart’ta (181) Hayriye Ünal “Beni Sade Sen Sevdin”de ayağının tozunu silkip eşyasını karıncaya yükleyerek ayrılığa adım atıyor, Zeynep Arkan vagonun açık kapısından dünyaya “Savrularak” duyulmamış seslere gidiyordu. Nisan’da (182) Nurettin Durman yaşam deneyimleriyle aldığı yolu anarak sayfaya “Zeval Vakti Bir Yağmur” yağdırırken, Ali Ekecik “Serüvenim”in ilk bölümünde kavak tüylerinin uçuştuğu bir günde dünyayı teslim alma macerasını anlatıyordu. Mayıs’ta (183) İsmail Pelit uzun dizelerle kurduğu uzun şiiri “Yeni İktisat”ta dünyanın yeni zamanlarındaki müzikli iktisat bilgisini ironik bir dille anlatırken; Haziran’da (184) Ünsal Ünlü çağrılmayan ve yabancılaşan bireyin “Şüpheli ve Yalnız” adam oluşunu dile getiriyor; Temmuz’da (185) Evren Kuçlu soluk adamları, pembe kızları ve lirik hayalleri savurarak “Tasa”lanıyor; Ağustos’ta (186) İbrahim Tenekeci kimsenin kendi yasını bile tutmadığı zamanlarda insana bakıştaki “Görüş Mesafesi”ni sınıyor; Eylül’de (187) Murat Menteş “Aceleci Tefecinin Ebediyet Süsü Verdiği Anlar”da gözyaşı averajıyla yaşanan dönemlerde platonik parantezlerin kapanmayışına odaklanıyor, Levent Karataş sıkıntıya işaret olduğu söylenen “Çöl Rüyaları” görüyor, Zeynep Arkan “Kanıma Çakal”da “bir güzel sustum kendimle görülmeye değerdi” diyor, Cevdet Karal “O Söylerken”de dinleyen şairin durumun yansıtıyordu: “o sesle uyandım... // kelimeler, bir büyülü kapıdan / gece uçmaya hazırlanan / kanatlar gibi kanatlandı”. Ekim’de (188) Ali Ayçil “Kayıp İstasyon” şiirinde pelteleşen iklimin bakir şaşkınlığı içinde “hangi kırdan kıraçtan, hangi ruhtan getirdin / bu ıslak bahçeleri, bu biçilmiş ekinlere hatırlatan kokuyu?” diye soruyor, İsmail Kılıçarslan “Bir Evimiz Varmış Gibi”de tekinsizliğe odaklanıyordu: “baş belasıyım, tekinsizim, cebim delik, üstelik şarkı söylüyorum / incelikli ve kaygılı şarkılar, yalnız ve dünyaya saldıran, boşver”. Kasım’da (189) Cevdet Karal “Return to Inbox”ta güneş perdelere gürültüyle çarparken bedeninin ruhundan çıkarılmış bir elbise gibi yatağın üzerinde atılmış durduğunu söylüyor; Aralık’ta (190) Bora Bostancı “Uşak” şiirinde kapıyı zorlayan yağmurun şiddetini ve ağzı kulaklarında bir maskeyle dolaşan yalnızlığımızı gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derkenar’ın Ocak-Şubat (7) sayısında Furkan Çalışkan gelişmesi eksik kalmış öykülerde yaşayıp Kusturica’yı anımsatarak “Çingeneler Zamanı”nın izini sürmüş, Mehmet Şah Erincik kendi ıslığını kendi çalma cesaretini bulmuş; Mart-Nisan’da (8) Yasin Onat kentteki kar çağrışımlarına yaslanarak sıkı bir “Kar Şiiri” söylemiş; Mayıs-Haziran’da (9) Bahadır Cüneyt kısa vadeli kurtuluşlara odaklanmaya satirik gözlüklerle bakarak “Eve Yalnız Dönen Ayaklar”ın sokaklarda bıraktığı izleri göstermiş, Furkan Çalışkan rengi atmış dünyanın masumiyetindeki derin gerilime odaklanarak “Donmuş Bir Nehir Kadar Rahat” olmanın ürkütücülüğünü duyurmuştu. Temmuz-Ağustos’ta (10) Mustafa Akar’ın “İhtimal Teyze”si uzun bir kışın ardından gelen çocukluğun zamansız şimdisine bakarken, Ünsal Ünlü “Ağır Düşler”de kalın bir kitaba gölge gölge sığınan ormanda geceyle birdenbire çarpışan yüzünü göstermişti. Ekim’de (11) İbrahim Tenekeci “Üç Saniye Koridoru”nda saray taşlarından yapılan gecekonduyu yalan dünya diye yorumlarken tarih denen şeyin borçtan kurtulma olduğunu söyleyerek bireyseli ve toplumsalı aynı anda kavramıştı. Alper Gencer bir genç kız ölüsünden yapılan “Yüzük” ve dudakları aralayan söz arasında bağ kuruyor, Cafer Keklikçi dünyayı şair gövdesine tersinden sarılacak bir “Sarmaşık Ağacı” olarak görüyor, Mustafa Akar “Ve Allegro”da telaşlı rüyalarla uyanılan bilgelik dolu günleri ve masallardan uzanan karlı yolları anımsatıyor, Ekrem Yazıcı “Temmuz”da gümüş renkli vazodaki hayatsız papatyayı ve iki güvercinin çığlığını buluşturuyordu. Kasım’da (12) Hüseyin Akın “Geri Sayım”da ölüme yakın takip yürürken hayatın acılardan sızdığını gösteriyor, F. Zehra Kalkan şekilsiz kahkahalar eşliğinde ertelenmiş fotoğrafların pencereden sarkış “Günce”sini tutuyor, Nurettin Durman dünya hayatının kısalığını ve ağaçtaki yaprak gibi sallanan zamanı görerek “Kısa Yol İçin Uzun Şiir” söylüyor, Adem Turan yalnızlığın uğultusu içinde dünyaya ve dünyadan “Taşınma Meselesi”nin zorluklarına eğiliyor, Esra Elönü aptalca yakınmalar ve tilkiliklerle süslü ciddi adamlar hakkında “İyi Durum Yazıları” yazıyor, Mustafa Uçurum köklerinden ayrılan ve “Rüzgârla Gelen” sözleri kayıt altına alıyor; Aralık’ta (13) Hüseyin Akın “Hiç Yoktan” ince sızılarla kıvranan sessizliğin yağmurların peşine takılıp gidişine şaşıyor, Mehmet Aycı “Eskin”de hayatın kan rengine odaklanarak şöyle diyordu: “masala dönüyoruz atların kanatları / gerçeğe dönüyoruz kanatları atların”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dize’nin Ocak (111) sayısında Halim Yazıcı “Su Tenleri”nde zamanın ince çizgisinden kaçıp gitme arzusunu, barbar süslü odalarda Mustafa Eroğlu “Sandalyelerin Yenilgisi”ni dile getirdi. Şubat (112) sayısında Mehmet Mümtaz Tuzcu’nun “Sıtma”sı adresi gizli gizli değişen karanlığa eşlik eden dev bir sırıtmaya dikkat çekerken, İlhan Berk “Suya Bakıyorsun”la suyun zamanda dolaşmaya çıkışını anlattı. Mehmet Sadık Kırımlı taş yorgunluğunda bir “Hüzün Çanı” çalarken, Melih Elhan çerçeveden çıkıp giden bir “Resim” duygusu yarattı. Mart (113) sayısında Veysel Çolak şiire çizdiği “Gizemli Ufuk”ta geceden ürpertiler edinmiş, Gonca Özmen yatay simetrik yapıyı anımsatan biçimsellik içerisinde sözün ateşle ilgisini sorgulayarak “Dağılma”nın şiirini yazmış, Eren Aysan’ın “Çay Kuarteti” tahta masa ağzında uçurumdan düşme korkusunu dizelere dökülmüştü. Nisan (114) sayısında M. Mazhar Alphan “Çat Kapı”da İstanbul’u iskeleti çıkmış bir kalabalık olarak niteliyor; Mayıs’ta (115) Deniz Durukan “Düet”te düzgün bacaklı atların usulca çömelişinde, Altay Öktem “Melekler Dansı”nda suyun bardağa dökülürken çıkardığı gürültüde bulduğu şiiri dillendiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran’da (116) Özkan Satılmış avuçlarımızdaki gezegene demir atan uçurtmaların seyredildiği bir “Kuğulu Sokak” çizerken; Temmuz’da (117) Kâzım Şahin yağmur başladığında bir yalnızlık “Düş”ü görüyor; Ağustos’ta Engin Turgut (118) çitlerin arkasında güneşlenen kadına yakınlaşabilmek için “Kırmızı Kapı”dan giriyor, Mustafa Fırat “Sır” içinde sır ve dağ içinde dağ olarak denize dökülme arzusunu yineliyor; Ekim’de (120) Hülya Deniz Ünal karabasanla anlaşmayı yırtan göçebe kuşun “Vefa”sını anımsatıyor, Betül Yazıcı “Bazıları”yla kayıp harflerin şiirini yazarak buluşuyor, Bahri Çokkardeş “Fırtınalar” içinden geçerek yazgısı dağılan insanlara yürüyor, İlhan Kemal “Boynum Rüzgârda Savrulan Kolye”de ayazdan bir masada unutuluşunu dile getiriyordu. Kasım’da (121) Yusuf Alper’in “Ağıt Yak”ı yolların kapanışına karşın bir ufuk umudunu diriltmekte, Selami Karabulut adını boşluğa sesleneni bulamamanın “Endişe”sini taşımakta, Soner Demirbaş “Teğetinde Gece”nin erken yağmurun perdesini kaldırarak dolaşırken Hilmi Haşal azar azar aşılan yolların güzelliğinden ve söylenmiş sözlerin bıraktığı boşluktan “Az Çok Teselli” bulmakta; Aralık’ta (122) Fergun Özelli izmarit ilmini izleyen izcilerin incecik iklimlerine “Kırık Yoncalar” dağıtmakta, Sadık Kırımlı “Çürük Elma”da kuşların dallarda unuttuğu sevinçleri ve uzun bacaklı gölgeleri toplamaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat ve Eleştiri’nin Ocak-Nisan (80) sayısında Ergin Yıldızoğlu’nun “Çoğu Kez”i ışıkları açık unutulmuş bir evdeki eski eşyaların karanlık beklentisini, Eren Aysan’ın “Yazbitmedenyazbitmeden”i hiçbir adreste olmamanın ve sepya fotoğraflara bakmanın güzelliğini, Tekin Gönenç’in “Çocuk Anneler”i kıyılarımıza gözü dönmüş bir lodos gibi çarpıp giden gecelerin kızları erken büyüten uğursuzluğunu, Nurduran Duman’ın “Renklerin Örgüsü” yaprakların ve sözün çürümemesindeki paylaşımın kutsallığını dile getiriyordu. Mayıs-Haziran’da (81) Maria Şatıroğlu derin bir acının izleriyle kurduğu “Senden Ayrılınca”da yaşamın gel-gitlerini, “kentte kırmızı ışıkta ansızın önümüze çıkan bir ceylanın telâşını duyuruyor, Ahmet Kerem Çebi “Boşluk Üzerine Sıradan Savlar”da doğadan kaçışımızın hızındaki aymazlığı somutlaştırıyor, Hayriye Ünal “Deveyi Yardan Uçuran” bir tutam dizede kadın olarak övülme, beğenilme karşısında aldığı alaycı tavrı netleştiriyor, Ertuğrul Özüaydın uzaklarda yürüme isteğini iklimin sertliğine ekleyerek “Bu Kışın Son Çalışması”nı yapıyordu. Temmuz-Ağustos’ta (82) Hüseyin Peker sokakların karmaşasına ve geceyarısı bir taksiden atılmaya “Suç Ortağı” olmuş, Enis Akın “Manuel Francisco Dos Santos”ta büyük aşkların tıpkı ayaklanmalar gibi ileriye doğru koşan adamlarını yediğini dile getirmiş, Abdullah Kaygı “Boşluğa Mektup”ta bazı harflerden yola çıkarak kimseleri, sesleri, anlamları, yıldızlardan yapılacak bir alfabeyi resmetmiş, Şeref Bilsel “Burası Üsküdar Radyosu”nda bir meleğe çarpmış gibi tedirginleşen ve uyurken balkonları içeri alan bir şairle (kuşkusuz: Serdar Koçak) söyleşmiş, Mehmet Ercan “Şiir Irmağından İçmek”te, Ayberk Erkay “Kuşbakışı”nda yatay ve dikey okumalara, üç boyutlu görüntülere kapılar açarak ve şiiri laf kalabalığına boğmayarak somut şiirin nitelikli örneklerini vermişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül-Ekim’de (83) Ahmet Erhan sevilmediğini düşünmenin acısıyla sevgili yurdundan ellerini uzatmasını istediği bir “Bağlar Gazeli” söylüyor, Enis Akın elini tutmak isteyen elleri bükmek mesleğinde ilerlerken boğazındaki düğümün kendiliğinden çözüldüğünü ve “İyi Düşünülmüş Sorularla Zaman Kazandık”larını belirtiyor, Tahir Musa Ceylan “Asimetrik Sevmek”te aşkın ve yaşamın paradokslu yanına odaklanıyor (“Bir sonbahar büyüyorduk sevmiştim seni / Başka bir sonbahar ölüyoruz, hâla seviyorum seni”), Betül Dünder “Harfzeden”de zamanın karadüzeninden yakınıyor (“çekip almak isterdim seni elbet / ezberlediğin tenhadan ve sözlerden / bende biriken öğütülmez bir aşksın sen / karadüzen içinde oysa dönmekte değirmen”); Kasım-Aralık’ta (84) Emre Fidel “Sokak”ta yağmurlu bir gecede sokağın yürekte kök saldığını söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski’nin Aralık 2004-Ocak 2005 (38-39) sayısında Ahmet Necdet’in “Tankalar”ı dikkat çekti. 58 numaralı “tanka”da şair şöyle diyordu: “Yoksa kış mı bu: / Sis, fırtına, tipi, kar / Ve kış uykusu, / Çok kez kendine gaddar / Bir mevsimin tortusu!” Yanı sıra Kemal Gündüzalp “Gül’ü Seven Şövalye”de kırılmalara, kalp delinmelerine ve düş bozgunlarına alışmış olarak annesini kırık bir mermer parçası gibi yonttuğunu söylüyor, Ahmet Ada kaygılı sözlerin buğusu ve kalın hüzünle arasına bir “Perde” çekiyor, Nihat Kemal Ateş “Gözleri Şafak Vakti”nde gecede koşan çığlığın ayak seslerini dinliyor, Oğuz Özdem “Eski Duvar”da ateşlerden kopup gelmiş dillerdeki sözcüklerde artık harf aramadığını dile getiriyordu. Şubat’ta (40) şiir okuru Veysel Çolak’ın külün içinde saklanan yangının ısısını taşıyan “Efsane”sini, Yusuf Hafçı’nın suluboya sürrealist güneşin bulutsuz kaos uykularında sunduğu “Vodvil”i; Mart’ta (41) Ahmet Ada’nın parçalanmış hayatların ve yeryüzü gençliğinin güzel zamanlarına odaklanan “Küçük Kanto”sunu, Ahmet Necdet’in varlık sandığı hiçlikle oyalandığı “Hep’le Hiç Arasında”sını, Sabriye Çiftçi’nin kilitli kapıların ardında kalan sorulara işaret ettiği “Bozkır Yüzlü Kadınlar”ını okudu. Nisan’da (42) Güray Öz elinden alındığı için yarım kalan işleri özlediği “Kitaplardaki Kelimeler”le, Ali Şerik son uykusuna yatan bedenlerin dünya ihanetine sürüklendiği “Hançer”le; Mayıs’ta (43) Timuçin Özyürekli yanından geçip kalbine dokunan ölümün ürpertisiyle oluşturduğu “Penceremde Güvercinler”le; Haziran’da (44) Güray Öz eski şiirlerin derinliğini tazelikle taşıyan “Sır”la, İlker İşgören bütün takvimlerin Fransız ihtilalini gösterdiği “Mühürlü Topraklar”la; Temmuz-Ağustos’ta (45-46) Özkan Mert bir albatrosun kanatlarıyla hayata vurduğu “Hayatı Öğrenmeye Vaktim Yok!”la, Ersan Erçelik bir metni öldürme tarifleri arasında dolaştığı “Buz Karanlık”la; aşk şiirlerinin çoğunlukta olduğu Eylül-Ekim’de (47-48) İsmail Toksoy sevgilisinin göğsünde çırpınan sığırcık yavrusuna dokunduğu “Aşkın Bencil Kıyılarında”yla, Kemal Gündüzalp şiire soyunanlara kalemlerini yontmayı önerdiği “Aşk Çıplaktır”la, Özkan Satılmış günün parmak aralarına dolan zifti ve dilinde büyüyen usturayı gösterdiği “Aşk da Terler”le yer aldı Eski’nin sayfalarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etken’in Ocak-Şubat-Mart (2) sayısında Altay Öktem “Derin Dilek”te içindeki metal hüznün garip seslerini dinliyor, Ayten Mutlu nergis gözleri zamanın oklarıyla kör edilen “Anılar”a odaklanıyor, Şerif Erginbay göğün dibini döven bir fırtınada sonbahara çıkan “Adımlar” atıyor, Gülümser Çankaya “Karşılayan Dalga”da ışıklı başlangıçların kararışından yakınıyor, Hilal Karahan dramatik kurgusu ve söyleyişiyle Edip Cansever’in şiirlerini anımsatan “Bir Böceğin Üç Gün Duvarda Hiç Kımıldamadan Durması Üzerine”de hayat içerisinde kimselerin fark etmediği ayrıntılara odaklanıyor, İlhan Kemal “Fırtına Makamı”nda insanların işinde gücünde oluşundaki umursamazlık karşısında şaşkınlığa düşüyordu. Derginin Temmuz-Ağustos-Eylül (3-4) sayısında Güven Turan “Bir Yılın Bitimi”nde kışın konuşması karşısında suların susuşuna dikkat çekmiş, Şerif Erginbay bağbozumlarından geçerek “Işık İçimde” demiş, Gülümser Çankaya boş bedene çekilen bağımlılık karşısında “Tedirgin”lik duymuş, Olcay Özmen “Yalnızlık, Kuşlar”da saatleri tırnaklarında kanatmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıl olduğu gibi geçen yıl da fazla şiir yayımlamayan Evrensel Kültür’ün Şubat (158) sayısında Sennur Sezer’in Anımsamalar”ı annenin ölümüyle hissedilen karmaşık duyguları, Atılcan Saday’ın “Yan Yana”sı üç bin yıllık taşta ölüm-yaşam karşıtlığını, Selma Ağabeyoğlu’nun “Gitme Dedim”i bırakılmanın acısını anlatıyordu. Mart’ta (159) Gülsüm Cengiz’in “Kızıma Lirikler”i acıların sonsuza dek sürmeyeceğini göstererek yaşama bağlılığı öneriyor; Mayıs’ta (161) Asım Gönen “Ateşten Kelimelerin Bayramı”nda ekmek kokan düşleri ve kanayan gülücükleri gösteriyor; Haziran’da (162) Gültekin Eren “Çocuk Ölüm Anne”de uçurtmanın ipine asılan çocukluğu düşündürüyor; Temmuz’da (163) Sennur Sezer “Eskişehir Şiirleri”nde tren ateşçisinin küreğinden geceye savrulan yıldızları gösteriyor, Selma Ağabeyoğlu “Sitemdir”de gecenin sesindeki ağıtı duyuruyordu. Ekim’de (166) Cenk Gündoğdu “Anne Serpintisi”nde denizin çocuğa değdiği yerdeki kırmızı çığlığı, Salih Bolat “Yol”da avluda yas tutan salıncağın ve geç kalmış adamların ayaklarıyla ezilen yaprağın hüznünü; Kasım’da (167) Bülent Şamcı “Bilseydiniz”de hayatın dolambaçlı yollarında büyüyen yoksulluğu ve güzellikleri kederlerinden gelenlerin soyluluğunu duyuruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl çıkmaya başlayan ve iki sayı yayımlanan Fayrap’ın Eylül-Ekim (1) sayısında Hakan Arslanbenzer’in “Mert Kal’ası Yalnızlık” şiiri dünyaya saldıran bir şairin dostluk, yalnızlık, parasızlık izdüşümleriyle dikkat çekiyor, Eren Safi’nin “Müslüm Gürses MP3”ü taşıdığı derin duygusallıkla, kızlardan yakınmalarla, “halkımız”la konuşmalarla karmaşık bir yapı oluşturuyor ve geleneklere eleştirel bakıyordu. Esma Toksoy’un “Hava Kararırken Beni Dolmuşa Bindir” şiiri camdan içeri kaçan rüzgârın ve küçük parıltılarla dolmuşun sarısını açan güneşin izleriyle yürüyor, Aslı Serin’in “Hotel Yaman”ı bir yandan öykünmeli-arabesk bir ses kurgusuyla “boşandım şair filan oldum bu akşam” diyor bir yandan da klasik erotik görüntülere yaslanıyordu: “öfkemi ve çenemi sevdim en çok memelerimi / ne yalan söyleyeyim üstümde düşledim gövdeni”. Hakan Kalkan’ın “Somut Şiirler”inin dördüncüsü ise sürekli değişen adreslere, yeni başlangıçlara, çalınacak kapıların tükenmesiyle zamana yetişemeyen bir şairi haber veriyordu. Derginin Kasım-Aralık (2) sayısında Eren Safi’nin “Beni Tanımıyosun” şiiri taptaze bir terk edilmişlik duygusunu, durumunu incelikli göndermelerle dile getiriyor, acıyı inkâr etmekle kabullenmek arasındaki çizgide günlük hayatın ayrıntılarıyla ilerliyor; Melek Arslanbenzer’in “Hadi Kandır Beni Sıkıysa” şiiri aşkın, herkese bir şeyler öğreten hayatla ilgisizliği üzerine kurulurken, Fazıl Baş’ın “İşine Bak” şiiri haine hain diyebilmenin ve sahtekârların ikiyüzlülüklerini yüzlerine vurabilmenin mertliğini taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceyazısı’nın 7. sayısında İlhan Berk’in “Kuşlar Altın Arabalar Elmas Gölgeler”i vardı. Başlığı muhteşem fakat içeriği dar ve kısır bir şiirdi; hatta denebilir ki sadece başlığıyla var olabilen bir metindi bu. Derginin 8. sayısında Enis Batur’un “Yeni Şiirler” ütbaşlığıyla on şiiri yer aldı. Bunlardan “Saat Ayarı”nda Batur “fakirler ve şairler erken kalkar” diyor, şiirin neye yaradığını sorguluyor; “Soluk İzler”de coğrafyadaki “derin ve uzun bakışların soluk izleri”ni arıyor; “Mutlak An”da durmadan kendini hatırlatan bir sızının peşine düşüyordu. Bu şiirlerde imgesellik ve anlatımcılık iç içe geçmişti. Ömer Aygün gazel biçiminde yazdığı “Ferah Fikir Merhaba”da bilmemenin rahatlık, korkmanın ayıp, sevmenin zor olduğunu dile getiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösteri’nin Ocak (266) sayısında Osman Hakan A.’nın “Sırçadır İçim” şiiri şairin sesini inceliklerle sürdürmesinin yeni örneklerindendi: “Nasıl bir nehir doyuramazsa bir denizi / Bir inci denize öyle doyar / Ne aç, ne tok... geçer günler”. Arife Kalender’in “Lacivert Adam”ı kalabalıkların gürültüsü içinden süzülüp gelen sesle kurulabilen bir iletişimi bildiriyordu: “birileri konuşuyor birileri / sis, gölge, gürültü / farkettim birden, onca sesin içinde / ben sesinin tadına bakıyorum”. Mart’ta (268) Metin Cengiz’in geçen yıl başlayıp bu yıl sürdürdüğü “Anmalar”ından “Ercüment Uçarı Anması” bu sayının iç ısıtan şiirlerindendi. Haziran (271) sayısında Haydar Ergülen’in “İki Çocuklar Gazeli” “çocuk harfler adına” konuşmasıyla, Ahmet Özer’in “Görüntüler”i modern epiğin sesini lirizmle harmanlayıp sayfaya taşımasıyla, Şükrü Sever’in “Sorular Kitabından”ı ise balkonlarda akşam telaşını hissettirişiyle ilgi çekiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz-Ağustos (272) sayısında, 1980’ler Şiiri’nin öncülerinden Tuğrul Tanyol’un “Tek Bir Mevsim”i geniş bir hayat yorumu sunuyordu: “her şey bir mevsim / her şey öylesine uzak / suyun ortasında kalmış gibi / çırılçıplak”. Salih Bolat’ın “Söylenceler”i işitilmeyen ama hissedilen mitik diliyle ve dünyaya ilişkin dokunaklı keşifleriyle önemliydi. Eylül’de (273) Ali Günvar’ın derinlikli “Mâhur Sone”si Asaf Halet’i, Tanpınar’ı, Cemal Süreya’yı buluşturan dikkatler sergiliyor; Ekim’de (274) Ahmet Bozkurt’un “Carte Postale” şiiri “puslar içindeki yüz”ü bozbulanık aynalara yansıtmayı isterken Mustafa Fırat’ın “Sızı”sı “yollara örülen duvarları süsleme vakti”ni duyuruyordu. Her iki şiirde de incelikleri yakalama arzusuyla birlikte zamanın yürüyüşünden duyulan kırgınlık, farklı bağlamlarda olmak üzere, sayfalara düşüyordu. Kasım’da (275) Abdülkadir Budak’ın “Büyük Kendi”si büyük olmakla kendi olmak arasındaki farkı sorgularken aslında bir yandan da hem büyük hem de kendi olmanın sınırlarında geziniyordu: “Evet büyüktür giyinmek / Soyunmaktır kendi olan”. Aralık (276) ayında kapsamlı bir küçük İskender söyleşisi dikkat çekiyor ve İskender “Ruhun Omurgasını Buldum” şiiriyle zebanisi olduğu cehennemde yanmanın estetiğini dile getirirken, Serkan Ozan Özağaç “Marie Sophie..” serisinden yayımladığı şiirlerde Marie Sophie’nin hayatını şekillerin dışında bırakışını ve kirlenmemiş sözlerde paslanan uzaklığını anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hece dergisinin Şubat (98) sayısında derginin sürekli şairlerinden Cahit Koytak “Yaşlı Yalvacın Acıları”yla kadınların duygu karmaşasını sorgulamıştı: “Bütün kadınlar mı biraz böyledir, yoksa bazıları mı? / Ne yapsanız, zalim olmamak elinizden gelmez! / Siz onlara doğru eğildikçe, bastığınız yer çöker / Ve her seferinde onların karışık duyguları, oyuntuları / Biraz daha aşağı çeker sizi.” Hüseyin Atlansoy’un “Sebepsiz Hüzünler Sultanlığı” yolunu yitirenlerin, gariplerin, incinmişliklerini kirpiklerinin ucunda taşıyanların, Erdal Çakır’ın “Haykırsam Dağlar Bilir mi Issızlığın?” akşamın gölgesinde seslerin terk edildiği yerlerin ve altın renkli bir sükûtun, Ali Ayçil’in “Bozkır”ı ise uçurumlara ve boşluklara ulaşmanın şiiriydi: “Burada bir boşluğa kapı yaptılar beni / kansız düşmüş yapraklarla desteklendi eşiğim.” Mart sayısında Celâl Fedai’nin “Bulanık”ı büyük suyun üstündeki yağmurun kımıltısına dalıp gidiyor, Ahmet Edip Başaran “Gölgemin Kanında Bir Doğu”da kollarını yirmi altı yıllık bir açıyla şafağa açıyor, Burhan Özdin “Tarih Dersleri”nde göğü çalınanların ve tarihin hatalara zorladıklarının sesini duyuruyor; Nisan’da (100) Ömer Erdem “Yabangelen”le “bahar deyip aldansak ne var bir demdir gelir gider / gelen hep gelsin sık gelsin bir bir gelsin / belki bir emanet ürperiş tüylerimizden esip gider” duygusuyla sözcükleri sıralıyor, Hayriye Ünal “Bana Fazla Bana Az”la ihanete uğramanın itirazlarını dillendiriyordu: “Uzak bir kıyı şehrinde bana ihanet edilmiştir / Bütün vilayetlerde bir sevgilim / Öylesine birinin koynuna girmiştir / Meğer yatmadığı han / Uğramadığı kışlak / Kalmamış erkeklerimin”. Celâl Fedai “Bakmıştır Serçeler”de pıtırtı eşliğinde biten bir günün ardından serçelerin şaşkınlığıyla bakıyor, Ali Emre “Sömestr”de kış biterken bütün renklerin karnesinin kötü olduğunu ileri sürüyor, Abdullah Şevki “Göçmen”de taşların ağırlıktan yakınmalarıyla karın işlediği beyaz cinayeti buluşturuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mayıs (101) sayısında İsmail Kılıçarslan “Teşehhüd”de “bu hafif yağmur böyle iyi, bu hafif baş dönmesi, bu inceden parasızlık” diyor, Kenan Çağan “Kangiran”da havadaki puslu çıngırağı çalarak yolculuğa çıkıyor; Haziran’da (102) Arif Ay “Bağdat’a Dönen Şiirler”de İstanbul’u konuşturarak unutuşun ve tarihin tezgâhında dünyanın tornalandığını söylüyor (ki, Arif Ay bu şiir serisini sonraki sayılarda da sürdürdü ve farklı kentleri konuşturdu), İhsan Deniz beyitler halinde yazdığı şiirlerden “Ekşi Bal”da kendini sorguluyordu: “Bal yedim, dilim ekşidi, şimdi kimle üleşeyim ben bu çileyi? / Sorsam, kim bilecek, günün birinde ekşi bir bala benzeyeceğimi?” Ömer Yalçınova “Başka Bir Adam”da çamurdan bir adamın kendisine gösterdiklerini anlatıyor, Ali Duman “İyi Güller”de gökten düşen üzüm salkımlarını ve nar tanelerini, kuşlarla birlikte uçan tayların coşkusunu paylaşıyordu. Temmuz’da (103) Mustafa Muharrem “Kiraz Çağrışımları”nı sayfaya düşürerek mevsimlerin içinden geçerken Selim Erdoğan “Göçmen”de içi burkulan kalabalıklara yakınlığını dile getiriyor, Ekim’de İhsan Deniz “Son Sağanak”ta “hangi hayale daldın o buzdan bahçede?” diye sorarken Osman Konuk “Ucuz Mazot”ta konformizmin miskinleştirdiği insanı ele alıyor ve bu insanın her şeye kolayca alışarak her şeyi kanıksadığını belirtiyor, Mehmet Ocaktan “Mim”de kanın sınırındaki sarışın kadınların suda yandığı âna odaklanıyor, Mustafa Muharrem “Turnike”de ırmağın ısrarından çekinmediğini ve her kadında bir gonca tiyatrosuna inanmadığını söylüyordu. Kasım’da (107) Cahit Koytak “Neron’un ‘Bir Sanatçı Olarak’ Hikâyesi”nde epiği dramatik kurguyla birleştirir ve Neron’un ağzından bir gerilimli yaşam öyküsü sunarken, Kâmil Aydoğan anlatılanlara dar gelen küçük bir ırmağın uğultusunu taşıyarak “Ara Beni” diyor, Ömer Erinç erken uyanan kuşların hafifliğiyle ömrünün delişmen saatlerinde “Üryan” dolaşıyor; Aralık’ta (108) Cahit Koytak “Tarlakuşunun” Doğaçlamaları”nda huysuz bir taşı ya da uğultuyu yontmaya çalışıyor, Arif Ay “Bağdat’a Dönen Şiirler”in Kudüs’ü konuşturduğu bölümünde sırtında çarmıhıyla dolaşan İsa’yı ve masası toplanmayan “son yemek”i resmediyor, Mustafa Muharrem “Açıl Karanfil”de dikenlerin düğün gecesinde karanlığın yüzüyle konuştuklarını belirtiyor, Abdullah Şevki “Condoleezza Rice’ın Saçları”nda mutluluğun söz verilmiş bir şey olmadığını ileri sürüyor, Hüseyin Atlansoy “Siste Büyüyen Ses”te şöyle diyordu: “Sisli bir sesim vardır / Bütün coğrafyaların üstünü sarı sıcak / Aydınlık bir gülümseyiş kaplar”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heves 2005’te deneysel şiire ve bu şiirin kuramsal metinlerine sayfalarını sonuna kadar açarak yeni kimliğini belirginleştirdi. Mart sayısının (cilt VI) şiir sayfaları Coşkun Yerli-Hakan Cem-Sina Akyol üçlüsünün ortaklaşa oluşturduğu ve yüksek dallarda geçen yazları, sıyrılan dizleri ve sızlayan dirsekleri, babanın elinden tutarak şehre varmanın telaşını anımsatan “Masumiyet”le açılıyor, Aslı Serin “Kumandalar Tozlanmıyorsa Aşk Bitmiştir”de günlük hayatın öldürdüğü tutkuları deneyselliğe eklemlenen bir söyleyişle hatırlatıyor, Barış Özgür (baranesmer) “Bir atlı yerinden fırlar / Arkasından birisi kurşun sıkar / Atlı vurulur ve kuluncunda atın” dizeleriyle “Göçebe Toplumlarda Kentlilik Bilinci”ne eğiliyor, Ramazan Macit “Levhalar”da parça parça şaşmışlığının, deliliğin durağan çığlığına dokunmanın izlerini taşıyor, Mehmet Öztek’in “Ayık”ı yine deneysel söyleyişte sesleri-heceleri önemseyen örneklerden biri olarak (“Bak ben hiçkiliyken sana en güzel yak ışıyorum”) dikkat çekiyordu. Ali Selçuk şairlerin söyleyişlerine ve izleklerine yakın durduğu “Necatigil”de evlerin yüzüne, “Cemal Süreya”da kitabın dalgalarına bakıyor, Özgür Ballı “Düş Bölümü”nde oynadığı tahta atın dopingten öldüğünü, babasının uzak bir masaldan ekmek almaya gittiğini söylüyor, Ebuzer Saray dize kümelenişlerine özel bir önem verdiği şiirinde “Zamanın Duran Sesi”ni dinliyor, Engin Korelli “Düşüyorum Dilimle”de kilime uçan bir sözcüğün ardına düşüşünü belirginleştiriyor, Gülümser Çankaya “Nevrotik Fragmanlar”da göğsüne damlayan mumun yarattığı çağrışımlara odaklanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran’da (cilt VII) Necmi Zekâ “Eğer Bu Başka Bir Şey Değilse”de “ucuzun ucuzu bir öksürük / toplantınızı bölüyorum böl böl / sizi boğmaya geldim boğ boğ” diyor, Efe Murad “Etraf ve Çevrede Dolaştım”da ötekilerle ötekilerin taklidini yaparak anlaştığını söylüyor, Mehmet Öztek “Devrik”te somutluktan, görsellikten yararlanarak bir kalkış resmediyor, Ergin Yıldızoğlu “Söz”de ölümle uyku arasında bir şeyden söz ediyordu. Ali Özgür Özkarcı “Az Sonra Bir Olanaktır ve Yüzüm Başlar!”da yer yer Necatigil’in ses ve imgeleriyle buluşmasına karşın (“İçlerinde dağ dağ ile yakalanan kızlar / Etlerinde bir cızırtı olanaktır.”) gözle görülür toplumcu bir içeriği öncelemiş, Özgür Ballı 16’şar dize kümelenişiyle oluşturduğu “Kuşlarda Çoğu Zaman Kuşlarda veya Onaltılıklar”da elinde hayat anahtarıyla yalnızlığa çırak olan babayı, anne kokan kazağı, kaçık çorapları uhuylu tutturulmuş eski kadınları anıms(at)mış, Burak Acar “Telve Yağmuru”nda sokaklarda koşturan kızıl at iskeletlerini ve çocukların yarım kalmış ev ödevlerini göstermiş, Zeynep Arkan “Başı Sonu İnsan”da şizofrenik yarılmaların peşine düşmüş, “Sahici”de ise yalanlara odaklanmıştı: “şu meşru yalanlar el’saat peşimizde / meşru ve meşhur yürüyen merdiven kadar / insanın yükseliş tarihinde etkisi tartışılmaz”. Ulaş Yiğiter imzalı “Kalanın Anlattığı II” soğuk yalnızlıklarda bir kenarda susup yalınayak çocuk kalmanın, Ali Selçuk imzalı “Bina” ise baş aşağı duran harflerin ve binaların, Ataman Avdan’ın “Ülke”si bir testi suya denizi anlatmanın, Ozan Öztepe’nin yatay simetrik yapıyla kurduğu “Uçurum” ise kendini kalabalığın dışına davet edişin ve kâinata kasten hayran kalışın şiiriydi. Ekim’de (cilt VIII) Zeynep Köylü “Islatıyor Geceyi” şiirinde eski bir aynadan bakarak göğsünde gördüğü geyik ölülerini unutturmamaya çabalıyor, Burak Acar “Gülüşün”de buzlu cama saplı bıçağın parıltısını, rüzgârın ısırdığı elma şekerini ve kızıl kumlara gömülmüş Abbasi ganimetini buluşturuyor, Cem Kurtuluş “Kendimi Duyarak Tasvir Ettim”in ilk dizelerinde şöyle diyordu: “konuşmak için duyduklarımı unutmam gerekti / ve en güzel söz duyduklarıma karışan gürültüler / sana seslenmek için bisiklet selesinde / mızıkayla bir yokuş çizdim...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap-lık geçen yıl olduğu gibi bu yıl da geniş bir perspektifle edebiyatın, şiirin nazbını tuttu. Yayımlanan şiirlerin farklı şiir anlayışlarına bağlı şairlere ait olmasının şiire bakışta Kitap-lık’a bir çokrenklilik kazandırdığına kuşku yok. Ocak (79) sayısında Güven Turan’ın “Beyazlık”, “Direnen” ve “Ötede”si dağdan inen sislerin, tükenişin bir başka adı olan uğraşın, yere düşmüş bir kitabı örten kar’ın şiirleriydi. Hüseyin Peker’in “Tuzakları Bozmak”ı kendisine kurulan tuzakları bozmaya yeminli bir şairin sesini yükseltmesinin örneğiydi. Tuğrul Tanyol’un “Lethe”si aynalarda beliren sorularla, kendi yalanına dalan sözlerle yürüyen bir şiirdi. Aynı sayıda Hilmi Haşal’ın da Lethe için bir şiirinin bulunması ilginç bir buluşmaydı: “Lethe İçin Üç Yazıklanma”. Hilmi Haşal, şiirinde evrenin harika ve şahika avuçlarına sığmanın, derin dehlizlerde ağlayan suyun sesine ulaşmanın yollarını arıyordu. Yücel Kayıran’ın “Ruhsatsız Kalp”i ise gelenek içinden yürüyen bir şiir olup “söylemsel takip” yoluyla Şeyh Galib’in “ben açtım o genci ben tükettim” dizesini hatırlatıyordu: “sanırdım ben açtım o genci ben tükettim”. Elif Sofya’nın “Sirayet” ve “Yılan” şiirleri yılın sonunda kitap olarak okura sunacağı bütünlüklü şiirlerinin iki örneği olması ve hayatın hızına, bilinmezliğine yeni yorumlar getirmesi bakımından önemliydi. Can Sinanoğlu’nun “Yokluğunda”sı “içimdeki sıcak denizlere indi rus kızları” diyerek tarihi ironiyle yenileştirmesi, Haluk Karlık’ın “Günsonu” boş vakitleri tanımlayan suluboya resimleri anımsatması, Cihan Babek’in “Bağbozumu” ise kalpteki yorgunluğun farkına varmasıyla dikkat çekiyordu. Şubat’ta (80) Tuğrul Tanyol “Evin Tarihi”nde aynanın hafızasına gömülü olanları buluyor, evdeki karışıklığın içinden şiirsel bir düzen çıkarıyordu. Mehmet Can Doğan’ın “Biçerdöver”i bir sözcükten yola çıkarak hatırlama ve unutma arasındaki pamuk ipliğini hatırlatıyor, Ömer Erdem’in “1’den Bire”si uykuyla uyanıklık arasındaki çizgiyi saatin hızıyla ve çemberler içinden çıkan ateşlerle belirginleştiriyordu. Mart (81) sayısında Bilgin Adalı’nın “Şuara Kitabı”ndan yayımladığı bölümler (İlhan Berk, Attilâ İlhan, Cemal Süreya, İsmet Özel...) son yıllarda başka şairleri konu edinen şiirlerin yazılışındaki belirgin artışı hatırlattı. Son zamanlarda bu tip şiirlerde artış görülmesi acaba şiirin iyiden iyiye kendi içine çekilmesinin göstergelerinden biri olarak kabul edilebilir mi? Soner Demirbaş’ın “Derin Islak” şiiri denizin çizgisini tanımlayan ufkun ötesine geçmeyi başaran, Gonca Özmen’in “Bulutları Kaldır”ı ise birbirini anla(ma)maya bir çatı çatmayı arzulayan, bunu da sözün çözülürlüğü içinden yapmayı deneyen bir şiirdi: “Anlamanın çatısı akıyor bak her evde/Yazımı çöz/Yerini değiştir tüm seslerin”. Bu sayının son şiir sayfalarında Pelin Özer “Söz, Sana Bir Daha Hiç Ölmüş Gibi Bakmayacağım” ile sorular içinden arlanmaz bir müzik uğultusuyla yürüyen yitirişin, fısıltıyla fırtınayı birleştirmenin yürekteki yansımasını sunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nisan (82) sayısında küçük İskender’in “Narkotikte İlk Sorgu”su narrative ifadelendirmenin yanı sıra parıltılı imgeleriyle dikkat çekiyor, bir yandan da ellerini metalden ayıramamanın dehşetini duyuruyordu. Metin Fındıkçı’nın “Cam Fanustaki Yeşil Yaprak” şiiri fesatlarla anlatılan rivayetlerin hesabını görüyor, Alphan Akgül’ün “mış gibi harita”sı eşyada görülen bahçenin rüyasına dalıyor, Azad Ziya Eren “Faux” ile mermerin damarlarından damlayan kanla ve temize çekilmemiş müsveddelerde kalan sözle sesleniyordu. Melih Elhan’ın “Kış Sokağı” şiiri kışa ilişkin her şeyi yakın bir ilgiyle okuyan benim için “güzel”in, “nitelikli”nin ötesindeydi. Kadir Aydemir’in birbirini bütünleyen haikumsu şiir parçaları “Günaydın Sevgilim” başlığı altında toplanmış olmasıyla, Cengiz Şenol’un “Akşamla Gelen”i sonnet biçiminin içini Dıranas’ı, Tanpınar’ı andıran doyurucu bir sesle doldurmasıyla ilginç geldi bana. Mayıs (83) sayısında Ahmet Güntan “Ayrılığın Savunması”nda metinlerarasılığın günümüzde iyiden iyiye yaygınlaşan örneklerinden birini verirken özellikle Ahmet Haşim’i yeniden hatırlatıyor ve ayrı(mcı)lığın çeşitli yüzlerine dokunuyordu. Bilinçaltının zenginlikleriyle, gerginlikleriyle seslenen Sami Baydar’ın “Büyükbaba” ve “Paranoya” başlıklı şiirleri okuru geçmişine gönderirken Cevdet Karal’ın “Meçhul Kadın”ı ilginç bir şekilde kadını gemiyle özdeşleştiren Baudelaire’i anımsattı bana. Şiirdeki serüven duygusunun çarpıcılığına dikkat çekmek isterim: “bende toplanan tufan suları / sende kemikten çatılmış gemi / ay kızıl dalgalar kurt dişleri / bir meçhule sürükle sen gecemi”. Ömer Erdem’in “Sesle”si “sesle” sözcüğünün çeşitli kullanımlarını sınayan, benzetmeleriyle ve ses yinelemeleriyle dikkati çeken, dilin içeriden kavranışına örnekler sunan bir şiirdi: “beni sen sesle benden sesle sana sesle seni senle sesle / türkçe sesle uyur gibi sesle kavuşur gibi sesle koşar gibi sesle”. Elif Sofya’nın “Unabomber”ı siyahlığın hayat içerisinden tercümesini yapıyor, Uğur Aktaş’ın “İnsan Değil Aradığınız Yerde”si görünenin arkasındaki görünmeyeni, görülemeyeni gösteriyor, Efe Murad’ın “Fesihname ve İhbarname”si ise otobüs camındaki yüz hatlarından binalar geçirerek yansımaların yerini değiştiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haziran’da (84) Yılmaz Gruda “Kendi Kitabı”ndan yayımladığı iki şiirde yılların deneyimiyle, kendi içindeki labirentte yitmenin ve içindeki kapıyla pencere arasında üşümenin harflerini sayfalara düşürdü. Mehmet Ocaktan “Aşkın Yarısı” ile uzun rüyalara dalıp cenneti de cehennemi de yarıda bırakışın, Mehmet Can Doğan “Mahcub”ta oklu kirpiyi öğrenmenin heyecanından uzağa düşmenin ve giderek yitirilen insani değerlerin, Hayriye Ersöz “1. Ayna, 2. Göz”le kırılmaktan korkan aynanın ve kendine kıyı arayan yorgun gözün, Pelin Özer “Dünya Genişti Bana O Gece”yle aşkın insanı ve dünyayı genişletmesinin, derinleştirmesinin şiirini yazdı. Temmuz-Ağustos (85) sayısında Gülten Akın’ın “Bağlar”ı unutmama ve unutturmama çabasının çığlıklarıyla, insanı uyaran “o günlerden bu günlere / siz neyi taşıdınız / ben neyi taşıdım?” yinelemeleriyle yürüyordu. Azer Yaran “Natürmort”ta sonsuzluğun eriminde duran zamanın sessizliğini duyururken, Sina Akyol “Kuşanmak”ta uykunun insanı rüyayla aldatmasının güzelliğine odaklanıyor, “Yolculuk”ta sevgilinin ağzındaki yolculuğu anlatıyordu. Gültekin Emre’nin “Zincirleme Hayatlar”ı mumun duasındaki inceliği, ütüsü gelen paranın kırışıklığını, ölmüş bir velinin eski bir karneyi imzalayışını, ortadan kalkan bir hayatın kendine yoldaş arayışını yer yer üstgerçekçi imgelerle dile getiriyordu. Celâl Soycan’ın “Miras Çıkını” yerçekiminin bozduğu bir dengenin, Cevdet Karal’ın “Kar Terzileri” kardaki yolculuk duygusunun ve yalnızca kendisinin duyduğu karda kumaş biçen makas seslerinin, Elif Sofya’nın “Kırılma”sı karanlığın aramızda kırdığı dalın şiiriydi. Cem Kurtuluş “Bölünme”de rüzgârın açtığı uçurumun ve boşluklara savrulmanın, Soner Demirbaş “Kuşluk”ta rüzgârı tersine tersine estiren anlamın peşine düşmüş gibiydi. Muhammed Munis “Yaprak Korkusu”nda geleceğin insanı daraltışını görüyordu: “Bizden de yalnız olacak torunlarımız / Rüzgâr bu ağaçtan düşmezse”. Mehmet Erte uzun soluklu “Alçalma’dan” şiiriyle insanın yeni zamanlardaki rahatsızlığını, yenilmişliğini ve nesnelere bağımlılığını anlatıyordu. Bu koşutlukta ciddiyeti alaycılıkla sorgulamanın güzel örneklerinden biri olarak şu iki dizeyi işaret edebilirim: “Yasalara uyuyor musun? / -Evet, internetten takip ediyorum, sürekli değişiyor.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eylül’de (86) İlhan Berk’in “İkona”sı cebinde güneşle dolaşan ve zamanı yürürlükten kaldıran bir şairin duyduğu boşluktan konuşuyordu. Ebubekir Eroğlu görmekle işitmek arasında kararsız kaldığı “Dile Geliş”te ruhları soylu kılan acıların içinden getirdiği bir şiiri sayfaya düşürüyordu. Turgay Fişekçi’nin “Ayrılık”ı yarım kalmış antolojiyle özdeşleşen birlikteliğin ardından bir hayatı ikiye ayırmanın zorluklarını anlatırken, Seyhan Erözçelik’in “Maarif”i kesik kesik söyleyişiyle ve süreğenliğiyle hayatın öğrettiklerini (maarifini) şiirleştiriyor, insanın sabır taşına dayanan yazgısını dile getiriyordu. küçük İskender “Sinir Kıyımı” ile yoksulluğun ortodoks açılımını, matemlerle havada asılı kalan akşamların aklını, sürüngenlerin göçünü, ruhun sebepsiz hatıralarla yavaşlayışını anlatıyordu. Coşkun Yerli “5008 No’lu Fotoğraf İçin Notlar”ın bir bölümünde rüyalara yansıyan fotoğrafın versus fotoğraflara yansıyan rüyaların izdüşümlerine odaklanıyordu. Alphan Akgül’ün “mış gibi batak”ı şairin bütünlük sağlama yolunda seçtiği söyleyiş izleğinin yeni bir örneği idi. Bu şiirde Akgül “bir mum kadarmış bu sözün ederi” diyerek sözün günümüzde yitirdiği değere atıfta bulunuyordu. Ekim (87) sayısında İzzet Göldeli’nin “Beyaz Bir Gül Yerine”si ardında sessizlikten başka bir şey bırakmayan bir ölünün solgun terekesini anlatırken Nuri Demirci’nin “Çorap Masalı” erotik çağrışımlarla (“Eğilip şehrindeki vitrinlere baksam / Sıyrılmaz mıyım ben de bacaklarından”) zenginleşiyor, Ömer Erdem’in sonradan kitabına ad olacak “Evvel”i “nehirlerden ve meşenin şarkısından, verilen sözlerden ve sözden dönmeden, moğol çığlığından, çandan ve çobansız sürüden...” evvel olup bitenleri anlatıyor, Yücel Kayıran’ın “Nakil”i söylemsel takip yoluyla Nazım Hikmet’i (“aşk gidince ‘yarin yanağı’ da ortaktır”) ve Şavkar Altınel’in Soğuğa Açılan Kapı’sını (“yokluğa açılan kapı benlikte gizli”) hatırlatarak şiirde geleneğe eklemlenmenin ve metinlerarasılık tekniğinin yetkin bir örneğini veriyordu. Mehmet Can Doğan’ın “Mümin”i ise günümüz insanının neleri yaşamının ve kalbinin merkezine koyduğunu belirleyerek onun değer yargılarını sorguluyor, bir yandan da inanmalar arasındaki geçişme ve karmaşaya işaret ediyordu: “Cep telefonuna inanırım / Çamaşır makinesine / Trenlere otomobillere gemilere /.../ İnanırım ona / Binaların böyle kat kat yükselişine / Yolların uzayışına domatesin kızarmasına / Şaraba Türkçe’ye sabıra sarmaşığa”. Yusuf Alper “Acıyla Geçtiğiniz”de farkında olmadan, uyurgezer biçimde geçtiğimiz yollarda göremediklerimizi, farkında olduğumuz zaman da aynı yollardan acıyla geçişimizi anlatıyor, Gonca Özmen’in “Leke”si yanılmanın ve yenilmenin verdiği üzüntüye ve şaşkınlığa odaklanıyor, Serkan Işın’ın “Kızları Korkutmak”ı günümüz insanının çalan telefonları ve faturalarıyla başlayıp şehvani deli çileklerle zenginleşiyor, Sokrates ve Ebu Hureyre’den geçerek yarına saklayacak baldıranlarla bitiyordu. “Kızları Korkutmak” hayatın ve zamanın ruhunu yakalamaya çalışan şairin karşılaştığı dağınıklığın sonucu olan bir şaşkınlıkla şekilleniyor denebilir. Serkan Ozan Özağaç “Marie Sophie...” serisinin XIV. şiirinde kanda çizikler bırakan kahverengi hayatın melek sonrası zamanlarıyla buluşuyor, Selahattin Yolgiden “Sokak”ta masalsı bir derinlikle parmak uçlarında taşıdığı minicik karınca tabutlarını ve gölgede ağlayan çocuğu anıms(at)ıyor, Beşir Sevim ise “Ahraz Abdal”da uzak harflerde kıvrılan gizemin peşine düşüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kasım’da (88) Gülten Akın “Körleşme”yle insanın giderek artan duyarsızlığından yakınıyor ve “sislerin pusların içinde” unutulanların unutulmaması için yüreğini dizelere seriyordu. Azer Yaran’ın “Noktürn”ü şarapla viyolonseli bütünleştirdiği müzik ağırlıklı izdüşümleriyle “bir gece şarkısını” sayfaya düşürüyordu. Engin Turgut’un “Lirik Kadına Mavi Övgü”sü şairin imge ağırlıklı lirik söyleyişinin yeni ve naif örneklerinden biriydi: “Kuğu kamaşmasıydı boynumuz, boynumuz aşka sarkardı / Peşimizi bırakmazdı ay ışığı, kalplerimizde saklanırdık”. Tuncer Erdem’in “Rebul Eczanesi” benim için, hemen her gün önünden geçtiğim bir eczanenin bir şiirde karşıma çıkması bakımından ilginçti. Sadece bu yönüyle değil, eskiyle yeninin uyuşmazlığını dile getirişi de şiiri sevmemdeki etkenlerdendi: “Kapalı bir dükkânı görmez gözler / gezinirken ışıklı vitrinlerde”. Emrah Altınok’un “Salim Sabri”si “büyük şairlerin nefesi zehirlidir” diyerek gizli bir şairi tarihe geçirmesiyle, Azad Ziya Eren’in “Oturma İzni” imgesellikle simgeselliği ustaca birleştirişiyle (“Eczası tükenmiş dolabın kahrıyla / Yaraya baktığı gözlerin ruhuna değdim, üzgünüm”), Arif Erguvan’ın “Süveyda”sı uzak yalnızlıkların kıyısında bekleyişiyle önemliydi. Aralık’ta (89) dergilerde epeydir şiir yayımlamayan Şavkar Altınel’in “Kayıp”ı bir okur olarak benim için güzel bir sürpriz olmuştu; “Kayıp”ta anlatılan cenaze merasiminin sessizliği ve “her şeyin sonsuz yabancılığı” ise üzüntü kaynağı... Benzeri bir hüznü İrfan Yıldız’ın “Sana Günler Sakladım”ında hissettiğimi de eklemeliyim: “Sana dirim sakladım dünden beri / sana bir çay içimlik zaman / odaların rüzgârından öğrendim özlemeyi / dumanın gidişinden yüksekliği”. Hayriye Ersöz saat-akrep-yelkovan-duvar bütünleşmesini şiirleştirirken saatin gövdesinde görülen bir yazgıyı anlatıyor, Ertan Yılmaz “Osmanlı” serisinin XIV. bölümünde bölünmeleri, soğuk bir karanfilin ortasında anlama çabasını dile getiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lacivert’in Mart-Nisan (2) sayısında Fettah Köleli’nin kötü bir zamkla yapıştırılmış “Eğreti Kıyamet”i anlattığı şiirde anlam eğreti bir kaldıraç olarak algılanıyor, gökdelenler arasından sarkan göğün kirli dalları sergileniyordu. Mayıs-Haziran’da (3) Arif Berberoğlu “Altındağ”da yoksulluğun ve yoldan çıkmışlığın altını hayatın soğuk ellerinin tuttuğu tebeşirle çiziyor (Orhan Veli’nin meşhur “Altındağ”ını anımsamamak mümkün mü?); Temmuz-Ağustos’ta Hüseyin Atabaş “Sana Sunu”da yaşama bağlılıkta aşkın garip coşkusuyla davranıyor, Mehmet Hameş “Safran”da doğadaki canlılığın kuşların şarkısıyla yaşama teyellenişini anlatıyor, Ümit Şeref Kayacan acılarla ve bekleyişlerle biçimlenen, fakat şuh bir kahkaha gibi yükselen “Kasaba”da dolaşıyor; Kasım-Aralık’ta (6) Selami Karabulut ölümün soğuk parmaklarıyla hatırlanan gençlikten sonsuzluğu gören bir çocuğa “Pencere” açıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayın hayatına 2005’te başlayan iki aylık şiir dergisi Merdiven’in Ocak-Şubat (1) sayısında Celâl Fedai’nin “Karcığar”ı sesini düşürmeden uzun soluklarla yürüyen bir şiirdi. Notalar içinden geçerek yollara düşen ve lirik bir intihar eğilimiyle son bulan şiirin son dizeleri: “boynumda izler taşıyorum nasıl da gizli birilerinin hep kırbaç diyeceği / en sevgili tenimi götürüyorum en denizin en mavisinin en derinliğine”. Ayşe Sevim’in “Benim İçin Hazırlanıyor Ölüm”ü ise ölüm yorumuyla hayat yorumunu iç içe sunuyor, göğe çok güzel bakmasıyla Turgut Uyar’a göndermede bulunuyor, karşıtların uyuşmasının altını çiziyordu. Son iki dize nedense bana önceki yıl izlediğim Kurtların Kardeşliği (Brotherhood of the Wolves) filmini anımsattı: “Hayat / Güvenle okşuyor ölümün saçlarını”. Mart-Nisan (2) sayısının şiir sayfaları İsmet Özel’in “Savaş Bitti”siyle açılıyordu. Özel’in diri sesiyle kurduğu şiir savaşın içindekilere ve dışındakilere hissettirdiklerine, savaşı çıkaranların suçluluğuna odaklanıyor, çapulculara kalan tarihten dem vuruyor ve günümüz insanının bencilliğine, vurdumduymazlığına eleştirilerle biçimleniyordu. Yer yer açık yer yer de gizli politik göndermeleriyle “Savaş Bitti” önemli işaretlerde de bulunuyordu: “İnsanlık tarihinde ilk defa böyle hazin / tınlıyordu ihanet (...) Kullanmayı emreder asrımız deniyordu / Satalım deniyordu anasını açıldığı / Yere kadar açalım”. Celâl Fedai’nin “İrkilme”si karnının ortasında bir bıçakla dolaştığından küçük şeylere hayranlığı kalmayan bir şairin acıyla sevinç dengesini sorgulamasının, Nilay Özer’in “Dalgın Bir Matador İçin Ağıt”ı hızla yaklaşan boğanın gözlerinde seyredilen son saniyelerin dehşet ve dalgınlığının, Ayşe Sevim’in “Uslu Yüz”ü savaş meydanlarından ölüler toplanırken güvercin yerine akbabalarla gönderilen yanıtların, Atakan Yavuz’un “Şansuvar”ı kentte körelmiş arzuların son bileycisinin şiiri olarak okundu. Selçuk Küpçük telmihlerle derinlik kazanan “Kir”le ortasından yarılan denizlerin ve kutsanmış kitabelerden çekilen Gregor Samsa’nın, Yusuf Şatır ise “Ayağı Kırık Beklemekte”yle kalın raflar arasındaki incecik kitapların ve ağır aksak bir ihtiyarın yalnızlığının şiirini yazmıştı. Mayıs-Haziran (3) sayısında A. Ali Ural’ın yeniden yeniden okunmayı hak eden “Hemzemin Geçitte Tuhaf Bir Şarkı”sı unutulduğu yerde kâinatın eşlik ettiği bir şarkının beraberce söylenişini, geçen yıl mükemmel kış şiirleri yayımlayan Cevdet Karal’ın “Kar”ı kartopu oynamaya çıkan ağaçları, kar içinde yuvarlanan sözcükleri ve aşk denilen iki sonsuz baş dönmesini anlatıyordu. Karal, bir sonraki sayıda yayımlanan “O Gece Kar Şehrin Üstünü” ile üşütücü bir manzarayı ölümün soğukluğuyla birleştirerek çiziyordu: “o gece kar şehrin üstünü / son beyaz çarşaf gibi örttü / bir kıvrımından seçtim yüzünü”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdiven’in Temmuz-Ağustos (4) sayısında dikkat çeken şiirlerden biri İsmet Özel’in “John Maynard Keynes’ten Nefretimin Yirmi Sebebi”ydi. XX. yüzyılın ilk yarısında iktisat dünyasını sarsan ve tüketimi yönlendirme konusundaki önerileri nedeniyle yoğun eleştiriler de alan görüşleriyle tanıdığımız Keynes’e şiirin içinden yöneltilen nefret aslında bugünün dünyasındaki haksızlıklara, dev ekonomik hırsızlıklara duyulan nefret olarak kayıtlara geçti. Bu uzun şiirin yayımının derginin sonraki sayılarında sürdüğünü belirtelim. Aynı sayıda A. Ali Ural “İlan”la patronların ölüm ilanlarına ironik açıyla bakıyor, bunu yaparken de aslında ölümün eşitleyiciliğine göndermede bulunuyordu. Ural bir sonraki sayıda yer alan “Koşu Bandı”nda da benzeri bir zihin ve ruh atmosferiyle bu kez at ruhlu adamların meydanlarda doluşmasını, ciltletilmeye gereksinim duyan dağınık adamların yüzeyselliğini alaya alıyordu. Hüseyin Atlansoy’un “Kumarbaz Şansı” elinde yalnızca kupa ası kalan bir hayat kumarbazının çaresizliğini, Cafer Keklikçi’nin “Medar”ı cennetin bir köşesinden meyve almaya gitme tutkusunu ve tedirginliğini dillendiriyor, Fatma Şengil Süzer’in “Göz”ü nergis olup ağlayarak dünyaya bakıyor, Yunus Koray’ın “Konçerto”su ise bir sözcükle gelip şiire yerleşen bilinmezin peşine düşüyordu. Eylül-Ekim’de (5) Alper Gencer’in “Suskun”unda uçuruma basan genç bir şairin yüksekle yüzleşecek cesaretini gördük. Kasım-Aralık (6) sayısında Mehmet Erte “Taşlarda Bulduk Bu Canı” ile İsa’ya yaklaşan ve İsa’dan uzaklaşan zaman çizgisinde salınan dünyadaki huzursuzluğunu, yüreğine çakılan nalın ağırlığıyla taşıdığı yorgunluğu dile getirdi. Ali Günvar’ın “Hâl Beyanındadır” şiiri geçmiş zamandan süzülen kadehte titreşen meyin sızıntılarıyla âh ü efgân ederken; Alper Gencer “Kara Sessiz Gemiler Geçiyor Geceden”de öldüğünü dünyaya bir ağaç kurdunun haber vereceğini söyleyecek kadar alçakgönüllü, suçlarından memnun olacak kadar müteşekkir görünüyor, Cafer Keklikçi “İkinci Durak”ta bacaklarına doğru yıkılan dünyadan şikâyetini dile getiriyor, Yusuf Şatır kuşun havalanmasıyla göğe uzanan dalın küçümsenmemesini isteyecek bir incelikte duruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir ve Kent Kültürü alt başlığıyla 2005’te üç sayı çıkan Mor Taka’nın Kış-Bahar dönemini kapsayan ilk sayısında epeyce şiir yayımladı. Hüseyin Ferhad’ın “Ruhların Buluşma Günü” evvel zaman içinden başlayıp süregelen bir resim duygusunu ve bu duygunun buluşturma gücündeki ortaklığı, Aydın Afacan’ın “Veda Suları” sulara yazılan bir hikâyeyi anlatıyordu. küçük İskender “Sığınak”ında heceyle geceyi kafiye düşürmeyecek kadar akıllı davrandığı itirafını yapar ve alnının ortasında çocukluğundan kalan nazar boncuğunu gösterirken, Nurduran Duman “Ninni”yle kalemin içine kaçan yitik ezginin peşine düşüyor, taşralılığını insanların gözüne sokmadan taşra olgunluğunu şiir izlerçevresine kabul ettiren İrfan Yıldız “Rüzgâra İnme Veren Gül Hortumu”nda rüzgâra bulaşan düşlerini kırmızıya boyuyor, Yaşar Bedri’nin “Dağlar ve Annem” sonesi güneşe buruşturulmuş kanlı bir mendil gererken, Zafer Yalçınpınar “Kontrbas ile Sonbahar Şarkısı”nda güzdeki doğayı ve yalnızlığı dile getiriyordu: “2. ıslık uğulduyor penceremde / çiçekleri içeri almak lazım // 11. gizlice / buğulanıyor sessizliğim”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mor Taka’nın yaz aylarını kapsayan ikinci sayısında Ahmet Kot “Hasbahçe”de çalgıların doğanın içimizdeki yankısı olduğunu söylerken Alain’in “Müzikte Gürültü” başlıklı denemesinde ifade etitği doğa-müzik ilişkisini anımsatmıştı. Cahit Koytak’ın “Güncellenmemiş Ekonomi Dersleri”nden paranın bıldırcın çiftliğinde üretilmiş yalancı gökyüzü olduğunu, Engin Turgut’un “Gönlüm”ünden şairin lirik bir hatıra olarak kimliğini, Tümer Morkoç’un “Suskun”undan beklemenin aslında gidenlerin büyüttüğü bir boşluk olduğunu, A. Uğur Olgar’ın yatay simetrik biçimle kaleme aldığı “Şiirin Geceyarısını Biz Yazdık”tan ise çocukların çırılçığlık gökkuşağının altından geçirildiğini öğrendik. Özcan Ünlü “Sokağa Karşı”da şairi aynada yüzü eskimiş sırların ve köpürmüş ifşa ayinlerinin arasından geçiriyor, Mehmet Aycı “Nergis Bahçesi”nde kimliğini toprakla özdeşleştirmiş bir şairi anlatıyor, Ercan Yılmaz “Toprak Ufalama Mevsimi”nde acı üzümlerle kamaşan zamanın izini sürüyor, Lütfü Dağtaş “Son Gösterisinde Cambazın” şiirinde sevgilinin ellerine uzanmanın bir uçuruma uzanmakla eş anlamlı olduğunu söylüyor, Ömer Üner “Masal Kızı”nda yitirilen sevgilinin ardından dağılan imgelerle kurduğu şiiri sayfaya düşürüyor, Ertan Yılmaz “Osmanlı” dosyasının XII. bölümü “Suç Olacak”ta çelişkilerle dolu görüntülere ve tarihin içinden gelen yanılgılara odaklanıyordu. Yağmur Çıdam’ın “Beyaz Gece”si uykuda durdurulan saatlerin söylediği yalanların, Osman Günay’ın “Altın Melek”i ayna döşeli bir şiirle kurduğu metinsel ilişkiyle belli bir çizgiye oturmayı denemenin şiiri olarak okundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güz aylarında okuyucuyla buluşan üçüncü sayıda Ahmet Oktay’ın “Vehim ve Keder”i kederin her sorusuna zamandan beklenen yanıtlara odaklanmışken, Güven Turan’ın “Kızılcık”ı rüzgâr döküğü gibi geçen güzleri anımsatıyordu. Nurettin Durman “İçim Viran Olmuş Bir Bahçe...”de şehre gelerek uykumuzu alıp giden haramileri, Mustafa Özçelik “Savaş ve Dağlar Üstüne”de hayalet bir şehrin duyulmayan feryadını, Çiğdem Sezer “Dünya Tutulması Günlerinden”de gecenin sur diplerinde yalnız dolaşmanın acısını, Mahmut Temizyürek “At ve Keder”de yanılmanın güzelliğini ve yaşlılığın beceriksizliğini işaret ediyordu: “kötü süvaridir yaşlılık / kendi kendinin yükü”. Aydın Afacan’ın “Kara Diyalog”u yağmur karanlığına şükreden mükedder ışıltıların, Osman Serhat’ın “Suna’ya Mektuplar XXI”i yüzümüzdeki ve hayatımızdaki kırışıklıkların, Pelin Onay’ın “Ağlayacaksan Konuşmayalım”ı üzerimize serilen sessizliğin, Mehmet Şükrü Kaplan’ın “Paltolu Ruh: 3. Tablet”i kendi gölgesince ezilen gökyüzünün, Fatih Karataş’ın “Benim Gözlerimde...”si şehri ansızın yitirme kaygısının, Ömer Üner’in “Koğuldum Aydınlığından...”ı uykularda büyütülen çocuk bakışlarının şiiriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005’te yayın hayatına başlayan şiir dergilerinden biri de Mühür’dü. Mart-Nisan tarihli ilk sayıda Salih Mercanoğlu’nun “Camdaki Denge”si göğe asılı perdeyi iten dağlarıyla, Selahattin Yolgiden’in “Ayna”sı zamanda kaybolup giden harflerin peşine düşüşüyle dikkat çekti. İkinci (Mayıs-Haziran) sayıda Abdülkadir Budak’ın “Acı Anlam”ı doğanın ve hayatın diyalektiğini gözeten bir şiirdi. Haydar Ergülen’in 1991 tarihli “Vefa Cinayetini Gören Var mı?” şiiri ise “vefa”nın ikili anlamıyla ilerleyerek ölümle yakalanmaya çalışılan vefanın peşine düşüyordu. Aslı Durak “Rahvan”da uzak denizlerde iz süren gemilerin düşlerine giren fenerle rahvan yürümeye alışkın atları aynı çerçevede buluşturuyordu. Temmuz-Ağustos (3) sayısında Berna Olgaç’ın “Raylar”ı bir şiirden çıkıp kendine dönen şairin avuçlarına çizilen göğü resmediyor, Ercan Yılmaz’ın “Balkon”u sessizliğe değerek hiçbükey olan bir balkona mıhlanıp kalmanın ve Haşim’in dünyasından imgeler dönüştürmenin zenginliğiyle sayfaya düşüyor, Erkan Kara’nın “Eskimeler”i güzyaprağının düşüşündeki kızarıklıkla renkleniyor, Hülya Deniz Ünal’ın “Problem”i uzun evlerde koridor olan sorularla tedirginlik yaratıyor, A. Uğur Olgar imzalı “Tütünün Eşref Saati” kelimeleri ezen gece treninin çığlıklarına bulanıyordu. Eylül-Ekim’de (4) Vural Bahadır Bayrıl “Arka Bahçe”de ustalığa ulaştığı sesi hafızanın manyetik alanı içerisinden ve ömrün sırça yaprağından yansıtırken, Salih Mercanoğlu “Nehir: 1”le şehirle nehri buluşturmanın görkemini taşıyordu: “şehirde sessizce akan bir nehri sevdim / kapılardan çocuklara, çocuklardan kuşlara”. İlhan Kemal ise başka dergilerde de karşımıza çıkan ve yeni, özgün bir yapı içerisinde sırttaki dağ-çekik kalp-çağ ağacı-mağlup şaman- bağlamında “Kumdan”ı sayfalara düşürüyordu. Kasım-Aralık’ta (5) “Kimlik/sizlik”te Ali Hikmet kendisini yaşamayı terk edip aşkların arasına gizlenen, acıyla işlenmiş solgun bir nakış olarak tanıtırken, Mustafa Fırat “Yara”da binbir sesle yankılanan atların ve mahşere kanat açan kadınların yokluğuna odaklanıyor, Ceren Bağışlar ceplerinden çamura düşürdüğü kasvetli sözcüklerle yazdığı “Yolcu”da bir çift kanat sesini sabırla bekliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteki-siz’in 2005’te yayımlanan tek sayısında Neslihan Yalman “Bağıran Nihilist Bir Mektuptur Bu Greta”da karanlığın koynunda beslenen karanlığa, iç içe geçmiş sözcüklere, ağza alınmayacak çıplak küfürlere eğilmiş, Cafer Keklikçi keder aynasından ve dağların dağıttığı şaraplardan “Şüpheli Çiçekler” derlemiş, Cenk Gündoğdu kendini kalabalıktan korumak için sevecen sesiyle geldiği “Yalı Kahvesi”nde oturmuş, Nurduran Duman düş görmek için gözlerini yumduğu anlardaki “Düş Yanığı”nın acısını duyurmuş, Şükrü Sever “Hiçlik”te yaraya kül basılır gibi zamanın durmasını istemiş, Salih Aydemir “Ortaç”ta gecenin duyduğu korkuyu bildiğini söylemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Patika’nın Ocak-Şubat-Mart (48) sayısında Ertuğrul Özüaydın “Beyaz Masal Ardında: III” şiirinde yer yer naif olmasına rağmen çizgi üstü bir betimlemeden çıkarak (“En güzel kar uykusuz gecelere yağıyor”) okurla buluştu. Nisan-Mayıs-Haziran’da (49) Salih Bolat cesaretin vazgeçilmez davetini öne sürerek varoluşuna “Kanıt”lar sunuyor, Fatma Üçpınar çatlaklardan sızan kamaşma olarak tanımladığı “Yara”yla bir yaprak dökümünü resmediyor, İsmail Cem Doğru güneşin hiç batmayan evlerinden bir coğrafya kurabilmek ve eksik harflerini tamamlayabilmek için “Ayak Sisleri”ni aralıyor, Eray Korkmazer “Anladım”da yalnızlığın hiç de kutsal olmadığını anlama sürecini dile getiriyordu. Temmuz-Ağustos-Eylül’de (50) Tarık Günersel “Tufan”da betona gömülen insanlığın göktekileri bile ürküten çamurlaşmasından yakınmakta, Nisan Serap Muratoğlu “Kalbimdeki Güvercinden...” çığlık çığlığa ışığın rengini tanımaya çalışmakta, Mahmut Temizyürek sorular ve yanıtlar içinde “Yağmurda Islık” çalmakta; Ekim-Kasım-Aralık’ta (51) Koray Feyiz “Aynı Evlerde” yaşayan yalnızlıkları dilin kuruduğu bahçe olarak tanımlamaktaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl yayımlanmaya başlayan Pitoresk’in Bahar (1) sayısında Haydar Ergülen’in nar kadar içli şiiri “Narkız’ın Söylediğidir” şairin hevesinin ve içinin narla özdeşleşmesinin yetkin bir örneği olarak okunurken, Hakan Cem uçurtmanın peşinden giden karşılıksız sevginin ardından “Ne ki Ses Kendimde Saklı” diyor, Ömer Berdibek esmer bir kadının şehvetinden gelen ten üşümesiyle sessiz bir kitabın sayfalarına “Veda” ediyordu. Yaz (2) sayısında Yücel Kayıran “Galiba” ruhun da beden gibi çürüdüğünü söylüyor, Turgay Kantürk kırık kalemlerin ve sahte kelamların yol açtığı “Kent Kırıkları”nı onarıyor, Beşir Sevim huysuz yarayı büyüten kıymıkla oynayarak “Çölün Günlüğü”nü tutuyor, Mehmet Oğuz suyun ürperişine bakarak çemberi daralan sözlerle “Unutulan Şeyler”i anımsatıyor, Veysi Erdoğan kalplerin sınandığı veda suyunda kadife kılıca verdiği tenindeki “Eksik”lerin sızısını dile getiriyordu. Sonbahar’da (3) Hüseyin Ferhad “Eski Bir Aşk İmgesi”nin peşine düşerek şairin iblisle buluşmasının resmini çekmiş, Metin Cengiz imgelerini üstüne su gibi serptiği şiir için “Sonrası Bu Kadar” demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınırda’nın Nisan-Mayıs (1) sayısında Şükrü Erbaş sözlerin iyi zamanlarına özlemle ve varoluş büyüsüyle dokunduğu şeylerdeki “Çözümsüzlük”e işaret ediyor, Tezer Cem dudakları uçuklayan sözcüklerden geçerek “Korku Treni”ne biniyor; Haziran-Temmuz’da (2) Volkan Şenkal bir yalnızlığın diğerine dokunduğu karanlıkların “Kir”ini yıkıyor, Semih Çelenk “Ayrılırken” kullanılan lüzumsuz sözcüklerin burukluğunu, suskunluğunu, bozgunluğunu gösteriyordu. Eylül-Kasım’da (3) Bayram Balcı “Sakit”te kentin uğultusunda herkesin başıboşluğunu ve boşluğa saplanan kelimeleri seslendiriyor, Hüseyin Köse “Dalgaları Aşmak”ta bir filmin yarattığı ad çağrışımlarıyla birlikte müsrif sözlerin içindeki baldıran ve balı birlikte yaşatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonsuzluk ve Bir Gün de 2005’te yayına başlayan iki aylık şiir dergilerindendi. Mart-Nisan (1) Enis Batur’un “Tek Başına”sı düzyazısal anlatımının yanı sıra anların perdesini biraz olsun aralayabilmesi ve hafif ruhların suda batmamasını göstermesiyle anlam kazanıyordu. Aydın Afacan’ın “Leb-i Derya”sı dudaklardaki tuzu ürperten öpüşlerin ve biten bir yaz aşkının şiiriydi. Mehmet S. Fidancı birbirini tamamlayan “Dantela, Oya, Ören Bayan, Tığ” ile bir şiir oyası ördüğünü, bu oyanın dokusunu ihtimallerle, suskunluklarla, azalmalarla, ürküntülerle işlediğini düşündürdü. Mayıs-Haziran (2) sayısında Mehmet Taner’in “Enginlere Doğru Kalbinde”si yabanıl bir zambağın ağzından enginlere dağılan ve göğe yükselen bir nefes, Mehmet S. Fidancı’nın “Mekik”i kalbin ağrısına bastırılan öpüş, Selami Karabulut’un “Avcı”sı kanlı bir bıçağın anımsanışı, Çiğdem Oflu’nun “Yalınayak”ı yüz yıl sonrasına yollanan bir mektup, Orçun Güzer’in “Akustik Gölgeler Korosu” mağaranın ağzını saran örümcek ağı gibiydi. Kenan Çağan imzasını taşıyan “Ömrüm Seni” yıl içerisinde okuduklarım arasında bende uzun zaman kalacağını hissettiğim bir şiirdi: “bir kadınla bir adam arasında tutuşuyor deniz / mumlar büyülü sözler camdan toplar yetmiyor // ve bir kadınla bir adam arasında sıkışıyor hayat”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz-Ağustos (3) sayısında Mehmet Can Doğan’ın “Bişey Olmadı Kızlar Korosu” ve “Bu da Böyle Oldu Erkekler Korosu” şiirleri birbirine bakan ve baktıkça derinleşen şiirlerdi. Yeni zamanlarda kızların dünyaya bakışıyla erkeklerin dünyayı görüşü arasındaki sınırda kurulan şiirler, yeryüzünde Türkçeyle söylenecek daha pek çok şeyin olduğunun kanıtı gibiydi. Ömer Erdem’in “her şeyin sonuna geldiysek eğer / hedir bu yenilik şimdi nedir” diyen “Yeniden”i de aynı duygularla okunabilirdi rahatlıkla. Gültekin Emre “Körebe” ile kendi çığlığında boğulmuş bir akşamsefasını anlatırken, Suavi Kemal Yazgıç “Suç ve Ceza” ile taşın su ile tene değişindeki sonsuzluğu şiirleştiriyordu. Eylül-Ekim sayısında (4) Nuri Demirci “Düğünçiçeği”, “Karabiber” ve “Kızılkantaron”la okurları selamlarken bir yandan yatıya kalınan evlerde kızlara bulaşan aşk dalgınlığını bir yandan da Tanrı’nın camını kırmanın ebedi cezasını şiirleştiriyordu. İrfan Yıldız “Şimdi Yaz”da sarsıcı bir hüzünle “kaçırdığı kız ölmüş, kopardığı gül solmuş” bir şairin yalnızlığını duyuruyor, Celâl Fedai “Söylediğimden Başkasını Söylemiyorum”la tenhada üfürülen flütün aralıklı ezgilerini ve durduk yere işitilen rüzgârın nefesini sunuyordu. Derginin Kasım-Aralık (5) şiir sayfaları Tahir Abacı’nın iki şiiriyle açılmıştı: “Yakında” ve “Dağdağa”. Abacı, son zamanlarda yazdığı her şeyi merak ettiğim şairlerden; gerek yazılarıyla gerekse şiirleriyle edebiyatın “can”ında, “öz”ünde derinleşen biri. Şair “Yakında”da kendini hiçliğin teni olmaya aday gösterip terazinin bir kefesine ezgiyi öteki kefesine gölgeyi koyuyor, “Dağdağa”da ise dağlarla metropolün kesiştiği (kesişemediği!) çizginin inceliğini dikkate sunuyordu. Dergilerde epeydir şiir yayımlamayan Adnan Özer’in “Yol Şarkıları”ndan bir bölüm bu ayın sürprizlerindendi. Gölgesinde nesnelerin kıvrandığı dünyanın çağıltısını dillendiren, kalbin tek ağırlığından konuşuyordu Özer. Bir başka güzel sürpriz de yazdığı her şeyle bir okur olarak merakımı uyandıran, bana yeni soruların ve yanıtların kapılarını açan Hüseyin Ferhad’ın “Ah, Vatanım” şiiriydi. Yüzyılların, binyılların ötesinden getirdiği taptaze bir sesle ruhlara ürperti veren Ferhad şiirin içine yüreğiyle birlikte poetik eğilimlerini de koymuştu: “Bülbülü altın kafese ko / belki öter o zaman, / esin perileri çığlık çığlığa / sökün eder kasrından // Kaleye zindana kapat / Aruz’a Hece’ye dudak bükeni, / geri dönsün İstanbul’a / Nâzım Hikmet’in kara treni”. Mehmet Aycı ilginç şiiri “Yoklamada Kaçak Var”da tarihin içinde zaman zaman ironiyle seslenen ve beslenen bir bakış (belki aynı zamanda beden, zihin, ve yürek!) gezdiriyor, iliklerine kadar Türkçe sevişen Lübnanlı bir fahişenin sıcak kanını sözcükler arasına sızdırıyordu. Serdar Ünver’in “Haikular”ı son yıllarda yaygınlaşma eğiliminde olan bu türün nitelikli örnekleri arasında yerini aldı: “Aldığım soluk / Defnelikten geçerken / Yeter gün boyu”. Ayşen Altay’ın “Sessiz”i için bir şey söylemektense iki dizeyi buraya almayı uygun gördüm: “biriktirilen sözün / egemenliğini yık”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair Çıkmazı’nın Ocak-Şubat (11) sayısında Adnan Acar’ın “Sonsuz Mavi”si görmeyi ve dokunmayı öğrenmenin, Nilgün Polat’ın “Geceyarısı Yazıları: V” dalgın çocuklar gibi çarpan ağaçlara aldırmayışın, Erdal Ateş’in “Kar Yağdığında”sı uzak kuyulardan getirilen suların üşüyüp donmasının, S. Suat Kurt’un “Korkuluk”u tek bacaklı bir korkuluğa asılı unutulan ceketin şiiriydi; Mart-Nisan’da (12) Nadiye Sönmez gittikçe büyüyen uçurum yalnızlığında “Tuz Ekmek Hakkı”nı arıyor; Mayıs-Haziran’da (13) Gonca Özmen uykusu kaçmış ev huzursuzluğuyla “Gölgesiz Sular”da geziniyor, Güngör Gençay “Sis İçine Sığmayan” göç zamanlarında kaçamak ışıkları kucaklıyor, Şerafettin Kaya kırık bir tavan aralığından düşen hayata sarılarak “Mübadele”yi seyrediyor; Temmuz-Ağustos’ta (14) Sezgin Öndersever “Sus Hapishanesi”nde başkasının ellerinde biten takvimin yapraklarına bakıyor; Eylül-Ekim’de Atakan Yusufoğlu “Bu Yanılsama”ların mermere oyulan sözcüklerde bulunan tesellisini gösteriyor, Hüseyin Avni Dede çağın delikanlısı gibi durup “Devasa Güneş Saati Balkıması”yla konuşuyor, Ömer Cem terk edilmiş bahçedeki sessizliğe ve kuşların sonsuza uçuşuna odaklanarak “Doğaçlamalar” söylüyor; Kasım-Aralık’ta (16) Tan Doğan dilinin “Ucu”ndaki soluk sıkışmasının ardından yaşamı görüyor, Sevil Avşar ruhun gemisini aradığı yerde yalnızca gezginlere sunulan sözcükleri “Sorgula”maya girişiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir Atı’nın 2005’te yayımlanan tek sayısı (Bahar Kitabı) kapsamlı dosyaları ve şiir üzerine araştırma yazılarıyla, çevirilerle ve elbette şiirlerle zengindi. Mehmet Taner “Payınca kederli, yeterince mağrur / Başka dilden bir şeydi ama içimde hayat” dediği “Temas”la, İzzet Yasar doğurmuş-doğurtmuş-doğurulmuş olan arasındaki ilişkiye eğildiği farklı şiiri “Aşk Üçgeni”yle, Akif Kurtuluş “kör kuyulara atıp git beni, bakma / ardınsıra bir çığlık kalır duyma” dediği “Oyun Varmış Her Aşkta” şiiriyle, Mustafa Ziyalan hayatın görünür yanlarının ardındaki gizli gerçeklere eğildiği “Rüyacılar Kitabı’ndan II” ile, Vural Bahadır Bayrıl bir “çıt!” sesine topladığı “Harfsiz Bahçe”yle dikkat çekti. Necmi Zekâ sorulara gizli yanıtlarla ilerleyen şiirinde “Cevabını Aldın mı?” diyor, Muammer Güngör “Dediler”de bir ırmakta iki kere yıkanmanın yasak yıkıcılığına odaklanıyor, Levent Yılmaz “Afrika’dan”da gökyüzü sahilinde insanların henüz harab etmediği küçük bir köyün varlığını anımsatıyor, Ali Hikmet “Sonsuzluğu Yazın”da engin denize açılmadaki sonsuzluk beklentisini dile getiriyor, Kadir Aydemir “Kuş Uykusu”nda uzak sözlerin yeniden çınladığı âna çağırıyordu. Ali Duman’ın “Minyatür”ü inceliklerle ilerleyen bir şiirdi: “Öyle incesin ki göl gibi / Çocuklar sulara eğilir / Sular çocukların önünde dize gelir”. Ersun Çıplak “Typhon”da zamanın henüz ince belli fanusun üstünde seyrettiği taze vakitleri hatırlatıyor, Mustafa Atapay “Zümrüt Atlar Ülkesi”ni damarları kan dolu kelimelerle, “Akşam Şarkısı”nı Ahmet Haşim’in akşamlarını düşündürerek bulutlardan kalbe akan kızarmış gül kanlarıyla yazıyor, Hilmi Tezgör “Kapaklar”ın bir bölümünde steplerde savaşan kadınlar ve çocuk bakan erkekler için söylenen şarkılara, çığlıklara, suskunluklara gidiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiiri Özlüyorum geçen yıl yayımladığı dört sayıda dikkat çekici dosyalarla birlikte epeyce şiire yer verdi. Şubat-Mart (10) sayısında Korkut Kabapalamut “Kırık Arı Heykelleri”nde lirik kıyılara sığınma ihtiyacını ve kabarık nehirler arama telâşını, Yaşar Bedri “Çöl ve Atlas”ta bir Narkissos gibi göldeki ayna karşısındaki şaşkınlığını, Doğan Ergül gözlerinde unutulmuş resimlerle yollar geçerken ve “Gün Işırken Tereddüt”lerini, İlhan Kemal cinnetine ve sesine “Başka” bir çığlık arayışını, Tozan Alkan bütün bir gün sevmenin ardından gecenin ağzını açtığı boşluktan seslendiği “Haritada Kırmızı Nokta”yla buluşmasını, Arif Erguvan “Kuyularda” büyüyen zorba yeniçeri karamsarlığını, Fuat Çiftçi plastik halkın tereddütte olduğu “Susku Basması”nı aktardı okura. Mayıs-Haziran’da (11) Eren Aysan “Kimsesizliğe Gazel”le yıl içinde erotik cesaretiyle, aykırı söylemiyle dikkat çeken şiirlerden birini düşürdü sayfalara: “her yatakta tanımadığım yüz adam / döndüm, hadi bir bira daha!” Ayşe Nâlân “Konfeti Tipisi”nde yalnızlık dönüşü çoğul dolanmalara, Hüseyin Çiftçi kırlangıçların sularını uçarken içişlerine odaklanıyor, Ali Özgür Özkarcı yıl içinde yayımladığı deneyselliği önceleyen öteki bazı şiirlerinin aksine “Odalar ve Benim”de eşine az rastlanır bir derinliğe imza atıyor, Yılmaz Arslan “İnce Aşk Devleti”nde şehir-şair-doğa üçgeninde dolanıyordu: “Şairden şehir çıkmazsa / Sen şehirden bir şair çıkar! / Bakışlarında üşümüş bir bozkırkurdu uluması”. Ağustos-Eylül’de (12) Hüseyin Avni Cinozoğlu dünyanın çatısında yüksek gerilim hattının gerilimini taşıyan “Zafer”le, Halim Şafak kendi kendine biriken su yalnızlığını anlattığı “Ya Utandır Beni Ya Da Odadan Odaya Hızla Geç!”le, İlhan Kemal içli bir sessizlikten kasırga şarkısını dinlettiği “Aşk Burada Oturmuyor: Karanlıkta!”yla, Zeki Karaaslan geçtiği harlı yolların nabzını tuttuğu “Apteriks”le yer aldı sayfalarda. Ekim-Kasım (13) sayısında Fuat Çiftçi “Hiçlik Payı”nda kendi ormanımızdaki yüksek ateşi, Serkan Özer “Derdi Çok Denizin Kara”da bütün akrabaları kaçmış evlerin boşluğunu, Berna Olgaç “Pencere”de şiirin ömründen çalan öykülerde aradığı yüzü, Mehmet Sadık Kırımlı “Oyun”da sonsuzluğun ucu olabilme duygusunu, Mustafa İbakorkmaz “Perspektif”te her şeyden uzaklaştıkça dünyanın gözünde küçülüşünü anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir Ülkesi’nin bazı sayıları eksik olduğundan sadece üç sayısını (29, 33, 35) inceleme fırsatı bulabildim. Derginin Ocak-Şubat (29) sayısında Hülya Deniz Ünal “Nemrut”ta büyüdükçe hayat karşısındaki yenikliğini “Gömleğimin kolları gittikçe kısalıyor / inceliyor kumaşık ayaza karşı” dizeleriyle dile getirmiş, Hüseyin Peker “Tek Vuruş”ta ayrılık korkularından sırtına kanat çizdiren biri olduğunu, Betül Tarıman “Taslak”ta insanın tehlike anında kendine sarılabileceğini, İrfan Yıldız “Fırtına Atı”nda denizdeki ve gökteki yırtıkların dikilemeyeceğini söylemişti. Bu şiirlerin dördünün de imgeyi önceleyen ve hayatı ıskalamayan şiirler olduğu söylenebilir. Haziran’da (33) Nilgün Polat’ın “Geceyarısıyazıları” bir ihtiyarın yağmur altındaki sokakta topladığı güz yapraklarıyla, Adnan Acar’ın “Her Baharda”sı sevdaya bulanan bir hayatın izdüşümleriyle, Oktay Adil Olta’nın “Düşündükçe”si yıldızları toplamak için uçan bir atlıyı anarak yarattığı masalsı atmosferle, Aziz Kemal Hızıroğlu’nun “Hüzzam Oda”sı uçurumlardan birinin kıyısına yaklaş(tır)ma duygusuyla dikkat çekiyordu. Şiir Ülkesi 35. sayıdan itibaren kadro değişikliğine gitti ve derginin editörlüğünü Şeref Bilsel üstlendi. Farklı bir format ve farklı bir anlayışla yoluna devam eden derginin sonbaharda yayımlanan yenilikçi sayısında Emrah Altınok “bir ev neden susar / baba uyuduğunda?” diye soruyor, Osman Olmuş “Müdâhanesiz Bir Hayat”ta kendi hataları dahil bütün hatalara ufak ve affedici bir tebessümle baktığını söylüyor, Hayriye Ersöz narkissosu anımsatarak “suya baktım yüzümü sevdim de yeniden” diyor, Şükrü Sever “İki Dilek Kipi”nde günlük hayatın ekonomi-politiğine, varla yok arası viranelere odaklanıyordu. Cihan Oğuz hayatı kınından zor çıkan bir bıçak olarak gördüğü “Bir Çingene Ağıdı” söylerken, şiirini belirgin bir biçimde geliştiren Selahattin Yolgiden “Rüya ve Saat”te yalnızlığın en kırılgan yerine dokunmuş, Halil Gökhan tıkanmış kalabalıkların “Zamanı”nın izini sürerken Onur Caymaz “Çilek Öğretmeni”nde biyografik okumaya açık bir şekilde bir düğünden kalan iki gelinçiçeği sunmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl önemli bir değişim geçirip yenileşen Türk Edebiyatı’nın Ocak (375) sayısında Mehmet Aycı kaybolan kızlar için bilinmeyen bir ada arayışıyla “Öyle Bir” şiir söylüyor; Şubat’ta (376) Nurettin Durman merdiven boşluklarında onmaz korkuların “Sessiz Bir Firarî”si oluyor, Özcan Ünlü “Türkçesi Özlemenin...”de çığ sesli uçurumlardan düşme duygusunu yaşatıyor, Selçuk Küpçük ömrünü aşina sulardan geçirirken yalnız kalmanın “Kahır”ını yaşıyor; Haziran’da (380) Bahtiyar Aslan ansızın sarışın bir kıyametin başlamasını isterken “Birgülsendüşlüyorum” diyor; Eylül’de Nazım Payam (383) “Ben Hiç Rüya Görmedim” diyerek insanın hırsını ve öfkesini dillendiriyordu. Ekim’de (384) Kalender Yıldız “Türev”de ayaklarının suçüstü yakalandığı bir şehre inişinin tedirginliğini, Mehmet Aycı “Oyuncak Ölüm”de evlerde kimsenin farkında olmadığı yalnızlığı şiirleştiriyor; Kasım’da (385) Abdullah Çevik “Şizofrenin İntihar Bahçesi”nde iki ölüm arası sonsuz derinliğe odaklanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ücra yaklaşık üç yıl sürdürdüğü yayımını ne yazık ki geçen sonbaharın ortalarında noktaladı. Deneyselciliğin önemli dergilerinden olan Ücra hem M. Üstübal ve B. Keçeli tarafından diyalojik bir söylemle poetik düşünceler geliştirilmesi hem de zaman zaman bu konularda “sorgusual”ler yapması bakımından önemli bir yayındı. Belki burada Ücra sayfalarına düşen şiirlerden fazla seçim yapamayacağım; çünkü benim poetik anlayışım ve şiire yaklaşımım ile onlarınki arasında büyük farklar olduğunu bilenler bilir ama bir poetik yayın olarak Ücra’nın belli bir çizgiyi ısrarla sürdürdüğünün altını çizmek gerekiyor. Gerçi derginin sayfalarına bazen şu yaşından sonra İlhan Berk’in manifesto yazmasını önerecek dinozorca cümleler de düştü ama buradaki arkadaşlar şiir veya yazı yayımladıkları dergilerin söylemini benimseyiveren şekilsiz adamlardan çok çok farklıydılar; ısrarlıydılar, ısrarcıydılar, kimlikliydiler. Bunun, tarihe bir not olarak düşülmesinde yarar görüyorum. Derginin Ocak (21) sayısında Mitat Çelik ve Efe Murad’ın, Şubat’ta (22) ise Barış Özgür ve Mehmet Öztek’in çalışmalarının ilgi çektiğini söyleyebilirim. Efe Murad’ın “Bir Yalnızlık Odatory’usu” şiirinin epeydir üzerinde çalıştığım “Üç Kişi Şiirleri: Kadın-Erkek-Çocuk” başlıklı yazıma örnekleme bağlamında katkı sağladığını belirteyim. Mart’ta (23) farklı imzalar olarak Hasan Karayel ve Osman Erkan’ı, Nisan’da Hamza Çelikel’i gördük. Mayıs sayısında (25) Zeki Karaaslan “Acılar Özeti”yle dünya gibi dönmenin figürünü harfleri kıvrandırarak sayfaya düşürür, İlhan Kemal kendi kurduğu yapının yer yer sesi ve heceyi önceleyen yeni bir örneğini sunarken; Ağustos’ta Serkan Işın “Manyetik Alanlar”da çıkan marazlara deği(ni)yor, Bülent Keçeli “Ve Ş’iddet”te sonsuzluğa ve renge açılan karadeliklerden geçerek gördüğünü yanıtlamak için içini ters çeviriyordu. Eylül’de (29) Hamza Çelikel’in “Prelüt”ü teninde kanatsız nokta olan uçuruma sesleniyor, Emrah Altınok harfleri boşluklara dağıttığı “Dördüncü Sır”da kaosu seslendiriyor, Ali Özgür Özkarcı “Fermuara Dolu Hep Bir Ölüm Övgüdür”de bazı şiirleri (belki kendi eski şiirlerini de...) kapatmayı deneyerek sulardan ve atlardan bıktığını dile getiriyor; son sayıda ise (Ekim) Murat Üstübal’ın “Terden Ayru Veda”sı sözcük dizdiren dizdarın zıpkın edasını sorguluyor, Hasan Karayel’in “Amorf Ozon”u umuda güftelenen günün kendini rüzgâra bırakışıyla buluşuyor, Bülent Keçeli’nin “Şerhane’den Parçalar: Kuyu Şehri” hep kaldığı yorgun bir çukurda taşa toz aşkedildiğini anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç Nokta’nın önceki yılı kapatan ve geçen yılı açan Aralık-Ocak-Şubat (3) sayısında Mustafa Köz üç bölümlük anlatısal şiirinde Anadolu coğrafyasından seçtiği kişiler ağzından yokluğu, yoksulluğu, “kuşlarla tanınan gurbeti” tanımlarken Tuğrul Keskin “Ayna Tırtıla Bakıyor”da evlerin dışına taşan matemi, kırılmış hayatları, hayatın yüzümüze kapanan sayfasını gösterdi. Salih Aydemir “Ağustosun Geometrisi”nde “aşktı yüzündeki sükûnet” diyerek celladın güzel kızına âşık olup intiharı seçene ağıt yakıyor, M.Met Altun “Bedi”de balkona konmuş sandalye yalnızlığını duyuruyor, Tezer Cem “Çok Şükür Duası”nda hayata ve geceye nar tanesi gibi (s)açılıyor, Arif Erguvan “Yusufçuk”ta yabancılaşmışlığın sınırlarında gezinerek “dünyanıza çıktım bir kayaya tutunarak” diyor, Hüseyin köse “Orada Olmayan Adam”da “Bomboş avuntularıyla yüzüme çarpan / simsiyah bir kalabalığa rastladım eve dönerken” dizeleriyle benzer bir yabancılaşmışlığı yaşatıyor, Serkan Özer “Uzak”lara açılan şiirinde bir resimde kardeşinin hayatını yaşıyordu. Kasım-Aralık’ta (4) şairlikte ve sarhoşlukta hovardameşrep Serdar Koçak “Şol İstanbul’da Belediye Nikâhı”ndan imzasını geri çektiğini duyuruyor, Şeref Bilsel “Söz Geçmişim Ses Bulmuşum”da yer yer üstgerçekçi imgelerle kuzeyde denizin aldattığı bir kasabaya uğrayarak uzun yazların ardından aklına su gelmiş çeşmeler gibi akan hatıralara yaslanıyor, Aydın Afacan içinde bir sfenksin uyuduğu bilmeceyle tenha labirentlerde ve suyun bulanan yerinde “Nil’i İşaretlerken”, Cenk Gündoğdu yalnızlığın eşyanın dilini karıştırdığı bir “Çölevi”nde konaklıyor, Onur Caymaz apartman kapısından giden yılların ardından bakan ve başkalarının hatalarıyla büyüyenlerin yoksulluk simgesi “Altın Alınlık”la dolaşıyor, Hakan Cem uzak ve yalnız bir yıldız gibi anneyle bütünleştiği “Gurbete Dair” izdüşümler sunuyordu. Son bakışta yoldan çıkacak güzel ve bitkin şair Emel İrtem’in “Fa Diyez Cinayetler”i kendini tasarlayan bir kuru gülün cinayetin gerisinde durmasının, Selahattin Yolgiden’in “Akşam”ı demiryolu kenarlarında ve terkedilmiş istasyonlarda zamanın durduğu anların, Ali Özgür Özkarcı’nın “Abdal ile Tarih”i atlaslarda gül yetiştiren bir abdalın tarih eskisi hüzünlerinin, Barış Ağır’ın “Yaz”ı güneşi yoracak kadar uzayan günlerin, C. Hakkı Zariç’in “Sıfırın Altında”sı çocukların gümüşü çağrıştıran adlarının ve suların çekingen seslerinin, Mesut Aşkın’ın “Üç Âh ile Kendimdeyim”i kâğıda övünçle geçen kederin, Doğan Ergül’ün “Yağmurdan Sonra”sı güz günlerini delerek gelen çıplak ışıkların şiiri olarak okundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlem’in Ocak-Şubat (9) sayısında Hülya Deniz Ünal’ın sokaklara açılan kapılardan giren yalnızlıklarla “Karşılaşma”sı içimize gömemediğimiz cenazeleri anımsatıyor; Mart-Nisan’da (10) Ahmet Erhan’ın “Dükkân”ı bir kuşun kanat vuruşunda kopacak kıyameti haber veriyor, Ahmet Ada soylu bilgiyi ve seçkinliği öğrendiği “Yol”u gösteriyor; Mayıs-Haziran’da (12) yalnızca Türk edebiyatının ve Türkçenin değil gerçek şiirin yaşadığı her coğrafyanın büyük şairi Dağlarca uykusuzların toplantısına katılıp yorgunluktan, sessizlikten, karanlıktan, işsizlikten, terk edilmişlikten... kaynaklanan uykusuzluklara işaret ederek “Bugünkü Karanlık”lara dikkat çekiyordu. Mehmet Sadık Kırımlı “Eski/Tad”la soğuk zaman tünelinde iki yorgun beyazlık arasından sızan kışı resmetmiş, Asuman Susam “Melekler Kalıyor”da bir çocuğun içinden ağlayan kadının yalnızlık burcunda duruşunu anlatmış, Fatih Karataş tortusu kalmış kelimelerin ardı sıra gideceği “Kuşluk Vakti”ni beklemişti. Temmuz-Ağustos’ta (12) Onur Akyıl bu gökkubbenin altında bizden kalan şiiri, şirreti, güzel ve çirkini gösterdiği “Mahşer”le, Ahmet Cengiz bilinen görüntülerin giderek kaybolduğu ve bozulduğu “Tuzunu Öpmek İçin Denizin”le okur karşısına çıkıyor; Eylül-Ekim’de Ahmet Özbek kar mevsiminde bir yaprağın üşüyen yollarından geçerek “Solan Bir Şehrin Tek Tanığı” oluyor, Sermet Bulut “Kimsecikler Köprüsü”nün sonundaki uçurumun sırrını araştırıyor; Kasım-Aralık’ta (14) Hüseyin Peker “Altın Evi”nde yeni bir hayata başlamak hususunda uyarı ateşleri açıyor, Hüseyin Köse “Mahvedici Melek”in VI. bölümünde yaşlı bir demircinin kendisine anlattığı hayatın ürkütücü yanlarından uzaklaşmanın yollarını arıyor, Can Sinanoğlu “Herşey Kimya”da bir ömrü geriye doğru yaşamanın paradoksunu ve aşkın varoluş cetvelinde bir element olmadığını vurguluyor, Yusuf Alper “Çorap Söküğü”nde karanlığın kollarından fırlayıp yüreğine inen bitimsiz acıları anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlık yayımlanan şiirlerin yanı sıra dosyalarla şiirin edebiyat gündeminde kalmasına, Enver Ercan’ın “yeni imzalar” değerlendirmeleri aracılığıyla da genç şiirin önünün açılmasına yardımcı oldu. Ocak (1168) sayısında Fergun Özelli’nin “Ülkem İzmir’e Bir Kadeh Şiir”i bir kenti yurt edinme duygusunu, Şükrü Erbaş’ın “Kutsal Kalabalık”ı “geniş zamanlı sözler söyleme”nin çekiciliğini yaşatmakta, Can Bahadır Yüce’nin “Yaz Dökümü” ise Necatigil’in sarkacıyla buluşmanın hazzıyla birlikte acısını yansıtmaktaydı. Güngör Tekçe’nin “Çıka İne”si “bir güneşten bir güneşe geçer gibi” ilerleyen ve inceliklerin altını çizen bir şiirdi. Genç şairlerden Volkan Şenkal’ın “Michelle”i hayatı, gerilimi ve aşkı üst üste katlayabilmişti: “Önümde uzayıp giden sokak / Ardımda hayat, / Yıkıldı yıkılacak.” Şubat (1169) sayısında Ahmet Necdet’in “Aşka Âşık Bir Kadın İçin Sonnet”si gerçeği düşle yıkayıp sunmasının, Hilmi Haşal’ın “Üçüncü Yaka”sı ise zor harflerin zor heceleri izlemesinin şiiri olarak okundu. Mahmut Temizyürek’se “Aşka Mevlana Âşığa Mayakovski”de aşkın imkânsızı istemesine vurgu yapmaktaydı. Nilay Özer “Sisli Kır” ile uzun dizeli şiirlerinin örneklerinden birini verdi. Şiirden, yakın geçmişi sorgulayan bir dize: “yaşamaklar günlüğü kokuşmuş konserveler şeyler ve katı şeyler çok eksi seksenlerde”. Deniz Durukan’ın “Ter”i alabora bir hayatta kıyıya çekilme arzusuyla, Safa Fersal’ın “Alias”ı Edip Cansever’in şiirleriyle kurduğu metinlerarası ilişkinin canlılığıyla (yeniden yaratım!), Nurduran Duman’ın “Deniz Dili ve Edebiyatı” tüm ırmakları denize çağırmasıyla dikkat çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mart (1170) sayısında Betül Tarıman “Köz” şiirinde bir köy okulu yalnızlığı ile asansör boşluğunda kaybolan bir baba resmini buluşturuyor, Elif Sofya “Eskiyor Zaman”da gizli yollarla açık anlamların birlikteliğini deniyor, Eren Aysan ise “Kendinin Portresi”nde yüzünün yansımalarını aynalarla tenhalarda arıyordu. Nisan (1171) sayısında Tahir Abacı’nın “Tanzimat’tan Beri” şiiri bireysel duyuşu ve duruşu tarihselin içinden çekip almanın bir örneğiydi: “Gülü aldı bardaktan, dudaklarına değdirdi / Atılıp önleyemedim / Haziran temmuza değdi”. Metin Cengiz’in “Yıllar Acı Biriktiriyor Yalnızca”sı her geçen gün acıyla çatallaşan yolların izini sürerken, Mehmet Erte’nin “Aya Yorgi Yolunda Konuşulmayan Korku” şiiri hem kurgusal farklılığıyla hem de “Tarihin Boşluğunda” altbaşlıklı bölümündeki “İnsan ölür, ardından gelen yaşasın diye” dizesinde kavranan yaşam-süreklilik algısıyla dikkati çekiyordu. Enver Ercan’ın bu sayıda seçtiği “genç”lerden Orhan Göksel’in “Sala”sı insan yaşamını uçuruma kurulmuş bir salıncak olarak görmesiyle, Ali Selçuk’un “Bulut ve Su”yu modern zamanlarda masalların nasıl başladığına dikkat çekmesiyle önemliydi. Mayıs (1171) sayısının ilk şiiri Gültekin Emre’nin “Merkezkaç’tan”ıydı ve bu şiir hayatın kopukluklarını, ömrün geçip gidişini sorguluyordu. Nihat Ziyalan’ın “Su Altı” şiiri bir intiharın izinde “olmayan bir ritmi sokaklardan sökme” çabasıydı. Emel Güz’ün “Yalan Elbisesi” kesik söyleyişleriyle ve hayatın delirmiş hızına işaret etmesiyle, Sinan Oruçoğlu’nun “Kalbim İçin Harita”sı şair kalbi için başka bir mevsimi aramasıyla, Metin Celâl’in “Atlas ve Coğrafya”(3-4) sayısında tarihe geçişine işaret ederek “kalmadı hayat hakkım o karmaşada” deyip hayatın karışıklığına temas etmesiyle dikkat çekiyordu. Genç şairlerden Ozan Öztepe’nin “Son Ada”sı müziğin ve şiirin içinden yürüyerek ardıllığı yakalıyor, Nâzım Mutlu’nun “Sana Tutunmak”ı başlıktaki klişeye karşın her damarı ötekiyle kavgalı bir çocuğun sesini duyuruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüz şiirini yetkin imzaların yazılarıyla ele alan kapsamlı bir dosyanın bulunduğu Haziran (1173) sayısında Onur Caymaz’ın “Romantik”i hem giderek olgunlaşan bir şiiri haber vermesi hem de hayatın her cümlesini yeniden okuması bakımından ilginçti. Efe Murad’ın “Sofrayı Senin Yerine Masalar Kurdu”su ise genç şairin geçen yıl yayımladığı şiirlerden daha ileri bir düzeyi işaret etmesinin yanı sıra Edip Cansever’le gizli buluşmalar bulundurmasıyla da ilgi çekiyordu. Şiirden birkaç dize: “sofrayı senin yerine uzun masalar kurdu. / herkesler herşeyleri biliyorlar artık. / kısaldıkça kısaldı umut uçlarından. / bugün aşı oldum, o yüzdendir insanlara kırgınlığım”. Filiz Özdem’in “Gizli Defterden” sayfalara düşürdüğü şiir beyaz gömleğe batıp çıkan paslı iğnelerin, şaraba yatırılan dilin, nallarını vura vura geçen kırmızı atların izini sürüyordu. Temmuz’da (1174) Turgay Fişekçi’nin “Yanında Yalnızlık”ı şairin bilinen şiirlerine göre daha imgesel, daha bir kanlı-canlıydı: “Savrula savrula ateş topuna dönmüş beden / Yangınlar çıkararak dolaşır sokaklarda”. Veysel Çolak “Kırık Ağıt”la anlattığı dünyaya sığmayan çığlığını okurla paylaşırken, Sina Akyol “Bahçe”de alevi, tohumu, ağacı ve meyveyi bilgeliğin sınırlarında dolaştırıyordu. Ali Hikmet’in “Şair’e”sinde yağmur damlalarının kâğıtta sessizliğe dönüşmesinin, parmaklara sıvanan yasemin kokusunun, dolunayda dolaşan saydam sözcüklerin izi sürülüyordu. Bu sayının ilginç yanlarından biri de Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülü’nü şiir dalında kazanan Alper Gencer’in iki şiirinin yayımlanmasıydı. İki şiirini okuduğumuz genç şair beklemekle geçen zamanın kırışmasının farkında oluşuyla dikkat çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağustos’ta (1175) sayısında Nuri Demirci “Sandık”la çağın karmaşasına işaret ediyordu: “Yeni ninniler hazırlanıyor: / Testere homurtusu, çekiç sesleri / Ve derinde sızlayan çam kokusu”. Bu sayının şairlerinden biri de şiir-içinde-şair olarak konuşmayı seven Abdülkadir Budak’tı. Şu dizeler “İşaret”ten: “Çoğu insan gibi ne az ne fazla / Ahşap çıkıp metal geldim buraya”. Eylül’de (1176) Engin Turgut naif sesini sürdürdüğü “Gül Kokar Meleklerin Nefesi”nde şiirin ve arkadaşlığın çatı katında oturanlara selam yolluyor, Mehmet Mümtaz Tuzcu “Gülsevmez”de, pek çok şiirinde olduğu gibi tuhaf sözcüklerin birlikteliğiyle kendine özgü bir ses yaratıyordu. küçük İskender uzun şiiri “Gemi”de batmak için son yolcusunu (belki de şairi!) bekleyen bir geminin portresini çarpıcı imgelerle çiziyor, tufanın da güncelde bir muhasebesini yapıyordu. Bu sayıda Betül Dünder’in “Yazgısı Zar”ında uçmak için evreni dar bulan lanetlenmiş bir melek (yine, belki de şair!) görünüyor, Tozan Alkan ise “Armi, Mon Ami!”de boşlukta kalbine tutunan bir şairin kalbını açıyordu. Kemal Durmaz’ın uzun soluklu, uzun dizeli şiiri “Sakladık Buydu Sırrımız”da hafızanın acıtıcılığı, her cevapta bir ölüm bırakmanın gizemi ve kaybolan soluk nefeslerin sırrı hatırlatılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim (1177) sayısında Ali Günvar’ın “Ve Züleyha”sı sislerle kaplanan hatıralarda Yusuf olanın Züleyha’ya tutkusunu dile getirirken, Türkân Yeşilyurt’un “Tutku Tabutu” öldürmenin sorulara eklemlenen muhasebesini görüyor, Osman Olmuş’un “Suyu Harlayan İsmariç”i ise hayatın bir oyun olmadığını aksine hepimizin hayatın elinde oyuncaklar olduğunu sergiliyor, Mehmet Öztek’in “Protez”i ise tedirginlikle versus ne dediğinden emin olmakla bütünleniyordu. Kasım (1178) sayısında Metin Celâl’in “Yazın Sonu” şiiri yitip giden yaz aşklarının hüznünü ve inceliğini taşıyordu: “üşürüz, yine de bırakmak istemeyiz sahili / havlulara sarınıp son kez yattığımız öğle uykuları / başımızı annemizin omzuna koyup kurduğumuz düşler / belki de budur özlemle ardından baktığımız”. Şeref Bilsel’in “Hüner Evi” ise “o çok ateş görmüşlerin yüzüne vuran yarasından ayrılıp / tez ölmüş bir kadının ağzındaki sigarayı yaktım” dizelerindeki üstgerçekçilikle ve son yıllarda hünerle yazdığı şiirleri taşıyan “ev”le hatırlanacaktır. Bu sayıda Ahmet Yüce’nin “İpek Söylencesi”ndeki beden tehdidine dikkat çekmeden geçmek eksiklik olurdu. Aralık’ta (1179) Engin Korelli “Annemin Uykusu Gelmiş”le anneyi yitirmenin acısını ve kabullenişi bir arada sunarken Nurduran Duman “Deniz Dili ve Edebiyatı”nın yeni bölümüyle “saatinin çalıştığı yönün gül olduğunu” işaret ediyor, İdil Kızoğlu ise kimsenin kimseyi anlatmadığını teninde gezinen örümcekle görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratım’ın Ocak-Şubat (9) sayısında Serhan Ada “Bir Kavram Olarak Sabrın Halleri”nde küçük aferinlerle desteklenen fakat ağır yük altında kemikleri çatırdayan bir hayata odaklanmış, İhsan Fikret Biçici “Ruhsatsız”da korkulara yenik gecelerde ömrünü tüketmiş bir kasırga olarak dolaşmış, Seyyidhan Kömürcü “Yetim”de korkunç bir telaşla uçuruma varmanın itibarını ve kendini dışarıdan içeriye alan bir mânânın derinliğini duyurmuştu. Mart-Nisan’da (10) Kemal Varol vahim sözcüklerini eksik nilüferli bir “Kin Gölü”nde yüzdürüyor, Sezgin Öndersever “Ütme”de dokunulmuş buğunun uçuculuğunu ve can musluğundan akan ateşi birlikte anıyor, Mayıs-Haziran’da Haydar Ergülen okurları sır düğününde seslerin uyuduğunu gördüğü “Deli Çiçek Ormanı”nda dolaştırıyor, Ahmet Çakmak “Sudaki Taş”ta vicdan azabı öksürüğü gibi geçen zamana odaklanıyor, Ahmet Ada “Kırık Duruş”ta su kuşlarının yabanıl otlarla söyleşen kırık sesini kırlarda gezdiriyor, Yılmaz Arslan “Nil ve Ateş”te zamanın kıyılarında kendi anlamını arayan ölümü özetliyor, Mesut Aşkın “Aynakül”de ahşap bir günü bekleyen soğuğun temasını hissettiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasakmeyve geçen yıl olduğu gibi bu yıl da gerek yayımladığı şiirlerle gerekse poetik dosyalarla günümüz Türk şiirinin nabzını tuttu. Derginin Ocak-Şubat (12) sayısında Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin duayeni Dağlarca’yla söyleşinin ve şairin bir şiirinin bulunması güzel bir sürprizdi. Erotik çağrışımlarla yürüyen “Kadın” şiiriyle Metin Cengiz, “seken bir kurşunun yarattığı acıya” çalışan “Derin Kesik” şiiriyle Altay Öktem, şaşırtıcı bir kurgunun ve yolculuk hatırası bakışların peşine düşmüş “Bkz. Ayna”sıyla Mustafa Erdem Özler, rüyanın gerçeğe dokunduğu ânı ve eşikte biriken fısıltıları ısrarlı bir yapıyla şiirleştiren “Ada”sıyla Pelin Özer bu sayının dikkat çeken şairleriydi. Mart-Nisan (13) sayısının ilk şiiri, Yaşar Miraç’ın “Arif Damar”ıydı. Bu şiirde Miraç bilinen sesinin bütün canlılığıyla bir başka şairi sevgi ve saygıyla kuşatıyor, Fergun Özelli’nin “Kovulmuşlar”ı da çeşitli şairlere/eleştirmenlere şiir içinden ve yürekle sarılıyordu. İlginçtir, bu sayıda Salih Bolat’ın “Mahşerin Şairleri” de aynı kurguyla kaleme alınmıştı; o da çeşitli şairlerle buluşuyor ve onları dizelerinde ağırlıyordu. Gonca Özmen’in “Bölünmeler”i inanmanın safiyetini hatırlatan bir şiirdi: “Gecenin getirdiği ne varsa ona inanacağım/Hem inanmak çocuksu yanımızdan gelir”. Mayıs-Haziran (14) sayısında Haydar Ergülen’in çocukluk yıllarında kaleme aldığı şiirlerin yer alması güzel bir sürprizdi. Bu şiirlerden birindeki şu dizeler erken-şairin yaratıcılığının işaretleri olarak okundu: “Akşamüstünün yüzüdür gurbet/karanlığa dağılmış geç mektuplar”. Ahmet Telli “Duvar”da “Ve kırık sokak lambaları /Yolunu kesiyor batık aşkların” duyarlılığının altını çiziyor, Sina Akyol “Yedi Ağır Söz”de erotik çağrışımların “yakasını açıyor”, Gültekin Emre “Merkezkaç’tan” yayımladığı bir bölümle simgesel ifadelerle derin bir erotizmi yakalıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz-Ağustos (15) sayısında İzzet Yasar “Yalandım”da kadınların tarafına geçmeyi denemenin şaşırtıcılığıyla şiire giriyordu. Bu şiirde Yasar’ın “tanıdım baudelaire’i bedbaht eden melali” dizesi bize modern şiiri dışarıdan ve içeriden temsil eden kalemleri hatırlatması bakımından ilginçti. Turgay Kantürk “Kışevi”yle “Eğreti ikindinin gölgesinde / Kar çığlıkları” içinde yürürken Oya Uysal “Çerçeveden taşan resim”le yüzündeki beşinci mevsimin izini sürüyordu. Son yıllarda az şiir yayımlayan Didem Madak “Viraj”da güzel zamanlara duyduğu arzuyu dile getiriyordu: “İyilik dolu akşamlarım olsun istemiştim / Başım kristal bir avizeye çarpmış gibi şıngırdasın”. Emel Güz’ün “Cipram Paradoksu” yaşamın insanı hapseden gerilimini ve aklıyla yazdığı çelişki güncesini, Zeynep Köylü “Ağır Düş”le “göz çukurlarında biriken portakal renginin yalnızlığını” sayfalara düşürüyordu. Güzün yalnızca havalarda değil takvim yapraklarında da kendini iyiden iyiye hissettirdiği Eylül-Ekim (16) aylarında Nihat Behram “Islığımda sabırsız mı sabırsız / bir filizin çığlığı” dizeleriyle “Şiire Tanım” getirirken, Uğur Aktaş “Aczıyet”te taşını dağdan yontmanın hiçliğini, Serkan Ozan Özağaç “Marie Sophie’ye Ağıt”ta sevgilinin toprağa düşerek ölüme şekil veren ellerini şiirleştirdi. İsmail Cem Doğru “Keşif”te Turgut Uyar’ın uzun şiirlerinde gözlenen sıkı dokuyu hatırlatan söyleyişiyle dikkati çekti: “Çünkü ne zaman karanlığa dokunsam, içimde / tanrıtanımaz bir tapınaktan korurum uzaktaki kadınları”. Deniz Durukan, “huzurun geldiğini sandım felaketti” dizesiyle hayatın kötü sürprizlere açıklığına dikkat çekerken; Kasım-Aralık (17) sayısında Tahir Abacı “Döngü”yle hayalleri ve hesap makineleri uyumlu olanların ipliğini pazara çıkarıyor, Ömer Şişman “Gömemek”le seslerin sessizliğini araştırıyordu. Emel İrtem “Ah Zetina”yla geçmişte kalan güzel ayrıntıların izini sürüyordu: “kenar kenardan daha kenardadır / deniz ufuktan daha uzakta / mesafeye ‘ah’ çekilir ince bir yayla / acıyı ölçer terzisi bir top kumaş gibi / yalnızlık makası, huy mezrosu, aşk ipliği”. Elif Sofya’nın “Atlar”ında gerçeğin üstünden bakan bir şairin duyarlılığı, Özlem Tezcan Dertsiz’in “Yırtık Harita”sında ise “saçlarını töreye kaptıran kadınlar” için duyulan acının çığlıkları vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekiler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005’te bazı dergiler ya bir-iki sayı çıktı ya da düzenli olarak çıksa bile maalesef yayımlanan şiirlerde belli bir düzey tutturamadı. Bu bölümde iki farklı açıdan ele alınabilecek bu dergilere ilişkin notlar yer alıyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplam dört sayı çıkan Sanat ve Hayat’ın Mayıs-Haziran (16) sayısında M. Salih Atlı’nın “Kalmak Daha Zor”u eskise de kabuk bağlamayan anılara yönelmesiyle, Demir Emircioğlu’nun “Eksi 148 Metre”si madencilerin teninde gezinen soğuk rüzgârları anımsatmasıyla dikkat çekti. Daha çok folklorik şiirlerle arabesk motifleri buluşturan manzumelerle yılı tamamlayan Sarmaşık’ta A. V. Akbaş, M. H. Kukul adları sıkça yer aldı. Atölye anlayışıyla kotarılan İnsancıl’da Berin Taş, Burcu Uprak, Dilek Yılmaz, Nalan Çelik, Mustafa Özmen, Meryem Oruç ve Nursen Ural imzaları sıklıkla görüldü. Kuzey Yıldızı’nın Nisan-Mayıs (11) sayısında Özge Dirik’in şiirlerinin topluca yayımlanmış olması önemliydi. Genç yaşta kendi arzusuyla dünyayı terk eden Dirik’in şiirlerindeki gerilim ve “kahperengi hayata aldanmışlık” onu daima farklı kılacak. Derginin bu sayısında Dirik’in şiirlerinin yanı sıra Salih Aydemir’in acının uğultusunu rüzgârların zehrinden alan “Tenimi Tut” ve Tezer Cem’in dokunaklı bir ürpertiye eklemlenen “Ay Üssü” şiirleri dikkat çekiciydi. Derginin Ekim-Kasım (12) sayısında Arzu Çur’un “Dönüşür”ü yolcuların beklemeye alışık gözlere değişini, Aynur Dursun’un “Darbe”si güz rengi ölümler koklamanın acısını şiirleştirmişti. İmgelem Çocukları’nın iki sayısını inceleme imkânı bulabildim. Haziran-Temmuz (12) sayısında Abdullah Şevki’nin “İtalyan Ay”ı yağmurun arasına gizlenip suların konuşmasını dinleme inceliğiyle, Ekim-Kasım’da (14) Gülseli İnal’ın “Mor Güneşler”i köklerin ulaştığı noktadaki karanlığı sezdirmesiyle dikkat çekti. Bir Ünlem’in 2005’te okuma fırsatı bulabildiğim tek (5) sayısında Hüseyin Türkan’ın “Hayata Dokunan”, Yasin Onat’ın “Refakatçi Melek” şiirleri, Deyiş’in okuyabildiğim sayılarında ise Emin Bayraktar, Veli Özçetinkaya ve Ali Arıkmert imzaları dikkat çekiciydi. Geçen yıl deneysel-görsel şiirin kuramsal altyapısını çeviri ve telif yazılarla oluşturma çabasıyla dikkat çeken Poetik Hars’ta doğal olarak derginin kimliğine uygun şiirler, “iş”ler yayımlandı. Serkan Işın, Aylin Güven, Tarık Günersel, Deniz Tuncel, Barış Özgür, Barış Çetinkol, Aslı Serin bu “iş”lerin altında-üstünde imzası olanlardan birkaçıydı. 3. sayıda Şakir Özüdoğru “Postkentte Bir Gün”de hayatı kravatın boğduğu çığlık olarak yorumlarken, Evrim Önk “Hurt”ta yol kenarında dünkü fırtınayı taklit eden fidanların kımıldanışına dikkat çekiyordu. Kökler’in 8. sayısında Murat Menteş “Atom Bombası”nda mesnetsiz acılarla mukadderat markajından kurtulmayı diliyor, Osman Konuk ortaokul matematiğiyle her sırrı çözülebilecek hayatın “Ebedî Skor”una odaklanıyordu. Şiirin’in inceleyebildiğim sayısında ( Ocak-Şubat-Mart) Hüseyin Köse “Mahvedici Melek”in XXXVII. bölümünde ele geçirilen ve unutulan şeylerle birlikte intihara meyilli düşler görüyor, Mehmet Hameş “Kuğu ile Ben”de kent sabrındaki lav uğultusunun öfkesini duyuruyor, Deniz Tuncay Akkapılı “Dense”de karlı resimlerde karanlığın üşümemesi için sarı ışıklar yakıyordu. Edebiyat Koop’un Sonbahar sayısında Ramazan Parladar’ın “Dışarı Çıkmamak” şiirinde insanın içine sığamadığı odanın duvarlarını kendine benzetmesi, Cengiz Orhan’ın “Gökyüzü Nakliyecisi”nde arızalı bir yaz mevsiminde kullanılmayan havalar estirmesiyle dikkat çekti. Düşe Yazma’nın Mart-Nisan (10) sayısında Aydın Şimşek plastik zamanda seslerin gizinden ıssızlıklara çekilerek “Zamanın Sesi”ni duyuruyor , Mart-Nisan’da (11) HaKan Kaynar talan zamanlarında fotoğraflarda eskimeyi dile getirerek “Yaşamak İçin Annemi Düşünüyorum” diyordu. Kum’un 39. sayısında Yusuf Alper “Üç Taş Üç Kuyu”da hayatın ortasında koşan atların hızla sürüklediği bir arabadan bakıyor, Emel Güz “Kendine Dokunmak”ta dünyanın cesaretle vicdan arasında asılsız bir iddia olduğunu belirliyordu. Lacivert’in Eylül-Ekim (5) sayısında Ahmet Telli uzadıkça uzayan bozkır yalnızlığıyla “Hecelerken Ömrünü”, Mahmut Temizyürek çocuğun bir “Ürken At”olduğunda dünyada neler olacağını soruyordu. Rüzgâr’ın geçen yıl yayımlayan tek sayısında Ahmet Erhan’ın “Piknik”i çocukluktaki bir kırgınlığı anımsayışın, Zeynep Köylü’nün “Arduvaz Ağıtlar”ı acıya yakarışın ve gövdede gecenin ürperişlerinin, Derya Önder’in “Fotoğraf”ı çocuklukta yitirilenlere yakılan ağıtların, Salih Aydemir’in “Ay Gecikiyor”u zamanın karanlık parçalarına dağılan masalın, Cihan Oğuz’un “Derin Koma”sı boğazda düğümlenen efkârdan muaf tutulmanın şiiriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşayan Yarın’ın Mayıs-Haziran sayısında A. Barış Ağır’ın “Yeni Bir Yaz Umudu” yaz iyimserliğini hatırlatmasıyla ilginçti. Gece Treni fanzini seçki havası taşıyor ve yeraltı şiirini anımsatan örneklere yer veriyordu. Kuyudaki Koro’da Harun Balcı, Hayrullah Safa, H. Yasin Altıner gibi isimler düzenli olarak şiir yayımladı. Amik’te Zeki Karaaslan, A. Nail; Akköy’de Özcan Öztürk, Bilsen Başaran; Dört Renk’te M. Sarsmaz, B. Keçeli, O. S. Erkekli; Aykırısanat’ta Mehmet Aydın, Hülya Özdemir, Tümer Morkoç, İbrahim Tığı; Kalem’de Eylemcan Çelik, İbrahim Kavak, Cemal Salman, Mervan Aksu, Sidar Sinan Özmen; Akköy’de Güven Pamukçu, Bilsen Başaran, Özcan Öztürk, Cansu Fırıncı; ÖyküŞiir’de İsmet Gençtürk, Mete Alpsar, Hüseyin Atasçı, Tay’da Sedat Umran, Necdet Tezcan, Aziz Kemal Hızıroğlu, Derya Ekim, Hüseyin Avni Cinozoğlu, Asım Öztürk, Kemal Petriçli, Hüseyin Çiftçi, H. İhsan Sönmez, Tan Doğan sürekli imzalardı. Tasfiye’nin Ocak-Şubat (2) sayısında Mehmet Aycı’nın “Çizgi”, Mustafa Uçurum’un “Büyük Sıcak”, Mayıs-Haziran (4) sayısında ise Nurettin Durman’ın “Nedir Peki Ayrılık” şiiri dikkat çekti. Lül’de genellikle Yusuf Kaptan, Hüseyin Kor, Cenk Battal, Mervan Aksu, Kusey Tangüler imzaları görüldü. Cumba’da Bahattin Sağlam’ın “Hatırlatma”sı özgün erotik çağrışımlarıyla, Zafer Çakır’ın “Yaralı Kırlangıcı Öptün Sen”i kanatlarıyla denizi örten kırlangıca çarpan imgelerin birbirini çoğaltmasıyla önemliydi. Kaçak Yayın’ın Ocak (21) sayısında Emre Varışlı’nın “Yağmur Dedim”i yağmurda soyunmanın cazibesini ve yağmurdan geriye kalanları anlatıyor, Şubat’ta (22) Alp Tamer Ulukılıç’ın “Ses-siz-lik”i dünyaya cam kırıkları içindeki yorgun sesini bırakıyordu. Kertenkele’de Murat Solgun, Fatih Çodur; Ay Vakti’nin inceleyebildiğim tek sayısında (Temmuz-Ağustos, 58) Taner Taştekin, Neşe Yeşilova adları dikkat çekti. Hayvan’ın şiire yer verdiği üç sayısında, Tan Edebiyat’ın inceleyebildiğim Kasım sayısında ne yazık ki nitelikli bir şiire rastlayamadım. Esmer ise Haydar Ergülen, Yelda Karataş, Ataol Behramoğlu, küçük İskender, Ahmet Erhan, Salih Bolat... gibi şairlerin düzeyli şiirleriyle Yusuf Hayaloğlu, Yılmaz Erdoğan, Halil Ergün, Cezmi Ersöz gibi isimlerin popüler ürünlerini bir arada yayımlamasıyla dikkat çekti. Aratos’un Mart-Nisan (2) sayısında Hakan Tabakan’ın “Ölü Bir Can/Baz”ı ayaklarının altında eski bir hayatla uzak memleketlerden gelen cambazı beklemenin çocukça heyecanıyla doluydu. Aynı şair, derginin Temmuz-Ağustos (4) sayısındaki “Kenti Bölen Irmak” şiiriyle de dikkat çekti. Geçen yıl tek sayı çıktıktan sonra yayın hayatını durduran Yom Sanat’ta (Ocak-Şubat, 22) Abdülkadir Budak’ın “Kara Irmak”ı gece testlerinden geçebilen bir lambanın ırmakla konuşmaktan gelişini gösteriyor, Emel İrtem’in “Düğmelerin Yazgısı” gerçeküstücü şairlerin şiirlerini anımsatan ifadelerle bir çapkınlık hikâyesi anlatıyor, Özcan Erdoğan’ın “Evli Bahçe”si mevsimin gövdelerine dayanan kulağın duyduklarını aktarıyor, Bahtiyar Kaymak’ın “Aşkbakışması” ise nefis erotik çağrılarla suların güzel kıldığı çıplaklıkları resmediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2005’e genel olarak bakıldığında, yenilik tutkusunu 2000’lerin başlarından beri sürdüren isimlerin etkinliğinden, belirginliğinden söz edilebilir. İyice belli oldu ki 1980 Kuşağı şiiri tarihteki yerini almakta, onun yerine belli isimler dışında bağdaşıklık göstermeyen, toplu fotoğraflara izin vermeyen yeni bir kuşak gelmektedir. Virgül’deki yazılarımdan birinde dediğim gibi: Hepsi hem eski hem yeni, hem gelenekle ilişkili hem modern, hem deneyselci hem buluşçu... Kuşaklar arası çatışmanın ilk göstergesi itiraz, inkâr, memnuniyetsizlik vs.dir. Bunlarsa bol miktarda görülüyor. Geçen yıla, yeni kuşağın belirginleşmesinin yılı olarak bakılabilir. Bu dönemi oluşturacak isimlerin şiirinin nereye gideceğini ise zaman gösterecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bâki Asiltürk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bu yazı Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu tarafından hazırlanan  Şiir Defteri’nden alınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257834987073898?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257834987073898/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257834987073898' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257834987073898'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257834987073898'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/2005te-dergilerde-iir.html' title='2005’te Dergilerde Şiir'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257824943840843</id><published>2006-07-10T17:36:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:37:29.606-07:00</updated><title type='text'>2004'te Dergilerde Şiir</title><content type='html'>2004'te Dergilerde Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Holding dergisi de olsa, kişisel çabalarla çıkan bir yayın da olsa dergi çıkarmak başlı başına bir zorluktur, sıkıntıdır. Bu bakımdan, nice zorluklarla çıkarılan dergilere sıralamada haksızlık yapmamak için alfabetik sıralamayı uygun bulduğumu baştan belirtmeliyim. Dergilerdeki şiirlerin incelenmesinde ise genellikle sayfalara düşüş sırası beni yönlendirdi. Zaman zaman bu yönlendirmenin dışına çıktığım da oldu; ne demek istediğim, inceleme kısmı okunurken görülecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004'te çıkmaya başlayan Ada'nın ilk sayısında Hilmi Yavuz'un "Harfler ve S/Z" şiiri şairin Hurufi Şiirler kitabını hazırlayan şiirlerden biri olarak dikkati çekiyordu: "toplandı tek harfin çevresinde..." Refik Durbaş'ın "Lodos Erken Geldi"si lodos, anılar, hüzün, yalnızlık ve sevgili ekseninde gelişen bir şiirdi. Mustafa Akar'ın "Ezra'ya Kış Okumaları Oniks" şiiri "hiçlikten çıkan, bir soluk / kendini uzaklara dilemiyorsun sen" duyarlığında bir şiirdi. Ercan Yılmaz'ın "İncire Yemin"i yazlarla uçup giden sorular soruyor ve zamanın geçişinin şiirsel betimini yapıyordu:  "rüzgârın gagasındaki deliklerden / geçiyor zaman, bir ses ver / de çalayım sessizliği, uzaksan eğer / incire yemin ettiğim yerden".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ada'nın 2. sayısında da epeyce şiir yer aldı ve bu şiirler arasında Yaşar Bedri Özdemir'in "İnziva"sı "bildiğimiz başka yaşamlar da hüzün ve talan. / burası insan sûretiyle çoğalan dünya; / şey'lerin masumiyeti kalmamış demek", Haydar Ergülen'in "Ben Başkasının Adası Olsaydım"ı "Herkes başkasının adası ölümle ayrılık arasında / iki denizden sürgün gibi kimsesizler mezarlığında", Ercan Yılmaz'ın "Renk Geyikleri" şiiri başlığındaki değiştirimle ve "kışladık yolculukta, yollar hep yara / seni de mi alıp götürsün uzak / renk geyiklerinin çektiği kızak / -nedense- hiç oralı olmayanlara" dizeleriyle dikkat çekiyordu. Yılmaz'ın bir sonraki sayıda yer alan "Alacakaranlık Bir Melek" şiirinin metinlerarası ilişkinin şiirde içselleştirilmesi bağlamında iyi bir örnek olduğuna da işaret edelim. Ali Özgür Özkarcı'nın "Makas"ı kalemi üzgün bir makasla, şiiri de kalemin gövdeden biçtikleriyle bir tutan duyarlığının ürünüydü. Özkarcı'nın sonraki sayıda yayımlanan "Kumaşlar"ı, günümüz şiiri için şairin iyi kumaşlardan biri olduğunun kanıtıydı. Hayriye Ersöz'ün "Yıkıcı"sı, "Yıkıcı geldi. Geldi ve topladı sırlarımı. / Gövdenin rüyâsı kıpırdadı / Övgüye değer aşka açıldı bütün kapılar" dizeleriyle gizli fakat yıpratıcı bir erotizmi duyuruyordu. Mustafa Fırat'ın "Hüzün Çiçeği" gerilimi ve yanılgıyı birlikte yaşayan dizelerden oluşuyordu: "ihanete uğrayan şehirler gibi direndim yaşama / düşü düşle çarptım sıkıntılar fırtınasında / üşüdüm de bozkır tenli gülüş bir yanılgı mıydı? / yanılgılar kum taneleri gibi döküldü saçlarıma". Adem Turan'ın "Aynalıçarşı Meseli" bir Çanakkale türküsünden esinlenmiş gibi görünse de özgün bir ses duyuruyordu: "Mutludur ama aynalıçarşıdan geçen halk / göğü yukarıdan indirmeye kalkışmaz / Göğ uzaktır çünkü binlerce kez".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. sayıdaki şiirler arasında Aydın Afacan'ın "Veda Suları" sulara ve yalanlara yazılan hikâyenin (hayatın!) beyhudeliğini çağrıştırıyor, Nurettin Durman'ın "Mustarip Bir Akşamın Alacasında" şiiri hayatın karşısında şaşırıp ölümün karşısında şaşırmamanın tezadını buluşturuyordu. Serkan Ozan Özağaç'ın "Marie Sophie'nin Odası" şiirindeki hayat yorumu dikkat çekiciydi: "Katlan ey insanım, temizle kanını tuğlalardan! ki hayat / Dediğin, duvarlardan zehirler akan, hastalara ait bir oda." Cuma Duymaz'ın "Yokluk Burcu" hayata Özağaç'a göre biraz daha farklı bir yorum getiriyordu: "hüzne iliştirilmiş / bu yaşamak da neyin nesi // kutsal metinlerden / anılara taşınan efsunlu emanet". Nilay Özer'in "Aşk Karbon"u ise ilk kitabındaki şiirlere göre farklı bir yapıya yaslanıyordu ama şairin hırçınlığından bir şey kaybetmediğini gösteriyordu: "yaşanmışlara bak başlangıç ve son gibi kayıtlı tenimizde göğün hareketleri"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam Sanat'ta geçen yıl şiirleri yayımlanan şairler arasında Songül Kaya, Riitta Cankoçak, Mehmet Çakır, Levent Sevi, Resul Karabulut, Efe Murat, Cem Kurtuluş gibi isimler dikkat çekti. Elif Koçak daha bir şair sanki. Derginin genç şairlere sayfa açması ne kadar alkışlanası bir tutumsa yayımlanan genç-şiirlerin çoğunun poetik çizginin altında olması o kadar üzücüydü. Kimseyi kırmak istemeyiz ama bu şiirlerin birinden aldığımız şu dizeler herhalde sözünü ettiğimiz şiirlerin ortalamaları hakkında ipucu verecektir: "dün gece tayyibe türlü pişirdim / tezkereyi geçirmesin diye".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;216. (Ocak) sayıda Salih Bolat "Gidenin Verdiği" şiirinde geride kalmanın acısını dile getirirken son yıllarda derinleştirdiği şiirlerinden yeni bir örnekle okur karşısına çıktı. "belki bilenmiş bıçakların tehlikeli duruşuyla açıklanabilir / hareket eden trenin penceresinden söylenmiş sözle / acıyla da açıklanabilir, gölgeli bir suskunlukla" dizelerinde yaşamın gölgeli boşluklarını, açıklanması zor görünen belirsizlikleri, geride bırakılanın sahipsizliğini lirik duyarlıkla aktarıyordu bu şiirde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;217. (Şubat) sayıda İlhan Berk "Madrigal V" şiirinde "Bir yazıdır güz, sevgilim, bilmediğimiz bir dilde yazılmış" diyerek şiirinin gizemliliğini bir kez daha duyurdu. Sefa Kaplan "Türkiye'ye Tarih Dersleri"nde Türkiye'de doğup büyümenin kişilik ve yaşantı üzerindeki etkilerine değiniyor ve ülke bilincinin nasıllığını sorguluyordu. "yine böyle mi olurdum acaba, / mesela arjantin'de doğmuş olsaydım" diyerek de coğrafyanın kişilik üzerindeki etkisini düşündürüyordu. Onur Caymaz "kar uzun romanlar getiriyor aklıma / umutla..." diye biten "Çığ Düşesleri" şiirinde hayata "kar"dan bakmayı deniyor ve bütünlüğe zarar vermeden ayrıntıya inebiliyordu. Yer yer Cenap Şahabettin'in "Elhan-ı Şita" (Kış Ezgileri) şiirini hatırlatsa da "kurtaracaklar dünyayı anla / başkalarının eskileriyle büyüyenler" diyerek gerçeğin acı yüzünü gün ışığına çıkarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selahattin Yolgiden'in "Son Günün Peşinde"sinin Adam Sanat'ın 2004'te yayımladığı genç-şiirler arasında öne çıkan bir şiir olduğu söylenebilir. Kimi yerde -uzun şiirlerin kaçınılmaz kaderi mi?- bir dağılma seziliyorsa ve Apollinaire'den belirgin bir etkilenme taşıyorsa da "su kıyısında kimse yoktu" diyerek ıssızlığı derinlemesine duyurabiliyordu. Yolgiden, Adam Sanat'ın 225. (Ekim) sayısında yayımladığı "Yorgun" şiirinde de hayatın içindeki yorgun insanların fotoğrafını çekiyor ve "üsküdar'da bir çamaşırcı kız"ın, "akşamı zor eden bir çımacı"nın dünyasını genişletme ve dünya adlı bir gemiyle bilinmeyen bir limana gitme arzusunu dile getiriyordu. İmgeleri biraz daha zorlayıp anlatımcılığı azaltsa daha iyi bir düzey tutturacağı ileri sürülebilir Yolgiden’in; nitekim Kasım sayısındaki "Yasemin" şiiri bu anlamda daha iyi bir şiirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;218. (Mart) sayıda Ahmet Necdet'in Haiku Kuşu kitabından sonra yazmaya başladığı "tanka"lardan bir demet içeren "İlkbahar Tanka'ları" ilgi çeken şiirler arasındaydı. "Tanka"nın biçimsel özelliklerini de gözeterek kaleme aldığı şiirlerin birinde şöyle diyordu Necdet: "Dağın zirvesi / Ve onu taçlandıran / İlkbahar sisi: Ne fırtına, ne boran, / Ah, eriyen kar sesi!" Adam Sanat'ın 226. (Kasım) sayısında da Necdet'in coşkulu sesinin ürünleri olan "İlkbahar Tankaları'nın yayımlandığını not düşelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;219. (Nisan) sayıda Kemal Özer'in, yılların birikimi olan şiir deneyiminin getirdiği olgunluk ürünlerinden biri olan "Telâş"ında  çatı aralığında yavrularına yuva yapan bir kuşun telaşı anlatılıyor ve: "sen olmasan ben de dolup taşardım / bunca yıl kullandığım sözcükleri / kime bırakıp giderim telâşıyla" dizeleriyle şair, insanın doğayla paralelliğini, doğayla ortak yaşamdaki ilgiyi, paylaşmanın verdiği rahatlığı vurguluyordu. Refik Durbaş "Günden Güne Her Güne"de Ocak 2004'ün her gününe düştüğü şiir-notları bir araya getirmişti: "1 Ocak 2004 Perşembe: Ruhunun gamzesinde / kalbinin kokusu // kar sesiyle uyandı sabah / kar sesiyle uyandım".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;225. (Ekim) sayıda Sait Maden'in "Şiirin Dip Sularında" serisi hakikaten derin bir süzülmüşlük içinden gelen şiirler olara düştü sayfalara. "Bir yolcunun ardında kalan boşluğa benzer / bir hiçliğin ağzında kalan yolcuya hem de" dizeleriyle açılan şiirde bütünlüklü güzelliğin yanı sıra "son gölgenin ayrıldığı ev" ve "son yaprağın ürperdiği dal" inceliği dikkatimizi çekti. Yer yer epik ama çoğunlukla lirik bir ezgi gibi okunan, "ürperti gibi yürüyen" bir şiirdi. Akif Kurtuluş'un "Anlar" şiirinde hayatın "an"larını kavramadaki ustalık dikkat çekiciydi. Biçimin, sesin ve yer yer çift anlamlı çağrışımların da gözetildiği şiirden bir dize: "sağır hayat ne duyar, ne anlar".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;226. (Kasım) sayıda Ataol Behramoğlu "Okyanusla İlk Karşılaşma" şiirinde sıradanlığın dışına çıkmanın yolu olarak bir okyanusun görkemine eğilmekte ve insan yaşamının sınırlılığını bu yolla vurgulamayı denemekteydi: "Kıyısında bu görkemin / Bir gece olsun geçirmek isterdim / İnsanın ve ömrünün / Sınırlarını kavramak için". Ali Püsküllüoğlu'nun yıl içinde Adam Sanat'ta yayımlanan şiirlerinin bizce en iyisi olan "Bir Karanlık Masalı"ndan birkaç dize: "Zamanın başladığı günlere kadar gitsem, yaşamak / yine de çok kısa, diyor / ve körüm ben, karanlıktan korkan / ağzının yarısıyla gülen bir kuşum".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Agora'nın 35. (Ocak-Şubat) sayısında Veysel Çolak bir kadına seslenme biçemiyle yazdığı "Duygulara Yolculuk" şiirinde yakınmalı bir dille kadının "sebil" güzelliğini, insanın parçalanmışlığını, dünyanın çürüyüşünü, gürültüyle biten günleri, gövdeyi çeken uzaklığı ve belirsizliği, "ateşin güvenilmezliğini" anlatmaktaydı: "Ses uyuyor, ateş kurnaz ve uyanık, zaman yalancı / insan iyice kirli, insan iyice paramparça ve durmadan azalan / kendine çivili fıçı, renkli ışıklardan görünmez tuzak." Arife Kalender'in "Kapı" şiirindeyse insanın kendini kapı sanma hali, birbiriyle tam da uyuşma içinde olmayan, bütünlük göstermeyen imgelerle anlatılmaktaydı: "Herkes kendini bir şey sanıyor / bense bir kapı / eşiğimde postal izleri / eşiğimde hırsızlar dilenciler / eşiğimde sevgilimden öpücükler". Ertan Yılmaz'ın "Öcü Masalı" şiiri kopuk kopuk da olsa, yeni zamanların dilini eski zamanların içinden geçerek yakalamaya çalışan bir yaklaşımı haber veriyordu: "Harfleri yeni buluyor olmalıydık. Çiçeğinde / çiğ kelimeler türetmek kalıyordu soluktan. / Delirmiştik, konuşmalıydık barbar bir dille / yazmayı çözdüm; bastım dağlamayı düşlerimize".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37. (Mayıs-Haziran) sayıda yılın en çok şiir yayımlayan şairlerinden olan Ahmet Ada "Monolog" şiirinde iç-konuşma yöntemiyle şiirin yazılış nedenini sorguluyordu. Ada'nın bu şiiri ekseninde, şiirindeki lirizmin yerini didaktik bir yalınlığın aldığı söylenebilir: "Her şey yarasıyla oynayan çocuk kadar / saydam. İnsanlık değerleri -belki ençok / bunun için yazmam gerekiyor. Yonta yonta sözcükleri." Altay Ömer Erdoğan'ın "Kaküllü Manifesto"su şiire, hayata, tükenen dünyaya, yaşama sancısına göndermelerle kurulan bir şiirdi. Bir çeşit hayat-şiir manifestosu! Güncele değinmekle birlikte günceli aşan şiirden birkaç dize: "öğreneceğin çok şey olabilir cücelerden / devler bir şey anlatmazken sana / bak şimdi daha uzun basra'nın kulübeleri / ikiz kulelerden".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;38. (Temmuz-Ağustos) sayıda Hüseyin Yurttaş'ın "Otel Mektupları" şiiri dünyanın oynaşan gölgeler biçiminde görüldüğü bir metindi. Yalnızlığın, kimsesizliğin lirik bir söyleyişle dile getirildiği şiirde kayıplara karışma duygusu baskındı denebilir: "loş odada görebilsem kendimi / bir sessiz harf olup düşeceğim / kimsesizlik defterine". Kâzım Şahin'in "Herkes Bana Ağladı" şiiri zamana eklenme telaşında bir kalbin yakınmalarını içeriyordu. Doğadaki ışık lekelerini kendinde toplamayı arzulayan bir kalpti bu: "ay ışığında titreyen bir ırmağa kapandım / ışıktan lekeler ağaç gölgelerinde / zamana ilave telaşında kırık kalp".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39. (Eylül-Ekim) sayıda Osman Serhat Erkekli "Suna'ya Şiirler"in LXXXI numaralı bölümünde sürekli ve yoğun birlikteliğin ulaştığı sonucu sorguluyordu. Birlikte soluk alıp vermenin, boğulmayı göze alarak, alışkanlığa dönüşme korkusunu taşıyarak sevgiliyi mutlu etme duygusunun ulaştığı sonucu... Şöyle diyor: "Şimdi perdesiz bir pencereyiz şehre / Nerdeyse kanatlanan / Bir pencere olduk göklerde / Kanat biz, kuş biz, biziz gökyüzü de..." Yaser Bereketoğlu "Kendi Adıma" şiirinde pek çok şairde karşımıza çıkan "zaman" izleğine temas ederken meydan okumanın sertliğini gösteren bir cesaretle davranıyordu: "seninle alış verişim bitmedi daha / aldığını geri vermeyen zaman / yaşamı bir mengene gibi sıkar ellerim / gör nasıl çoğalırım o zaman".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40. (Kasım-Aralık) sayıda Tahir Abacı "Gecenin Köşeleri"nde zamanın köşelerinde durarak, "bulutların notalara dokunduğu bir ikindi"den bakarak gecenin "ne"liğini araştıran bir yaklaşım içindeydi. Bir çeşit, gecenin sorgu oturumu: "Verandalarda sadece çay saatini bilenler / Akşamla iklim değil an devşirenler / Bir iz bırakamazlar sokağın ruhunda". Halide Yıldırım "Çınarlı Köprü"de düşenin iflah olmayacağı bir köprünün şiirini sunarken, kendi adının ayrılığa köprü olan baş harfinden yararlanıyordu. Geçen yıl içinde yayımlanan pek çok şiirde, Hayati Baki'nin Harfler Kitabı'ndan ve Hilmi Yavuz'un Hurufi Şiirler'inden sonra şairlerin "harf"e sıkça eğildiğini söylemek gerekiyor bu vesileyle. "Çınarlı Köprü"den iki dize: "kocaman gövdesiyle bu şimdi / adımdaki bu H bu sonsuz köprü"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akatalpa'nın 49. (Ocak) sayısında Kâzım Şahin'in "Uzak ve Biz"i son yıllarda şiirimizde çokça görülmeye başlanan "uzak" izleğine farklı bir anlayışla yaklaşıyordu. Şiirden birkaç dize: "benzerim sandım zamanı: kapalı bir dize / ne çok dalgınlık içerir ne çok gürültü / bunu anlamaya: kuşların dilinden..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50. (Şubat) sayıda Salih Mercanoğlu'nun "Yitik El"i az sözle çok şey anlatabilmenin yetkinliğini duyumsatıyordu: "bir çocuk eli uzatabilir ancak / kelimelerle dokuduğum ipeği". Mercanoğlu Akatalpa'da yıl içinde epeyce şiir yayımladı ve bunların tamamına yakını iyi, sıkı şiirlerdi. Hüseyin Peker'in "Gök Odalarda"sı şairin öteki şiirleri gibi uzunca bir şiirdi ve yine öteki şiirleriyle karşılaştırıldığında dağınıklık yerine belli bir bütünlük gösteriyordu. Şiirden dikkat çekici birkaç dize: "Suya yazılı aylar. çakıllara gömülü gün artıkları" veya "Obam dağıldı, kar sularında dağıldı ocağım" yahut da "Obam dağıldı, kurtulma hızıyla tutunuyorum sonradan / ince kabuklu üzümler ısmarlıyorum soframıza / Seni çağırıyorum su baskınlarından". Nuri Demirci'nin "Göç; Kendine"si hayatın inceliklerini acının içinden süzülen bir dille şiirleştiriyordu: "kat izlerini bozmadan / katlayıp kaldırıyorum geceyarısına doğru / acıları ve bütün başlangıçları". Demirci'nin 54. (Haziran) sayıdaki "Zemheri" şiiri de kalbin terk edilmişliğine eğiliyordu: "sirk gitti / şehirde unutuldu ip cambazı / kaldınız / biliyorum, şimdi / sökülmüş bir çadır yeri kalbiniz".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;51. sayıda (Mart) geçen yıl çok az şiir yayımlayan Celâl Soycan'ın "Şehrayin"i herkesin kendi meydanına saklanmasını ve suçumuzla avunmamızı öneren bir şiirdi. Altay Ömer Erdoğan "Çölde Göl Saatleri"nde "ey barbar, ey zamane şimşekleri / bir çocukluğun bahçesine nasıl girilir / haylaz bakışlar avlar kelebekleri" diyerek çağın barbarlığına işaret ediyordu. Osman Serhat Erkekli'nin "Hayatta Ben En Çok Suna'yı Sevdim" şiiri ise ilginç bir nazire geleneğine işaret ediyordu. Sırasıyla: Can Yücel'in "Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim", Abdülkadir Budak'ın "Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim", Bâki Ayhan T.'nin "Hayatta Ben En Çok Kendimi Sevdim", Halide Yıldırım'ın  "Hayatta Ben En Çok Onu Sevdim" şiirleri ve Erkekli'nin bu şiiri. İhsan Tevfik'in "Bir Dağın Ardında"sı zincirleme kuruluşuyla olduğu kadar uyandırdığı şiir duygusuyla da yeniden okunmayı hak eden bir şiirdi. Birkaç dize: "bir dağın ardında gece / çağırır / ağır bir / uykuyu // bir dağın ardında uyku / siler / yabanıl bir / korkuyu".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;52. (Nisan) sayıda Tahir Abacı'nın "Taş Şehir" şiiri her seferinde yeniden gelen bulut mahşerini ve hızara giden ağaçların ağıdını seslendiriyor, Çiğdem Sezer'in "Lale"si rüzgârın dağa yakışması gibi yağmura yakışan kalbin sesini duyuruyor, Mehmet Mümtaz Tuzcu'nun "Işığımın Ardında"sı kanla mürekkebin yezidi çatışmasını vurguluyor, Özlem Tezcan Dertsiz'in "Töre Kuşları" hangi annelerden doğduğu bilinmeyen isli adamlarla hangi yüreğin yazdığı bilinmeyen kanlı kitabın sayfalarını aralayarak çarpışıyordu. Gültekin Emre'nin "Enkaz"ı uzaklığın ve savrulmanın acılığını hissettiriyordu: "Hallaç pamuğu gibi / Savrulduk durduk / Mezarlarımız birbirine / Kavuşmaz artık".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;53. (Mayıs) sayıda İlyas Tunç'un "Gül Ürkütür"ü etkileyici söyleyişiyle ve zamanları birbirine yaklaştıran anlamıyla ilgi çekiciydi: "kimseler / söylemedi... patikalardan geçtim, asma bahçelerden, / uçurumlardan... öğrendim eski yazıtlardan gerçeği: / gül ürkütür..." Tunç'un 58. (Ekim) sayısında yayımlanan "Yaşlanırken"i için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Metin Güven'in "Cümbüş"ü benzeri bir söyleyişle, "Bir cümbüş bu. / Ters dönmüş kirli bir çocuk eline benzediğine bakmayın" diyerek anlamda ve ifadede çarpıcılığı yakalıyordu. Yusuf Alper'in, şiirimizde pek çok defa ele alınmış veya en azından sözü edilmiş "terzi" izleğini bambaşka bir yaklaşımla söz konusu ettiği görüldü "Susan Solgun Terzi"de: "Bir uçurum kenarı kuş uçuşu rüzgârda / O hangi dağın ardı ben nerelerden yaya". Yıl içinde Akatalpa'da "Kıyı" şiirleri dizisini sürdüren Hilmi Haşal'ın bu sayıdaki "Kıyı Serzenişi" şiiri "artık hangi daldan hangi kuşlar kalksa uzağa / eski bir kırıklığın sızısıyla ağlar kanatlarının sesi" dizelerindeki ince sızıyla, Betül Yazıcı'nın "Anka"sı "körebe oynayacağız / çarpışarak çoğalacak yalanlarımız" dizeleriyle, Emre Gümüşdoğan'ın "Kav"ı ise "yanlış numara çevirip kendi sesini dinleyen / parmaklarım, cebimde bir şeyler arayacak" diyerek yalnızlığını duyuruşuyla etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;55. (Temmuz) sayıda Halim Yazıcı, ilkgençlik yıllarımızın etkileyici romanı Yılkı Atı'nın yazarı Abbas Sayar'a ithaf ettiği "Yılkı Aşkları" başlıklı nefis şiirinde hayatın nabzını tutuyor ve kırdan bakarak bir kenti yaşamada aşkın payının altını çiziyordu: "topuklarından vurulan tay / çırılçıplak şiiri ölümün (...) ve gördüm / terk ederken bir kenti / aşklarımı değil kendimi terk ettiğimi".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;56. (Ağustos) sayıdaki "Bir Evde Ateş Olmalı" şiirinde kadına bakmanın sırrına ermiş görünen Osman Serhat Erkekli şöyle diyordu: "Önce kutsal bir şeye bakar gibi / Ama sonra hayranlıkla bakılmalı kadına". Uğur Bilmiş'in "Su Kuşları Tanığımdır"ında hayata ve babaya ilişkin yeni yorumlar okuduk: "Baba bir toprak, bir ev, bir coğrafya / Cennet ve cehennemdir baba" ve "Senden gelip sana gidemediğim kadardır hayat".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60. (Aralık) sayıda lirizmiyle, yarattığı çağrışımlarla, dozu iyi ayarlanmış erotizmi ve "adaya sığınmış rüzgâr gibi" söyleyişiyle yılın kusursuz şiirleri arasında yer alan, Haydar Ergülen imzalı "Cam Odada Akşam" vardı: "Üzümde unutma beni zeytinde unut / ben tenhayım bağa // Sütünü bende sakla acıdan taşmış / bir incir gibi içliyim sana".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl içinde Atlılar'da yayımlanan şiirlerin genelde uzun, epeyce uzun şiirler olması derginin belli bir poetikayı gözettiğinin göstergesiydi. "Yeni epik" anlayışın önemli örnekleri vardı bu dergide. Derginin, 10. (Mart-Nisan) sayısında Hakan Arslanbenzer'in "Süleyman Değirmi Monologları VII (final): Süleyman Değirmi Hepinizden Özür Diliyor" başlıklı şiiri söyleyişte belirgin bir gerilim ve hırçınlığı duyuruyordu. Patronla, şiir okuyucusuyla "ağzı bozuk konuşan" Süleyman, "İnsan hiç sevdiğinden başka biriyle Meral / İnsan hiç göz göre göre insan içinde / Sırf ağzı bozuk konuştum diye öyle mi Meral / Öyle mi Meral sırf Meral ağzı bozuk insan içinde" diyerek Edip Cansever'in tragedyalarını andırıyor ama ondan daha hırçın, daha sert bir söyleyişe dayanıyordu. Esma Toksoy'un "Yalnız" şiiri de benzeri bir anlayışla kaleme alınmış ve insanın günlük yaşam içerisindeki yalnızlığını vurgulayan bir metin olarak göründü. Tedirgin bir ruhun sözcüklerdeki yansımaları okunuyordu bu şiirin düştüğü sayfada: "ben gelemiyorum / uzun birşeyler yazıyorum çünkü / uzunmektuplar, uzunhikâyeler, uzunşiirler / kısa sayılan şeylere ise bulaşmıyorum" Toksoy'un 11. (Mayıs-Haziran) sayıdaki "Islanırken Uykuda"sı daha derli toplu, daha etkileyici bir şiirdi. Şiirden nefis bir dize: "Aşk da uzamış bir lafın şiiridir". Osman Konuk'un "Türk Argosu" (sayı 10) şiiri argoya hırçın bir yorum getiriyor, eksiltili bıraktığı yorumda okurla ortaklık kuruyordu: "dar bluzlarda şımartılmış memeler, boşuna; / sıradan adamlar arkasını dönmekle. / hakkaten dedikleri gibi 'zarif' bir şeyse dünya; / yuvarlak / türk argosunda biz buna: 'ah canım hayalkırıklığı'".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13. (Eylül-Ekim) sayıda Eren Safi'nin "Alakası Yok" şiiri Atlılar'ın öncülüğünü yapmaya soyunduğu "yeni epik" ekseninde bir şiirdi. Yer yer metafizik veya tarihsel ilgiye dayalı, yer yer maddeci anlayışla kurulan şiirde bilinçakışı tekniğinin uygulandığı söylenebilir: "Ne kadar uzun bir şiir diye otursam ne zaman o kadar kısa / Ne zaman ne kadar ödemeler tutacaksa o kadar açık çıkar / Ne kadar da kızlar var şiirlerimde baktım da / Ne kadar zafer diye otursam o kadar sarhoşluk gibi bir şey bu da / Ne kadar dava diyorsam bana o kadar ödeme yapıyorlar".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay Vakti'nin 40. (Ocak) sayısında M. Ragıp Karcı bölüm bölüm yayımladığı "Yakarış Temrinleri"nde metafizik telmihlere, inanca dayalı anıştırmalara yer veren, sırların perdesini aralayan, kalbini yanlış alevlerde sınayan, "kaldırımlarda dolaşan çığlıklar"ı dinleyen bir şair olarak göründü: "Konuşursan sanki sesin düşüp kırılacak / Söylesen ağzından şehirler dökülecek".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42. (Mart) sayıda Özcan Ünlü "Armağan"da zamanın durması=ölüm=armağan eşitliğini kurmasıyla dikkati çekti. Şair, "uğultulu sessizlik"te ölümle buluşmanın şiirini yazmıştı ve bu şiiri "esrik bir rüzgâr yalayarak geçmiş" gibiydi. Metafizikle fizik arasındaki gerilimden yazılan şiirden birkaç dize: "zaman durdu / şarabî suyuna döküldü cümle sırlar / ah bu armağan yani tozlu öksürük".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;43. (Nisan) sayıda Nurettin Durman "Kırlangıcın Uçtuğu Bir Gökyüzüdür"de insanın kendisinden dışa yönelen bir telaşa işaret ediyordu. Eski zamanların temsil gücüne inanan, "dünyaya bir tebessüm bırakma isteği" duyan şairin telaşa işareti: "Sanki bu kadar telâş bırakacak her şeyi / Her şeyi bir çırpıda çıkaracak ortaya".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Berfin Bahar, hemen her sayısında şiir yayımlayarak şiire özel bir önem verdiğini hissettirmekle birlikte ne yazık ki yayımlanan şiirlerin büyük bir çoğunluğu günümüz Türk şiirinin ulaştığı düzeyin altındaydı. Ustaların şiirlerine yer verdiği sayılar Berfin Bahar'ın 2004'te şiir adına yüz akı sayıları oldu. Sözgelimi 76. (Haziran) sayıda Dağlarca'nın "günlük doğrular kırk yıllık doğrular bin yıllık doğrular" içerisinden geçerek "Boyu uzundu yüzü kimselere benzemiyordu / Erdemi başkan seçtiler" diyen "Başkan" şiiri vardı. Dağlarca'nın metaforik bir dille "erdem"in başkan seçilişini anlatan bu şiirinin yanı sıra Berfin Bahar'ın öteki sayılarında başka şiirleri de yer aldı yıl içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin yayımladığı dikkate değer şiirlerden biri de 77. (Temmuz) sayıda yer alan, Müslim Çelik'in "Kelebek Hıçkırığı" idi. Genç yaşta intihar ederek aramızdan ayrılan şair Kaan İnce'yi ithaf edilmiş şiirde yer yer sesi fazlaca öne çıkarmakla birlikte gecenin çınlayışını, gökyüzünde yitip giden bir uçurtmanın hüznünü duyumsatıyordu Çelik: "tunçtan kabuğuyla / çınlıyorken gece // bir dize uykulara sürünerek / gümüşten zırha bürünerek // o uçurtma uçmuş gökyüzüne / sevgiyle yunmuş gökyüzü ne?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Nokta’da yıl içinde şiirleri sürekli olarak yayımlananlar arasında özellikle N. Halil Atlıhan, Nurettin Durman, Sıddık Ertaş, Murat Soyak, Mürsel Sönmez, Adem Turan, Resul Tamgüç, Said Yavuz ve M. Davut Yücel isimleri dikkat çekti. Yıllar önce bulunduğum bir şiir jürisinde "Çıksalın Durağı" şiirine ödül verdiğim -izini kaybetmiştim sonra- Murat Soyak’ın gerçekten iyi çalışılmış ve sezgisel bir derinlik taşıyan şiirlerini yıl boyunca hemen her sayıda okumak benim için sevindirici oldu. Derginin 24. (Ocak) sayısında Adem Turan’ın "Sapkınlar Meseli" pencereden süzülen ışığa, duvardaki gölgeye, seslere bakmanın şiiriydi. Murat Soyak’ın "Bisiklet İzleri"nde elden düşme paslı bisikletlerin çocukluğumuzda bıraktığı izler okunuyordu. 26. (Mart) sayıda Said Yavuz’un "Bir Gül Habire"si kendine zırhsız saldıran barbar ruhunun, 27. (Nisan) sayıda Sıddık Ertaş’ın "Taif"i çürük bir merdivenle ırmağa tutunanların, Murat Soyak’ın "Seyir Defteri" hiç dinmeyen yaşamak uğultusunun, Mürsel Sönmez’in "Ses"i ise her şeyin söylenip hiçbir şeyin anlaşılmamasının şiiri olarak okundu. 32. (Eylül) sayısında Resul Tamgüç "Sofa" şiirinde hançerini geyiğin gövdesinde gezdiriyor, Nureddin Durman "Okuntu"da yeryüzündeki bütün çiçekleri sunuyor, Adem Önalan "Sırbakan"da onun uzağı ve yakını arasında güzelliğiyle uğraşıyor, 35. (Aralık) sayısındaki "Zeytin Ağacının da Gördüğü Kesit" şiirinde N. Halil Atlıhan zamanın çaldığı kapıları aralıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl iki sayı çıkan Budala'nın 26. (Ocak-Şubat-Mart) sayısında Nurduran Duman "Üç Vakit İlahi Komedya"da "kışlık sinemadan portakal çalan" ve "karanlığın altın tozuna tutunan" bir çocuğun, Arda Gülyan "Dağınık Su"da dokundukça uzayan bir ırmağın ve insanın bir sabah eskiyerek uyanışının şiirini yazıyordu. Aynı sayfada alt alta yayımlanan şiirlerinde Gülenay C. ("Hiç") "sevgilisinin göğüs aralığında kalbi esas adım duran"ın, Sevecen Tunç ise ("Bulut Falı") "tek kişilik yorganın altına sığmadıkları için yorganı bir ucundan çekiştirip duran"ların şiiriyle buluşturuyordu okuru. Furkan Cumhur Çakır'ın "Tabutta Firar"ı "lirik çıldırmalar"ıyla ve söyleyişiyle dikkat çekti. Osman Olmuş'un "Kuduruk Kalpler Malikânesi" ise "lütfen kimse beni böyle sevmesin! sevdiğiniz yerden kalbinizi kırarım" dizesiyle başlayan ve hiç bitmeyen bir şiirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27. (Mayıs-Haziran-Temmuz) sayıda aynı sayfada alt alta yayımlanan şiirlerinde Mustafa Fırat ("Yeşil Gözler Çiçeği") bir kasabanın sonsuz bir şehir olma arzusunu, Berna Olgaç ise ("Aşkbakışı") sonbaharın tükenişine karışan ayrılıkları ve aşkın onarıldığı yıldızlı gecenin şiirini yazıyorlardı. Bu sayıda Mustafa Atapay'ın "Şamdan"ı üstümüze kükreyen güneşi, Halim Yazıcı'nın "Ne Yapsam Faydasız"ı söz dinlemeyen ömrün yorumunu, Tarhan Gürhan'ın "O Ölüm Ölündü"sü her şeyin üst üste kirlenişini ve kuşların göklerde küçülüşünü, İlhan Kemal'in "Eksik"i nereden geldiği bilinmeyen bir çığlığı, Haydar Ergülen'in "Çizgili Defter"inden sayfalara düşürdüğü "Keder Odası" ise olmayan bahçesini korumak için kelimeleri kovan adamı şiirleştiriyordu. Ergülen'in Çizgili Defter'inden aynı aylarda Yom Sanat'ın (19, Temmuz-Ağustos) sayfalarına düşen "Komşu Adası"nda da ilk aşkın hatırlanışıyla birlikte evlerin arka odalarından denizi özleyen ve büyüyünce deniz olmak isteyen çocukların anıldığını belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Budala'da 2003 sonlarında Bâki Ayhan T. (yani, bu satırların yazarı) tarafından başlatılan "Soylu Yenilikçi Şiir" hareketine 26. ve 27. sayılarda Nursaç Bahar Çiçek, Hamza Ümit Kadıoğlu, Mehmet Mazı, İbrahim Topaz gibi genç şairlerin yatay simetrik yapıyla yazdıkları şiirlerle katıldıklarına işaret etmek yerinde olacaktır. Bu genç isimlerden İbrahim Topaz "Melek Uykuları"yla, Hamza Ümit Kadıoğlu ise "Hep Mavileri Çalardım" şiiriyle yatay simetrik yapıyı yalnızca benimsemekle kalmayıp iyice içselleştirdiklerini Şiiri Özlüyorum'un 7. (Temmuz-Ağustos) sayısında kesinlediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Damar'ın 154. (Ocak) sayısında Haydar Ünal "Acem Güzeliyle Haziran Konuşmaları" başlıklı ve sözcüğün tam anlamıyla epeyce uzun soluklu şiirinde insanı, rüzgârı, kırılganlığı birlikte anlamaya çalışıyordu. Şiirde "uzun sürmüş yenilgilerin tarihle olan hesabını" görmeye çalışmaktaydı şair. Şiirden birkaç dize: "Kendine bahçe arayan bahçıvanım / Dönüp duruyorum / Bozgun ile dinginlik / Anahtarla kapı arasında / Issız bir kilide dönmüşüm".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;161. (Ağustos) sayıda Ersan Erçelik'in "Yürekten Yüreğe Sözler VI: Yeryüzü Konuğu" şiiri zaman zaman güncelin tuzağına düşüyor görünse de ele aldığı konuda bildik anlamların dışında çağrışımlar taşıması bakımından önemliydi: "Yüzüm eski bir anıt gibi yıkılacak / Uzun kanatlar ekleyeceğim insanlara, göçe / Hazırlanan iklimlere... Ki savaş var kapımda / Yığmış silahlarını ülkemin odasına".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;162. (Eylül) sayıda Aydın Şimşek'in "Travma"sı çağın gerilimini yakalamaya çalışan bir metindi. İnsanın içindeki zamanın, zamanın içindeki insanın "travma" hali anlatılıyordu şiirde: "Büyük boşluğun konuştuğu kimsesizlik zaman / Ölü çipler kaynak yapılmış gülümsemeler lehimlenmiş duruş / Tek tek ele geçiriyor içimizdeki evreni".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dergâh, her sayısında mutlaka şiir yayımlayan, şiirleri derginin ön sayfalarına koyarak şiire özel önem veren dergilerden biriydi. Derginin 167. (Ocak) sayısında yayımlanan, Zeynep Arkan'ın "Taşınmak" şiiri yılın iyi şiirlerindendi. Gerek bu şiiriyle gerekse öteki şiirleriyle bana kalırsa Dergâh'ın bu yıl içinde ses getiren önemli şairleri arasındaydı Arkan. "Taşınmak"ta hayatın küçük ayrıntılarından birini, "taşınma"yı konu olarak seçmişti şair: "sesini kısmak için ince topuklu terliklerin / temkinli basışlarla gittikçe kamburlaşarak / atılan adımların acemiliğidir taşınmak". Yersizliğin insanın yazgısı olması ve bunun yarattığı huzursuzlukla birlikte yer değiştirmenin bireyde yarattığı duyguların muhasebesini yapıyordu: "insan taşınırken alınyazısını da elbet yanına alır". Aynı derginin 170. sayısındaki "Kuş+Ağaç=Ardıç" ve 173. sayısındaki "Kal Demeden Önce" başlıklı şiirlerini de çok iyi bulduğumu söylemeliyim. Arkan'ın, Öteki-siz'in 4. sayısında yayımlanan "Ceviz Yeşili Kadife" şiiri de iyi bir düzeyi işaret ediyordu. Bundan sonraki yıllarda şiir izlerçevresini yanıltmamasını umduğum Arkan'ın müthiş bir yaratıcı yeteneğe sahip olduğu görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;170. (Nisan) sayıda Hakkı Çınar "Islık" şiirine şöyle başlıyordu: "ıslık çalarak uzattığım yollar / artık ne yüzüme değen rüzgâr / ne de bu eski binalar... / sadece ıslık çalıyorum". Zaman geçtikçe insanı yenilgiye uğratan bir hayatın kıyısından serzenişlerle kurulan bir şiirdi Çınar'ınki. Yaşamın kıyısından yollanan kartpostallar gibi bir duyarlık taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;171. (Mayıs) sayıda Muharrem Tuğrul çok iyi başladığı "Panik" şiirini "nasip" sözcüğünün hissettirdiği kaygıyla iyi bitirememişti ne yazık ki! "üç oda bir salon susamak her sabah" gibi nefis bir başkalaştırma örneğini şiirin tamamına yayamamış olmasına bir şiirsever olarak üzülmemek elde değil. Selim Erdoğan "Deniz Feneri" başlıklı uzun şiirinde doğanın durgun ve/ya hareketli görüntülerinden insana yansıyan hüznü anlatıyordu: "yağmurla doludizgin sevişen taraçaların sesi / perdelerini içimden açıyor." Yanı sıra, "sanki ben kaldım yağmurlu bir gecenin / yapraktaki sesini işiten kırlangıçla baş başa" dizeleriyle doğa içinde yalnız kalan insanın kendini doğayla özdeşleştirmesinin izdüşümünü yansıtıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin 174. (Ağustos) sayısında Ahmet Edip Başaran, -bilerek mi yaptı yoksa bilinçaltı bir izdüşüm mü gerçekleşti bilemiyorum ama- başlığını Gene Hackman, Leonardo Di Caprio ve Sharon Stone'un oynadığı "Hızlı ve Ölü" filminden alan şiirinde, "yani en güzel ölüm gider, bir zalimin önünde durur böyle yiğitçe" diyor ve hayatın hızlı ritminin yol açtığı anlamsızlıklara, dünyanın saflığına yabancılaşan insana veya insanın saflığından uzaklaşan dünyaya işaret ediyordu: "zevkle döşenmiş bir evin yok, şirin tasmaların".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;175. (Eylül) sayıda Süleyman Çobanoğlu'nun "Gar"ı, şairin 1980'lerde yarattığı sesi yitirip bulmasının şiiri olarak okunabilirdi: "Sen hiç çıkmamışsın git birine sor / bana bakıp durma aptal ve güleç / şimdi, bu saatte, hiç bakıp durma / umurumda değil yuttuğun yengeç". Şairin uyak bulma veya sesin zorlamasıyla sözcük seçiminde zorlayıcılığa düşme engeli şiirin bütünlüğünü zedeleyen bir veri olarak görülebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;176. (Ekim) sayıda Hakan Arslanbenzer "Eyiyey: (Müseddes Mütekerrir)" şiirinde Doğu ve Batı geleneğinin sesini (Şeyh Galip, Ezra Pound) yeni bir söyleyişle buluşturuyordu. "Bütün bu olanlar üzücü eski dostlar sen gitmişsin gibi / Kalmış ortada bir bozuk bir kutsuz bir argo otuzunda mutsuz" diyerek hayata dair belli bir yaşdönümüne bağlı yalnızlığa vurgu yapıyordu. Arslanbenzer "müseddes mütekerrir"in biçim özelliklerine uygun olarak bölüm sonlarında yaptığı dize tekrarlarıyla fonetik ve semantik bütünlük sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;177. (Kasım) sayıda "Yeniden Başlamak" şiirinde Mehmet Şahin, "yeniden başlamak ölü ayaklarıyla / yeniden ölü bağırmaklarıyla kadınlar bir orman dağınıklığında" diyor, yer yer İsmet Özel'in sesiyle İkinci Yeni şiirinin sesi arasında salınan bir ritme ulaşıyordu. Yeniden başlamanın güzelliğini arayan, sesleyen M. Şahin'in bu arayışında, gerçeküstücü imgelerle dünyayı şiirin içinden değiştirme arzusu seziliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;178. (Aralık) sayıda Fatma Çolak "Hay, Haya, Hayat" şiirinde kendine ve hayata seslenerek, "kuşlara kaldı yine gökyüzünü savunmak / var git bir ihanet mevsiminde sına kalbini" diyordu. Derinlere doğru giden bir şair sezgisi hissediliyordu ve "dilinin ucunda baldıran cesareti"yle şiir yazmanın gerilimi vardı dizelerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dize'nin 106. (Ağustos) sayısında Altay Öktem "Derin Adım"da şiirinin bilinen hırçınlığını, gerilimini yansıtarak bıçak darbeleriyle çizilen bir hayatın sınırlarını zorluyor, kısa çöpü çekmiş yabancının tedirginliğini duyumsatıyordu. Şiirden iki dize: "derin bir adım daha at / ertele içimdeki uçurumları"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;110. (Aralık) sayıda Veysel Çolak "Son Kuşlar"da Sait Faik'in aynı adlı öyküsüne yaptığı göndermelerle dikkat çekiyor, hayatımızdan yitip giden şeylere bir ağıt yakıyordu: "Orada: anıların içinde ama boşlukta, yalın / ve keskin unutkanlıkta; nazlı, küçük anılar: / Özenle sakladığım kalbimi, serçelere anlatıyorum." Selami Karabulut'un "Sanrı"sı hayatın bir sanrı gibi yaşanmasının, uzaklaşmanın, suskunluğun alışkanlık haline gelmesinin şiiriydi. Aynı yanlışların yinelenmesi karşısında "kuyunun sırrını bozmak için mi sarkacın çığlığı" sorusuna yanıt arama arzusu seziliyordu şairde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz aylarının bitiminde yayınına son veren E'nin 58. (Ocak) sayısında Engin Turgut'un "Uğurböceği Sevinci" şiiri yer yer naifleşen bir duyarlığın izini sürerken aynı zamanda gizli bir erotizmin sesini de taşıyordu. İlk kitabı Zamana Dağılan Nar'dan sonra şiirinin yönünü değiştiren ve son yıllarda dergilerde uzun soluklu şiirleriyle görünen Nilay Özer'in bu sayıdaki şiiri, "şehre girdik ve tartıldık ağırız / iki erkek bir kadınız yani biraz sarmaşık" dizeleriyle başlıyor ve imgeci anlayışla anlatımcılığın iç içe geçtiği bir örnek olarak devam ediyordu. Deniz Durukan'ın "Leş ve Kirli" şiiri "sayısız hileli korkular"la yaşayan ve "dar geliyor hayat her dönemeçte" diyen hırçın bir şairin sesini duyuruyor, Yılmaz Arslan'ın "Rus Ruleti" şiiri uzunluğuna rağmen düşmeyen bir tempoyla devam ediyor, "tamamlanmamış bir aşk tablosuyum ben / düşürdüm büyük bir soğukkanlılıkla kendimi" diyerek yoğunluğu artırıyor ve özlemle sorunun iç içe geçtiği bir dizeyle bitiyordu: "ten bahsi nerede şimdi, goncanın bahsi nerede".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E'nin 59. (Şubat) sayısında Altay Öktem'in "Derin Anlam" şiirinde erotizmle sarmalanmış gerçeküstücü bir yaklaşım görülüyordu. Gerçi neyin gerçek neyin gerçeküstü olduğunun iyice birbirine karıştığı çağımızda şiirde imgeyi ele alırken "gerçeküstücülük"ten söz etmek ne derece doğrudur bilinmez ama Öktem'in bu şiirindeki imgelerin böyle bir yönü olduğunu da belirtmek gerekiyor: "bir ağacın altında sevişmişiz, sonra ağaç / kalkıp gitmiş yanımızdan, göğüs uçlarından / bir dal kalkmış senin, dudaklarında bir yaprak kımıldamış". Doğan Ergül'ün "Dağın Kalbi" şiiri sezgi gücü yüksek bir şairle karşı karşıya olduğumuzu haber veriyordu. Doğayı doğa olarak değil, insanın zihnindeki biçim olarak görüyor Ergül: "dağlar / gökyüzünde bir boşluğu doldurur / ve su / yerle gök arasında bir yerdedir / şekil bundan doğmuştur".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;60. (Mart) sayıda Yusuf Alper beyitlerle kurduğu "Şimdi Ne Var"da "Gecede derin yağmur iniyorken kalbine / İçimde bir öpüşün büyüyen yalnızlığı" diyerek derin duyarlığının izlerini yansıtıyordu. İçinde ağıtlardan başka bir şeyi olmayan / kalmayan yalnız insanın hayata ilişkin pişmanlığı şiirdeki temel duygu olarak dikkati çekiyordu. Osman Olmuş'un "Bir Hançere Saplanan İki Kardeş" şiiri söyleyişiyle, imgeleriyle, kurgusu ve görünür özellikleriyle şairin özgün sesini duyuran bir şiirdi. Kısa kısa cümlelerle ve/fakat uzunca dizelerle oluşturuyor şiirini Olmuş. Noktalama işaretlerini bilinen görevlerinin dışına taşırıyor ve böylelikle işaretlerle de çağrışımlar yaratıyor. Hayatla birebir ilişkinin yanında çevre-olayların şairde karşılığını bulması bu şiirin temel özelliklerinden: "hiçbir baba böylesine ince ve upuzun bir yalnızlık bırakmamıştır çocuklarına: ölünce! / boşluk ve ötesi: hiç bu kadar anlam kazanmamıştır! iki kardeş: babadan dul kalınca!" Ercan Yılmaz, "Sayıların Zamiri Yok" şiirinde şöyle diyor: "tenden ince bir zar korur / yokluğun matrisini, uzun süredir / yarıçapı akşam olan / bir gül içinde, 'kavs-i mutalsam'". Bu şiirde sözü edilen "yarıçap" ve "kavs-i mutalsam" bir arada düşünüldüğünde evrende doğal olarak bulunan geometrinin yorumu akla geliyor. Fazla zihinsel olmadığı yerlerde poetik estetiği yakalayabilen bu şiir fizik-metafizik örtüşmesi olarak okunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;61. (Nisan) sayıda İrfan Yıldız'ın "Taş Yorumu" son yıllarda pek çok şair tarafından kitap izleği olarak seçilen fakat genelde madde ve değer boyutunda bırakılan "taş"a yeni bir yorum getiriyor ve taşı derinleştiriyordu: "yıldız olabilsen / kalabilsen taş / rüzgâra karşı koyabilsen / olabilsen taş".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;62. (Mayıs) sayıda Haydar Ergülen'in geçen yıllarda yayımladığı "İdiller Gazeli"nden sonra kaleme aldığı yeni bir gazel olarak okur önüne çıkan "Ayrılıklar Gazeli" şairin bilinen sesini sürdüren iyi bir şiirdi. Osman Çakmakçı'nın "Köryazı" şiiri doğanın ayrıntılarını gizli bir sorguyla şiirleştirmesinin örneği gibiydi: "Kırılıyor bir yerde dal / Çiğneniyor her yerde toprak / Esiyor bir yerde rüzgâr / Akmıyor her yerde deniz".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;63. (Haziran) sayıda Neşe Yaşın'ın "Rüzgâr Kanatlar" şiiri "seni içimin ülkesinde buldum / uzak sisli bir aşk şehrinde" diyen bir inceliği ve "Sen / Şiir şekeri / Mımmmm" sıradanlığını bir arada sunan parçalardan oluşuyordu. Fatma N. "Nereye" başlıklı şiiriyle dil içinde yeni bir dil yaratmanın heyecanında göründü: "ittiyse kim bu terminal kapısı / ardında şehir bir gömme dolap". Kenan Sarıalioğlu'nun bu sayıdaki "Kara Zaman Parçaları" şiiri de Neşe Yaşın'ınki gibi parçalardan oluşuyordu. Dörtlüklerle oluşturulan parçalardan biri: "Yalnız bir hayal görünür yiter / Kurumuş incir ağaçlarında / Zamanın eli gezinir şimdi / Babamın uzayan saçlarında".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;64. (Temmuz) sayıda Yavuz Özdem'in "Zeytin Yerden Toplanır"ı tufandan sonra çekilen suların sesini duyuruyor, gümüş hayallerin rengini yansıtıyordu. Özcan Erdoğan'ın "Yazıt" şiiri önceki şiirlerindeki şiirsel gerçekçiliğin bu kez daha bir yalın gerçekçilik eksenine evrildiğini düşündürdü. Çağdaş bencilliğe itiraz olarak okunabilecek şiirden birkaç dize: "ölülerini çoğaltan çağ / peygamberleri birbirine diken / ne var ne yoksa / herkes kendinde kutsar".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;65. (Ağustos) sayıda Mehmet Altun'un "Aşktan ve Doğu(m)dandır"ı şairin kararsızlığından çıkmış iyi bir şiirdi; ama böyle başarılar genellikle tek şiirliktir. Dilemma tek tek iyi şiirlerin yazılmasına zemin hazırlayabilir ama bütünlüklü bir poetika yaratmaya engeldir. Altun'a sonraki metinlerinde çizgiyi diri tutması gibi bir görev yükleyen güzel şiirden birkaç dize: "İki nehirde yüzdüm,  / İki çeşme, iki göz gibi aktı bana / İki dil tuttu beni, iki mendil oyası, iki meyve çiçeği..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat ve Eleştiri'nin 73. (Ocak-Şubat) sayısında Enis Akın babasına ithaf ettiği  "Gül Kırmızısını Seçiyorum Uyanmak İçin" şiirinde hayatın içinden devşirilmiş imgelerle söz alıyor, günlük yaşamdaki alışkanlıkları, hafta sonlarını, kimselere yaklaşamama duygusunu ve incelikli noktaları yakalarken bir yandan da çıplak bir acıyla deviniyordu: "Şu adam akşamları yorgunluğunu getirir eve / Sandalyeye asar". Özellikle Edebiyat ve Eleştiri dergisinde yayımladığı lirizmle gerçekçiliğin iç içe geçiştiği, yaşamdaki yapaylıkları, insan olmanın hallerini dile getirdiği uzun soluklu şiirleriyle hatırlanan Ergin Yıldızoğlu "Hep Öyle Kaldı" şiirinde "mola yerlerinde otobüsten inerken yakalarını kaldıran yolcular"dan, "alçak sesle konuşulan cam ve formika restoranlardan" söz ediyor ve esas dikkatini bir film kamerasının dar açısı gibi bir yalnıza yoğunlaştırıyordu: "Ama bir adam hep dışarıda kalır / Sigarasıyla, geceyle ve beyazlıkla". Betül Tarıman'ın "Küçük Şeyler"i, anne, baba ve çocuk üçgeninin köşelerinde gerilim içinde gidip gelen ve "kesilmiş saçın bıraktığı telaş"ın izini süren bir şiirdi. Oğuz Özdem, "Kimlere Sorsam Kentin Sesini" şiirinde bir kentin içinde "nasıl dolaşılacağını" sorguluyor, doğanın kişideki derin izlerinden kurtulamayan bireyi söyletiyordu. Kenti adeta daraltılmış bir doğa parçası gibi görmek isteyen, fakat bunun olmazlığının farkına varan bireyin soruları "renk ve biçimin birbirini tamamladığı" kente dağılıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömer Şişman, "Sanırım Alınganlığımı Anlamazlıktan Geliyorsun"da yer yer anlam açıklığıyla yer yer de dil içinde yaratmaya çalıştığı kırılmaların neden olduğu kapalılıkla yürüyordu. Aynı şiirde hem "babilli bir saatçiyi doğmak / önlenemez bir kahvaltı sonrası" gibi söyleyişte aykırılığın izini süren hem de "dinle artık ama unutma / bir şirketler topluluğusun sen" gibi bölümlerin bulunması poetik bir krize mi yoksa hayatın içindeki uyuşmazlıklara mı işaret ediyor; şiirle ilgili soru işareti... Ömer Şişman aynı derginin 75. sayısında yayımlanan "İlginçliğini Kaybeden Biri" şiirinde gramatikal oyunları fazlaca öne çıkarıyor görünse de, kanımca Heves'te yayımladığı avangardist metinlerden daha iyi bir noktada görünüyordu. Edebiyat ve Eleştiri'nin bir sonraki sayısında Ömer Şişman'ın başka bir şiirini ("Satılık Ev") çözümlemeyi deneyen Enis Akın'ın dediği gibi Ö. Şişman "kendini bize dayatmaya çalışan bir dilbilgisiyle" yazıyor. Şiirin dilbilgisinden ve dayatmadan, ikisini birleştirerek söyleyecek olursak dilbilgisel dayatmadan zarar gördüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yalnızca Ö. Şişman'ın metinleri için değil, aynı biçemle yazan başka şairlerde de dikkat edilmesi gereken bir durum. Yaratıcı yetenek böylesi oyunlarla heba edilirse geriye şiir kalıp kalmayacağı sorusu gündemden düşmeyecektir. Aynı sayıda Ulaş Nikbay'ın "Antikacılar Kronolojisi" ilk kitabındaki şiirlere göre daha hırçın, daha farklı bir söyleyişe yaslanması bakımından dikkat çekici bir şiir oldu benim için. "Siyah susuşum vardı henüz hiçbir kefen ölmüşlüğüm" dizesi bu farklılığı fark etmede ipucu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin 74. (Mart-Nisan) sayısında Hidayet Karakuş'un "Volkandağ"ı gerçeğin imgeler içerisinden dile getirilişine iyi bir örnekti ama"gibi"li benzetmelerin biçemi zedelediğini de belirtmemiz gerekiyor. Yeni çağın ürpertisini duyurmada başarılı olduğu söylenebilecek şiirden bir dize: "biz gidiyoruz içimizi yakan çağ gidiyor". Betül Dünder Bilsel'in "Jin"i çağın soğukluğunu "göğsümde yüzyılın ayak izi, o soğuk damga!" diyerek vurgulayan, bunu yaparken de çağın onayladığı görüntülere, gürültülere dikkat çeken bir şiirdi. "sesler duydum, sözden kovulmuş sesler" diyerek "anlamsız sesler korosu"na işaret ediyor, yer yer kesik ifadelerle kurulan şiirde "yazılan her kâğıt gibi" anlamda yoğunlaşma seziliyordu. Betül Dünder, Edebiyat ve Eleştiri'nin 76. sayısında "Trenlerin Ardından Koşan Yalnız Köpekler ve Kadınlardır" şiirinde ise "mevsimleri kapatıp giderken kuşlar" inceliğinde gezinerek "konuk olunmaz bir evin / en sarı odasında buldum acı denen nesneyi" itirafıyla hayat-acı-aşk noktalarını şiir çizgileriyle birleştiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;75. (Mayıs-Haziran) sayıda Kadir Aydemir, "Tuzak"la yer aldı: "Yüzünün uçurumuna indim / Acı ötüşüyle ayrılık vakti / Ölü bir kuşun" diyen Aydemir bu şiirde doğa ile insanın seslerde buluşmasını ve insanın payına düşen acıyı dile getiriyordu. Müslim Çelik'in "Kardaş"ı, "kardaş 'senli benli buğday çocuk' / üç tarafı denizlerle çevrili ülkemde / bahar fışkırıyor hasret içtim / cepleri yıldız parçaları dolu çocuk" dizeleriyle hayata ilişkin umudu, umutsuzluğa karşı çıkararak vurguluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 76. (Temmuz-Ağustos) sayıda Nihat Ateş "Mutfağımda Sarkıtlar"da soğuk yalnızlığı, yalnızlığın soğukluğunu duyumsatıyordu: "'Kış bitti.' / Bütün mevsim / Çatlak kemiklerimden sızdı rüzgâr". Kısa kısa cümlelerle öyküleme tekniğinin yanı sıra imgeselliği de ihmal etmeyen bir yaklaşımı vardı Ateş'in; hatta denebilir ki küçük öykü cümlelerinde bile bir imgesellik seziliyordu. Cafer Keklikçi'nin "Herkes İyi"sine eğilirken öncelikle söyleyiş bakımından İsmet Özel'in belirgin etkisinden söz etmek gerekiyor. Bununla birlikte Keklikçi'nin dize aralarında kendine özgü bir sesin kapılarını aralama cesaretine sahip olduğu seziliyordu: "bir hesap edelim: ne kadar kin tutulur meselâ şubatın onunda / ama önce ben biraz hepinizi seviyorum". Yer yer ironik yer yer de bilgece ifadelerle kurulan şiirde Keklikçi, lirik bir itiraz sesi taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;77. (Eylül-Ekim) sayıda Cihan Oğuz, "O Sessiz Efsane"yle uzun soluklu şiirin örneklerinden birini veriyordu. Oğuz, "O Sessiz Efsane"de hayatla savaşırken canı acıyan şiir öznesinin hırçınlığını, "kirpiklerinde yorgun bir efsanenin tozu dumanı"yla yaşayanı anlatıyordu. Orhan Tüleylioğlu'nun "Gölgenin Yavaşlığı" şiirini hiç tereddüt etmeden, yılın iyi şiirleri arasında sayabilirim. "zamanın vaatlerle dolu / yasasına uydum" dizeleriyle başlayan şiirde "çantasını dalgalarla doldurmuş bir kadın", "gölgenin yavaşlığı ürkütücüydü" gibi çarpıcı dizelerin altını çizmiştim yıl içinde dergiyi okurken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78. (Kasım-Aralık) sayıda Ahmet Özer'in "Geceyi Geçerken" şiiri dikkatimizi çekti. Ahmet Özer, yıl içinde iyi şiirler yayımlayan şairlerdendi. Bu şiirde zamanı "günlerden uzun yolculuk" biçiminde tanımlayan şair "yenilgiyle tanışan bedenleri, bütün masalların kahramanı olan elleri" anlatırken yer yer Dağlarca'nın ilk kitabındaki şiirlerin söyleyişiyle ve imgesel dünyasıyla buluşuyor ama kendi dünyasının izdüşümlerini de içtenlikle dile getiriyordu. Hüseyin Peker, "Savaş Baltası"nda "çaydanlık gibi fokurdayan" bir dille savaş alanlarından farksız sokakları, düş kırıklıklarını, hatalı sistemleri anlatırken derin bir umutsuzluğun, yitirişin içinden konuşuyordu. Aydın Şimşek, "Senin gizli gizli azalttığın / Benim açık açık çoğalttığım" dizelerinin tekrarıyla belli bir ritmi yakaladığı "Küçük Otların Sesi" şiirinde en ince yerinden kopan zamanın içindeki şehir ve doğa yorumlarını dile getiriyordu. Önder Otçu'nun "Ece" şiiri ilk bakışta yalın gibi görünen ama belli bir ustalığa dayandığından, çabasız olarak kullanılan yalınlığın sığlığından uzak bir şiirdi. Bilinçaltındaki, dünyadaki, evdeki gizliliklerin peşine düşen şair, "geçmişte bir şey var / onu tarih gizliyor" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski'de yıl içinde daha çok Kemal Gündüzalp, Afşar Timuçin, Timuçin Özyürekli, Ertan Yılmaz, Atila Er, Şakir Özüdoğru, İbrahim Tığ gibi imzaların şiirleri yer aldı. Son sayısına ulaşamadığımız derginin 27. (Ocak) sayısında yayımlanan, Afşar Timuçin'in "Bir Çizgi Boyunca"sı unutulanlara bakmanın, zaman ve hayat içindeki yorgunluğun, "sessiz ağır tedirgin değişmeler"in şiiri olarak ele alınabilir. Yavuz Özdem "Yer Gece Dinlenir"de seslerin ve renklerin arasından süzülen zamana dokunuyor, "ışıklara bakar gibi" geceye bakarak hayatın birbirine zıt taraflarını bir arada yorumluyordu: "Gece / Terk etmeme tarafı hayatın / Kara dökülen gül / Şehveti evcilliğimizin / Döl tarafından süt tarafına". Kemal Gündüzalp "Elma(nın) Şiiri"nde "susamış bir ömür"le yazıyor, "bilici" tavrına biraz yakın durmayı deniyor ama uzun dizelere yaslanan şiirde aksayan söyleyişlere kapılmaktan kurtulamıyordu. Yanı sıra, özel adların çokluğu şiire didaktik bir hava veriyordu. Gündüzalp, şiire bağlanmış bir umutla yürüyordu: "Betim bereketim de yok, kurak topraklarda yılkıya bırakılmış bir kısrak / hangi ırmakları geçmem gerekiyor bu uyuz atlarla? Şiire durakaldım!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özkan Mert "Devrik Yaz Kasabalarının..." başlıklı dört bölümlük uzun şiirinde her şeyi bilen ama hiçbir şeyi bilmezmiş gibi davranan, zamanları birbirine karıştıran, eksik olanın ve hiç tamamlanamayacak olanın peşine düşen bir şair olarak çıkıyordu okur karşısına; aşkın insanı götürdüğü yer, bu şiirin ilgi alanları arasındaydı: "Kırlangıçların uçuşuna karışıp / gizleyebilirdim elbet kendimi / Yaşadığımı gösteren sabah kahvaltılarıyla / özür dileyebilirdim sizden! Ama nasıl / özür dilenebilir dünyadan?..." Özkan Mert, derginin sonraki sayılarında yayımladığı "Pazartesi Günleri..." şiirinde de öznelliğin içinden hayata, dünyaya ilişkin sorgulamalar gerçekleştiriyordu. Oğuz Özdem "Yıldız Avı" şiirinde "Boşluyorum çocukluğu silindi çember / büyü gibi dağıldı en itaatkâr halim" diyerek geçen zamanı anlamaya kapılar aralıyor, bir yandan görünmekten korkmuyor, öte yandansa "asabi ıssızlıklar"ını hatırlamanın tedirginliğini sözcükler arasına gizliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30. (Nisan) sayıda Melih Elhan "Sır Dökülecek"te yer yar naif yer yer sert bir söyleyişle, aynalarla konuşacak kadar yalnız halini dile getiriyor, içindeki ıssızlığı sözcüklere bulaştırıyordu: "buğulu camlara çizilen / acemi resimleri çocukluğun / aynalarla konuşuyorum / içimde kış ıssızlığı bir otobanın".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32. (Haziran) sayıda İhsan Topçu "Tükeniş"te zamanın zehriyle zehirlenmiş bir ruhun kuytuluklarda yitişini anlatıyor, her şeyin darmadağın ve paramparça oluşuna içleniyor, acılarını ev içlerinden "bir ölüyü defneder gibi" kaldırıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evrensel Kültür dergisi çok olmasa da her sayıda şiire yer verdi. Selma Ağabeyoğlu ve  Salih Bolat bu dergide şiirleriyle dikkat çeken isimlerdi. 145. (Ocak) sayıda S. Bolat'ın sonradan yayımladığı kitabına da adını veren "Açılmış Kanat" şiiri yer alıyordu. Bu şiirde Bolat "vurulmuş bir askerin miğferinde biriken yağmur"un cevap veremeyeceği sorular üretiyor, "rüzgâra direnen dal"ın direncine omuz veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceyazısı'nın 4. (Ocak) sayısında Güven Turan "Midi'de Bir Öğle Öncesi" şiirinde dingin sesini sürdürüyor ve yabancı bir coğrafyada başıboş olmanın, zamanın ağır ağır ilerleyişinin farkına varmanın tadını duyumsatıyordu: "Başıboşluğun tadını çıkartıyorsun / Yavaş yavaş güze geçen / Bol ağaçlı bir parkta". Gültekin Emre "Biraz Bekleyin"de dünyanın kirlenmesi, yaşam alanlarının darlaşması, taş yığınlarının soğukluğu karşısındaki duygularını aktarıyordu. "İpini koparanın bir yerlere gittiği" yaşam anlayışından rahatsız olma duygusu seziliyordu şiirde: "Düşü bırak yalıçapkını, hayat gitti elden / Boz, boş topraklarımızla da kimse çocukluğunu / Yaşamak istemiyor çünkü her yer yangın yeri". Hüseyin Ferhad "Arabia Deserta" şiirinde "cemi cümlenin" yakından ilgilenmesi zorunlu tarihi anlamak için şiir içinden ipuçları sunuyor, otağlara yıkılan yıldızları topluyor, kişneyen kısrakların hırçınlığını yeni zamanlara taşıyor, yüzünü ufka, ruhunu Aşk'a dönen bir şair olarak konuşuyordu: "Sen ki bir dişi kurtsundur / çöl yasasına göre, / yıldıza dönüşür ruhun / öldürüldüğün ilk gece".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. (Haziran) sayıda Ali Teoman "Zamanın Kanı" şiirinde yazma eylemiyle ve intihar arasında paralellik kuruyor ve mürekkep-kan eşleştirmesi bağlamında intihar ânının ağır duygusunu aktarıyordu: "İşte çelik uçlu kalem, suçortağı / faili meçhul cinayetlerimin. Kalemimin ucundan ak / kâğıdın böğrüne sızan, onu delen, yırtan, tek ve yalın / bir devinimde bizi birleştiren ve ayıran yoz mürekkep / işte: Açtığım damarlarımdan ağır ağır akan bu kıvamlı kapkara kan?" Şiirin bu kısmında Beşir Fuat'ın, intiharı sırasında yazıp bıraktığı metni hatırlamak şiiri anlamak için iyi bir zemin hazırlayabilir. Şairin, derginin 6. (Aralık) sayısında yayımlanan "Cam Kırıkları, Delta, Sis" başlıklı şiirlerinin de etkileyici lirik bir ses verdiğini belirtmeliyiz. 6. (Aralık) sayıda İlhan Berk "Dünyayı değiştirmez sözcükler / Ama bir ucundan tutarlar" diyerek şiirin hayat içerisindeki işlevselliğini özlü bir biçimde aktarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç sayısı hariç tutulursa, sayıca çok olmasa da yıl içinde şiire yer veren Gösteri'nin 255. (Ocak) sayısında Arife Kalender'in "Kendimi Başkasına Erteledim"i hayatı ışığa soran bir şairin duyarlılığını yansıtması bakımından anlamlıydı. 257. (Mart) sayıda Seyhan Erözçelik'in depremi "Dünya taştı, insanlar gömüldü" biçiminde tasvir eden "Deprem" şiiri, enderemiroğlu'nun ışıkla çoğalan gölge oyunlarına temas ederek denizi ilk kez gören gözün şaşkınlığını kâğıda düşürdüğü "Duvar Sınır Su ve Hızar"ı, Yılmaz Arslan'ın "artık upuzun bir ayrılık çıkar bu şiirden" diyen "Tanık"ı, Aydın Afacan'ın mitolojik çağrışımlar yüklenen ve "yitik peri, gitgide sararan zaman, / keşfedebilir mi seni başka sularda?.." diyen "Nilüfer"i dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;260. (Temmuz) sayıda İsmail Uyaroğlu'nun "Lütfen Öldürün Beni" şiiri "sütü bozuk bir iblisin" dilinden acının, paylaşamama geriliminin ağır yükünü yansıtıyordu. 265. (Aralık) sayıda Kubilay Köseoğlu'nun "Şiirsiz"i sevgisizliğe farklı bir bakışla sayfalara düşüyordu: "Bunca tekrarı basit sözlerin / Bunca aşk şarkısı; ucuz, çelişik / Kimsenin kendisini sevmemesinden." Ahmet Necdet'in sonnet nazım biçimiyle yazdığı "Yokluğunla Çoğalarak" şiiri "Hep'in olduğu yerde hiç'in izini süren" bir şairin duyuşunu yansıtıyordu. Osman Olmuş'un "Terbiyesiz Anafor"u herkesin varmak istediği yere kendisinin varmasının gerekliliğine işaret ediyor, "nerdeysem zaten hep ordayım!" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel Yazılar'ın 25. (Ocak-Şubat) sayısında Ahmet Özer'in "Hayat Paramparça" şiiri imge derinliğiyle, "penceremizin önünde yangın çıkaran trampetler"e ve "yağmurun sesiyle yıkanan günlere" dikkat çekmesiyle önemliydi. Daha önce başka şiirlerine değinirken de söz etmiştim: Ahmet Özer geçen yıl iyi şiirler yayımladı gerçekten, yayımladığı bütün şiirler genel çizginin üstündeydi. Bir sonraki (26, Mart-Nisan) sayıda Melisa Gürpınar'ın "Yalan ile Gerçek" şiiri "saçlarına dolaşan paslı çark"tan haberdar bir şairin hayatı anlama bilgeliğinin izlerini taşıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün sayılarında hem de çok sayıda şiire yer veren Hayal’de ortalamayı zorlayan şiirlerin sayısı ne yazık ki pek fazla değildi. Hele de Ayşenur Yazıcı gibi popüler şiir yazıcılarının Hayal'de sayfa bulması olumsuz bir görünüm yarattı dergi adına. Bununla birlikte bazı sayılarda dikkate değer şiirlerin yer aldığını belirmemiz gerekiyor. Derginin 7-8 numaralı (Nisan-Mayıs) sayısında Turgay Uçeren'in "Gül ile Kadın" şiiri çağrışımlara açıklığıyla, tamamlanmamışlığı şiir adına kazanca dönüştüren yaklaşımıyla önemliydi: "Bayım, / size bir sır vereyim... / iyi dinleyin / kadınla gül baş başa kaldığında..." 9-10 numaralı (Haziran-Temmuz) sayısında A. Ertan Mısırlı'nın "Sürgünüm" şiirinde aşk yorumunda Cemal Süreya ile buluşmalar ilgi çekiciydi. Aynur Dursun'un "Dört Vuruşla Yansıma"sı farklı bir sesi duyuruyordu. Aynı sayıda Ayten Mutlu'nun "Yılan Islıkları" şiiri, kendi şiirinde ustalığa ermiş bir imzanın bilinmeyenlere açılan kapılar ardına işaret edişini belirliyor ve "intiharları bölüşenlerin yalnızlığını" vurguluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altı sayısında şiir yayımlayan Hayvan'ın 23. (Nisan) sayısında ustaların yetkin şiirleri vardı: Arif Damar'ın "Git Gel", Güngör Tekçe'nin "Gökyüzü", küçük İskender'in "Patlak Lastik" başlıklı şiirleri... Aynı sayıda Onur Caymaz'ın "11 Fen A" şiiri coşkulu bir yüreğin geçmişten izdüşümlerini etkileyici bir hüzün diliyle yansıtıyordu. 27. (Ağustos) sayıda Ece Ayhan'ın "ama zihninin atlaslarını olabildiğince açacaksın, / -akarsular dökülür diye düşünmeyeceksin, / kimi eleştirmenler gibi" diyen lirik-ironik şiiri yeniden yeniden okunmayı hak ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hece, yıl içinde çok sayıda şiir yayımlayan dergiler arasında göründü. Derginin hemen her sayısında en başta Cahit Koytak ve Hüseyin Atlansoy'un şiirlerinin yer aldığına dikkat çekmek isteriz. 86. (Şubat) sayıda Cahit Koytak "Şiirin Gömülüşü"nde metafizik ilgiyle, masalsılıkla şekillenen kartpostalımsı görüntüler sunuyordu: "İşte bölük bölük melekler / Köpeklerin çektiği kızaklara binmişler / Yamaçtan aşağı iniyorlar; / İpekli kefenlere sarıp / Göğe kaldırmak için Ofelya'yı". Atakan Yavuz "Bulantı"da "gökyüzünü koyduğu yerde bulamama korkusu"yla "havada çarpışan iki kırlangıç arasından" şiiri gören bir şair olarak çıkıyordu karşımıza. Necatigil'le İsmet Özel arasında imgesel gerilim taşıyan bir şiiri var Atakan Yavuz'un: "Hangi ilençli el ovaladı benim lambamı / hangi lirik özne / ki kaçak kat gibi duruyorum üstünde / yağmurdan ödünç bir elbise".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;87. (Mart) sayıda Hayriye Ünal "Otel"de Edip Cansever'in Tragedyalar'ını hatırlatan bir duyarlık yakalıyor; ne var ki şiirin başlarında fazlaca özel ad kullanılması yorumun kapanmasına yol açıyordu. "Gecenin sonunu gören gözlerim vardı" diyen bir şair Hayriye Ünal ve onun yazdıklarını yeni epik ekseninde değerlendirmek ve insanın zaferlerini değil yenilgilerini söz konusu ettiğini söylemek yanlış olmaz kanısındayız. H. Ünal, derginin 94. (Ekim) sayısındaki "Evden Bozma Bir Pansiyon" şiiriyle de dikkatimizi çekti. Hem kendisiyle hem de başkalarıyla söyleşme, "uygarlığın şapka çıkardığı yere odaklanma", "geçici olanın güzelliğini duyumsa(t)ma" bu şiirin anlam katmanlarının arasını dolduran taraflardı: "Kenarda kalmış her şey bana bir hısım / Kenarda örümcek ağı ve süprüntü / Kenarda biçimsiz ve eski püskü / Kenarda miskin mi miskin bir rahatlık buluyorum".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;88. (Nisan) sayıda İhsan Deniz'in "Dikkat... Kompliman!"ında her şeyin bir eksik yanının olduğu, insan yaşamının kısalığı, dünyada oluşun gereksizliği ve hiçlik duyumsanıyordu. Deniz'in bilinen dize yapısının şiirin söyleyişinde yarattığı kırıklığın bu içeriğe denk düştüğü görülüyordu: "Kalbinizin yaprağından / çıkarmayın bu gül mevsiminin / serinliğini. Sesinizdeki iyiliği / affedin. Dikkatinizin hükmüne boyun / eğmeyin bir daha.. Nasıl olsa keyfiniz / yok, renginiz eksik, dünyaya dair / umutlarınızın ömrü kısa.." Hemen ardındaki şiir Haydar Ergülen'e aitti: "İnsan Kısadır!" Eğer burada bir editörlük cinliği yoksa, içerik bakımından birbirinin izini süren iki şiirin arka arkaya yer alması iyi denk gelmişti denebilir. İnsanın (ve tabii aşkın da...) ağaçtan, ikindiden, kardan, yağmurdan kısalığını anlayan bir şairin dizeleri: "Babaannem derdi ki / 'İnsan kısadır oğlum / ve bilmezden gelir kısalığını, bilseydi / yarışmazdı yollarla, göğe evler yükseltmezdi!'"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;89. (Mayıs) sayıda Hüseyin Atlansoy "Yeğnik Âsâ Dar Geçit..." şiirinde "Şair neden yalan söyler?" sorusunun yanıtını verirken şairin pek çok kimlikle yeryüzünde ömür sürdüğünü ifade ediyordu: "Yanlışlıkla iki kez / Kaydetmişler dünyaya beni / Bundandır yalan / Söylediklerimin hepsi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hece'nin sıkı şairlerinden Selim Erdoğan "Yeniden" şiirinde annesini yitirmiş olmanın acısını, onu hatırlatan her ayrıntıda derinleşerek aktarıyordu: "Yolcuyum, yağmur tanelerine yaslanarak yakınlaşan bir şehrin / Işıklarını gördüğümde sarılırım boynuna rüzgârın / Hüznümü istesem vermez miydin?" Hayatın derin macerası, karanlık bilgisi, kanatlarını kaldırarak tipiye direnen bir kırlangıç inadıyla ve soluk resimlerden açılıp genişleyen bir duyarlıkla yansıtıyordu Erdoğan. Bu sayıda Abdurrahman Şenel'e ait "İdil Gazeli"nin, taşıdığı inceliklerle bana Haydar Ergülen'in, önceki yıl hakkında bir çözümleme yazdığım "İdiller Gazeli"ni hatırlattığını söyleyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;93. (Eylül) sayıda Ayşe Sevim Günay "Rücu"da hayatı "uçamayan bir kuşun kanatlarına anlam veremeyişi" olarak görüyor ve hayatla ölümü bir kâğıdın iki yüzü gibi değerlendiriyordu. Şiirde, anlayan değil ama anlamaya çalışan bir ruhun gerilimi seziliyor: "her şey sonra da her şey / yavaşlıyor yavaşlamalı yavaşladı / zamana narkoz veriliyor / dünyanın ilk ağacının gövdesine değiyor elim / ölüm telaşlandırıyor yaşamı".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;94. (Ekim) sayıda İsmail Kılıçarslan "Hiç Görmedim Ben Seni"de uzun dizelerle soluk alıp vererek, soluğunu uzatarak konuşmanın heyecanını duyumsatıyordu. "Bir evi olduğunu unutup canı sıkılan şair"in (şiir-öznesinin) hayat içerisindeki şaşkınlığı, kanıksanmış davranışlarla alay edişi vardı şiirde. Aşağıya aldığım dizelerin sonuncusunda şimdi'den geçmiş'e (Barbaros'a...) yapılan örtülü telmihe dikkat çekmek isterim: "parlak fikir denebilir bulduğum cümlelere, iltifat edebilir bana insanlar / elimi sıkıp başarılarımın devamını dileyebilir, baş ağrılarım için bir koşu eczaneye gidebilir / ben denize inerim denize inince kızıllaşır sakallarım bir muharebe düşüyle". Celal Fedai'nin "Sisin İçinde Kayalar" şiiri günlük hayattan derinliğe sıçrama kontrastı içerisinde gelişiyor ve düşmanların şefkatiyle geldiği anlaşılan ölüm, hayatın içine yerleştiriliyordu. Şiirde gerçeküstü öğelerin sıradan durumlarla biraradalığı, çağrışıma açık ifadelerin belirleyiciliği söz konusuydu: "Pas yarasının ateşi / içinde misafir sisin; / tütsüler bitinceye kadar / yenecek keklerimiz olacak". Hece'nin 96. (Aralık) sayısında yer alan "Eğilip Su İçmek Gibi" şiirinde de yaşamayı "gibi" olarak görüyor ve hayatın boşluğunu, anlam arayışını dillendiriyordu şair: "ey ölüm / ey gelin annemiz / bari sen / eğilip topladığın eteklerinde / kirli çocuklarını yıkar gibi / övme / bizi / al".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;95. (Kasım) sayıda Ömer Erdem "Pişmanlıklarım" şiirinde etkisi geçmeyen pişmanlıklarının izdüşümlerini kâğıda geçiren, bilinçaltının ayrıntılarını sezişle kavramaya çalışan ve "aklı(nı) kuyulara salan" bir şair olarak göründü: "geçmez benim pişmanlıklarım / geldiğim yer dönülür gölgelik değil / son bir ip kalsa elinde boynuma geçir / yanılıp onu gül düğümü sayayım". Ahmet Edip Başaran "Dekor" şiirinde "uzun sıfatlarla uzun dizelerle uzun imgelerle upuzun düşlerle" yazan bir şair görünümündeydi. Şiirde "göğün altındaki bütün solgun yaraların Türkçe çocukları"nın ve geniş anlamda "şairin" yeryüzündeki serüvenini damıtıyordu. Başaran, "kimsenin ölümü iplemediği mutsuz salıncak"tan bakıyordu dünyaya ve modern yaşamın rahatsız ediciliğini vurguluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;96. (Aralık) sayıda Kenan Çağan "Gencölüm"de yaşam sarasına tutulmaktansa genç ölümü yeğleyen bir şair olarak görünüyordu: "kara dullara çoğalan zaaflara / ve ihtiyar şairlere kaldı dünya".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heves'in II. cildinde T. Semra Balcı'nın "Rengârenkler"i boğulmuş lacivertlerini yüzünde gezdirdiği fırtınalara iç geçirmenin, Ali Özgür Özkarcı'nın "Taş Gölgeler"i tenhalara kapanan çekingenliğin biriktiği lambanın şiiri olarak okundu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cilt III'te Enis Akın'ın "Taş Taşımıyorum" şiiri sözcükleri-heceleri-harfleri alışılmamış yerlerinden parçalayıp birleştirerek oluşturulan ilginç söyleyişiyle ve hayatı farklı algılatışıyla öne çıktı: "taşıyorum / bissürü elim var, kırmızıkurşunkalemler, bistüri / üstümde hiç durmıycakmış gibi bi yağmur". Ömer Şişman'ın "İpeksi" şiiri başlığının aksine sert bir söyleyişle sayfalara düşüyor ve iyi çalışılmış bir metin olarak aşırıbiçimsel oyunlardan uzak olmanın olgunluğunu taşıyordu: "çocukkulakları hışırdıyor çatı katta / birkaç teori ve pervazlarda üzüntü veren reçine / boşluklarından yapılıyor bu bütün apartmanlar /  hatırlamaktan insanlar, biliyorum." Zeynep Köylü'nün "İlk Ağacı Öperek" şiiri (s)imgelerle dönüştürülen bir erotizmi ve yanılgıların insanı suskunlaştırmasını yansıtıyordu: "çıplaklığıma değdin ürkmüştü tarla kuşu / bir bıçakla inceldim yaklaşıyordu zaman". Vural Bahadır Bayrıl'ın "Elmas Sıkıntı"sı arzuların tekinsiz aralığında kımıldananların ne olduğunu sormanın ve "hâlesi çoktan yitmiş bir asrın ruhtaki çırpınışını"n şiiriydi, denebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin IV. cildinde Ulaş Yiğiter eşiklerdeki uğultuyu ve gerilen bir yalnızlıkta çekilen bir tetiği seslendirdiği "Kalanın Anlattığı"yla, Polat Onat eski bir rıhtımın sustuğu denize doğru kapanan göğe uzandığı "Y-4950" ile, Mehmet Hameş narlı bahçeye yüzünü seren ve baston etrafında yalpalayan bir babanın hapsolduğu kederi aktardığı "Baston"la, Mehmet Öztek ormanın gövdeye ziyaretlerini ve birbirine arızalarıyla geçenlerin arayışını dillendirdiği "Ağ'a Mektup"la yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cilt V'te ilgi çekici şiirlerden biri Burak Acar'ın "Ya da"sıydı. Birbiri ardına sıraladığı günlük yaşam ayrıntılarını şiirleştiren Acar bu şiirde bir yandan hayatın ve dünyanın karmaşasını dillendiriyor, bir yandan da yeryüzünde varolan her şeyin birbirini tamamladığını, birbirini var ettiğini belirliyordu: "kirli eller, mülâkatlar, kürsüler / kılçık kaçmış beyinler, dershane kitapları", "bomba transferler, bedava ekler, dörtköşe yazarları" "çizgiyi geçen toplar, en az iki metre ofsaytlar, yanlış kartlar" ve bütün bu yığmaların asıl anlamını açıklayan son iki dize: "ahh şu çok sesli gökkubbede / bir gök bırakabilsem". Ali Özgür Özkarcı'nın "Abdal ve Ben"i kendini zamanın hiçbir yerine yerleştiremeyen bir gezgin ruhun soluk alışlarını duyuruyordu: "çok sonraları bir abdalı / istasyonlarda indirebilirdim evet / ama kendime nasıl alışacaktım..." Ali Selçuk'un  bir tren yolculuğunu anlatan kısa ama derinlikli çağrışımlara sahip şiiri "Yol"un son dizesi: "hâlâ pencereden rüzgâra sarkar bir çocuk". Ercan Yılmaz'ın "Bir Melek Üçgeninde Yokluk Zamirleri" metafizik eğilimlerin dizeler arasına gizli bağlantı ağları ördüğü bir şiirdi: "insanın kendi hiçine açısı... / akort edilebilir bir yalnızlıktır".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islık'ta bu yıl daha çok Veysel Erol, Sadık Yaşar, Bülent Keçeli, Murat Üstübal gibi isimlerin şiirleri vardı. 19. (Ocak-Şubat) sayıda Bülent Keçeli'nin Ücra'daki şiirlerine göre daha bir anlaşılır sayılabilecek "Düş Artığı" şiiri dikkat çekiyordu: "çemberimde solgun güneş lekeleri / acısız uçuyorum / sarsılıyor serinlik sarısı / sıcak yerimden kan akıyor / değişti mi rotalar". Aynı sayıda Şükrü Sever'in "Taşra İçin İki Ünlem" şiiri Islık'ın 2004'te yayımladığı iyi şiirler arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Köz, Islık'ın 21. (Mayıs-Haziran) sayısında yer alan "Bir Ağacı İlk Adıyla" şiirinde yalnızlığa yeni tanımlar buluyordu: "biz bu yalnızlığı aldık, çarşılar pazarlar gezdirdik / örtük kapılarla sıkı sıkıya / sözgelimi bir sandal ölüsüne doluşan bir tutam gökyüzü / bir bulutun gecikmesi, bir adamın dalgınlığı / bir atın sürçmesi, sonra vurulması". Aynı sayıda Sadık Yaşar'ın "Eldivenli İskelet"i, Mehmet Hameş'in "Kayıp Alfabe"si, Serkan Özer'in "Kimsessiz"i yeniden okunmayı hak eden şiirlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23. (Eylül-Ekim) sayıda "aşkın soyunan bir şehir olduğunu" anlamış genç şair Doğan Ergül'ün "burada sabah akşam donmuş bir denizi taşlıyoruz / taşladıkça taşıyor deniz" dizelerinin yer aldığı "Bir Şiirin Son Dizesi", Mesut Aşkın'ın "Dağ Adı", Salih Aydemir'in "çıkılan yolda artık yolun her şeyden önemli olduğunu dillendiren "Aşk Kışlarında Otuz Beş Gün" şiiri etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;24. (Kasım-Aralık) sayıda Kadir Aydemir'in "Haikular"ı dingin doğayla birlikte şairin iç sesini de duyuran örneklerdi: "Gözlerindeki kıyı: / İz bırakmayan / Kumunda unutuşun yürüdüğü". Aynı sayıda Arif Erguvan'ın "İskele"si tezatlar içinden oluşturduğu dille öne çıkıyordu: "ne esnek medeniyettir zaman / ki genişler yollar tükendikçe". Çağdaş Keçeci'nin "Kuşlardan Sonra"sı bir şehre söylenecek sözlerin tükenişine işaret etmesiyle, Ahmet Ada'nın epeyce uzun şiiri "Libretto" ise çocukluk saatlerini bir kenara koyup göğün direklerini yeniden kuran müziğiyle ekleyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İmgelem Çocukları'nın 6. (Ocak) sayısında İlhan Kemal, yatay simetrik yapıyı form olarak kullandığı ve "Ne bildinizdi! Zakkum koklama'k'çin inmiştim şu boylarınıza" dizesiyle bitirdiği "Zakkum Koklama'k Kıyılarda" başlıklı şiirinde hayata yenilmenin ezgisini karnaval coşkusuyla dillendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arzu K. Ayçiçek, "Bir Masalda Üç Resim" şiirinde (ki, şiirin başlığında Güven Turan'ın Bir Albümde Dört Mevsim kitabının adının çağrıştırıldığı söylenebilir) parçalanmışlık, ayrılık öyküsü anlatıyor. "Kumdan kule yapmışım, dedi kadın / yaşamadım... yoruldum!" Yer yer "sarı yapraklar, perdeleri savuran yel" gibi klişe izleklere yer verilmiş olsa da şiirin bütününde dokunaklı bir söyleyiş yakaladığı söylenebilir şairin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin yeni dönem alt başlığıyla çıkan Ekim 2004 sayısında Halim Şafak'ın "Ellerini Buldum Yalnız Kaldım" şiiri dikkat çekiciydi. "hiçbir şey gizlemiyor insanın yalnızlığını / rüzgâr çoktan odayı doldurdu" gibi klişe söyleyişlere rastlanmakla birlikte şiirde hayat gailesinin doğurup beslediği sıkıntının ve bunaltının derinden derine duyurulduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralık-Ocak sayısında ise Lale Müldür'ün "Kedi Büyük Büyük Baktığı Zaman" başlıklı şiiri 1980'ler şairlerinden birinin daha nerelerde gezindiğinin işaretlerini vermesi bakımından önemliydi. 2000'lerin başlarında birkaç iyi temsilcisinin yapıtları istisna tutulursa giderek tükenen 1980'ler şairlerinin yazma ve yaratma sıkıntısı bu şiirle bir kez daha günyüzüne çıkmış oldu. Söyleyiş, içerik, imgesellik açısından pek iyi bir çizgide olmadığı rahatlıkla söylenebilir bu şiirin. Uzak Fırtına, Buhurumeryem, Kuzey Defterleri gibi kitaplar çıkarmış bir şairin böyle bir şiir yayımlaması, özellikle de bu şiirdeki "Bacağını yalar saatlerce / Birşeyden hoşnut kalmamış gibi" dizeleri 1980'ler şiirinin önemli şairlerinden biri olan Müldür adına hazin bir noktayı işaret ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok sayıda şiir yayımlayan İmlasız "anarşizm" söylemi çerçevesinde genelde hırçın, sert, zaman zaman yapaylığa düşen zorlama bir argoya dayalı şiirler de yayımladı. Şiir dergisi kimliğini her sayıda sahiplenmesi ve genelin dışına çıkarak kendine özgü bir söylem önermesi önemliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. (Ocak-Şubat) sayıda Murathan Çarboğa'nın "Hayata Gitmeli"si "kalabalık ve ıssız" kentteki yalnız bireyin tedirginliğinin, boyuneğişinin, aşktan kaçıp hayata sığınışının, "düşüp parçalanan gülüşler"ini kâğıda düşürüşünün şiiriydi: "çekip çeviremediğim / bir aşk bu, / yalnız bir ağaç gibi / toplayıp gölgemi / hayata gitmeli!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. (Mart-Nisan) sayıda Mustafa İbakorkmaz'ın "Kara Sevda"sı şiir dili içerisinden iktidara isyanı dillendirişiyle dikkat çekiyor, şiiri yenen değil, şiire yenilen bir hırçınlık seziliyordu dizelerde: "Bir özne olarak isyan ettim / yüklemin iktidarına".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. (Mayıs-Haziran) sayıda Halim Şafak'ın "Asi Rüzgâr"ı da derginin ve dergide yayımlanan pek çok şiirin çizdiği çizgi üzerinde şekilleniyor ve "isyanın kara uğultusu" içerisinden gelişiyordu. "Hayatın imlasını bozma" arzusuna karşın hep acısını anlatan bir şair portresi vardı şiirde: "evler hatırlıyorum çarçabuk öldüler / bahçeleri hep hatıralara açılırdı / ağaçlar çiçekler benim gençliğim / hiç bir şeye benzemedi / kalabalığa karıştım sustum itaat ettim". Polat Onat "Çit" başlıklı kısacık şiirinde görsel imgeler kullanarak çoklu anlamlar yaratıyor, çağrışıma açık tuhaflıkları işaret ediyordu: "gözlerinde bir sandal yüzüyordu konuşurken / tuhaftı sonsuzun kapısı".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin  Post İmlasız adıyla çıkan 9. (Kasım-Aralık) sayısında Şakir Özüdoğru "Leke"de bir "hançer iniltisi" duyuruyor, "bulutlardan sarkan leşler"in çıplak gerçeğini, sıradışı bir hayatın gerilimini yansıtıyordu: "bilirdim: ayakbağı hayatı. kaçmanın rövanşında / bile baştan çıkaran melez bir yalnızlık var, notaları". Arif Madanoğlu’nun "Gençliğin Bütünlemeli"sinde ayrıntılara sahip çıkarak güzellikleri koruma duygusu hakimdi. Sesinin denge yoksulu dünyaya anlam olmasını arzulayan şair imgeleri buluşturuyordu: "örgütledim imgeleri vuruşkan güzel / vuruşkan güzel duyarlıklar gördüm".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaşgar'ın 36. (Ocak) sayısında Hüseyin Atlansoy’un "Portreler" şiiri dikkat çekiyordu. Bu yıl çıkan alelacele hazırlanmış bir yıllıkta Atlansoy'un şiirlerini yalnızca Hece dergisinde yayımladığı, böylelikle de şiirinin adresinin belli olduğu gibi temelden yanlış bir iddia ileri sürülmüştü. Hece'de yayımladıkları kadar Kaşgar'daki şiirleri de Atlansoy'un şiire epeyce ara vermiş olmakla birlikte adeta yeniden doğduğunu ortaya koyan ürünlerdi. Sözgelimi "Portreler" şiirini okuduğumda Atlansoy'un izini sürdüğüm 1980'lerden bu yana sanki aradan hem çok zaman geçmiş hem de hiç zaman geçmemiş gibi hissettim. Sözünü ettiğim yıllıkta onun için söylenenler sanki şairin "Portreler"indeki "Şu ya da bu diyebilirler bana utanmadan" dizesini haklı çıkarır gibiydi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M. Akif Kuruçay "Rüya Tabirleri" şiiriyle okurda bir rüya hali yaratmayı başarıyordu. Birkaç dize: "yanan sigaralarımızın cızırtısı / uzun bir sessizlik, üstümüzde ne var ne yok soymuştu". Enis Batur'un "Pençe Defteri'nden" yayımladığı bölüm Kaşgar'ın bu sayısının önemli şiirleri arasındaydı. Yanlışlıkların, yetersizliklerin izini süren dizeler: "Yazıysa yanlış yazılmış, / Sözse besbelli yanlış söylenmiş / yanlış duyulmuş, / gözse kör: Gecenin dibine baktım, / herkese karanlıkta görünen / bana erişmedi". Şeref Bilsel, hayatın içinden yazdığı şiirlerden biri olan "Kalemderi"de: "böyledir / parmağımı kestim / parmağı kesilmiş ben / nemli kalem, kalemderi / yazdıydım bunları / aralık bitmek üzere / harfler damlayıp durdu / kederli bir eşikten ten" diyerek varlıkların birbirinin yerine geçişmesini örnekliyor ve hayatın şiirdeki karşılığını işaret ediyordu. Derginin sonraki sayısında yer alan "Susayanlar" şiiri de susuzluğa yeni yorumlar getirmesiyle öne çıkan bir şiirdi. Cevdet Karal'ın "Yorumyoğun" şiiri "rüyamda birini gördüm / uzanmış, o güzel bahçe... / çocukluğumdaki evin / kapandığı dönemeçte" dizeleriyle dikkat çekti. Şiir boyunca rüyadan yansıyanlar bilinçaltının dışavurumu biçiminde devam ediyordu. "Seslerden uzak bir gölgelikte"n seslenen şair "rüya bir seğirme gibi peşimde / yorumunu bulsam da yitiriyorum" diyerek şair için aslolanın yorum değil rüya olduğunu düşündürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;37-38. (Mayıs-Haziran / Temmuz-Ağustos) sayıda Ömer Erdem "Geç" şiirinde insanın ölüme yenik düşmesini, bilgeliğin ölüm karşısındaki aczini vurguluyordu. Karşı-kişi olarak bilgenin hayat ve ölüm karşısındaki sınırlılığı şiirin ana dokusunu belirliyordu: "ey çılgın bile olamayan bilge / var aklına yurt bul dil dök / ölüm gölgenden uzun kara bir çocuk / göreceksin seni bir gün geçecek". Mustafa Atapay'ın "Kuyu"sunda sezgilere dayalı olarak hayatın bir kuyu olarak değerlendirildiği görülüyordu. "Eşyanın içindeki gizli gerilimi" hisseden bir şair Atapay: "Lanetlenmiş bir kuyunun içinde boğuyor seni / aklı kör ve şaşmış bir adam". Şiir Ülkesi'nin 26. (Eylül) sayısında yer alan "Ruh Sözü" şiirinde de şairin benzer bir yaklaşım içinde olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırklar'ın 6. (Mart-Nisan) sayısında Osman Konuk "Tanınmamak İçin Şair"de "nefretin ekonomiye etkilerinden", "güçlü bacaklara sahip olmanın güzel nedenlerinden", "kartvizitin arkasına çarpı atma sanatını öğrenmemenin güzelliği"ndan söz ediyor, çağın yanılgılarına yenik düşmeyerek insan kalabilmenin erdemini vurguluyordu. Hüseyin Akın'ın "N'oldum Delisi" belli bir yapıyı gözetmesinin yanı sıra "saatlerin ansızın değişen ayarı"ndan, "kendini ısmarladığı ucuzluk tanrısı"ndan, "saçlarını üç numara geriye dağıtmak"tan söz ediyordu. İsmail Kılıçarslan'ın "Uzak İlahi"si şiirimizde iyiden iyiye yayılmaya başlayan "uzak" izleğine farklı bir açıdan yaklaşıyor ve "kalıpları, imgeleri, dizeleri tekrarlayan biri" olarak "korkudan kimseye anlatılamayan öyküler" anlatıyordu. Ahmet Murat'ın "kış uzaklarında uluyarak tutuşan kurtlar var" dizesi bir kışsever olarak aklımda kalan bir dize oldu. Mustafa Akar'ın "Lizolün"ü kurtuluşun imi olmayan bir şairin "gün serinliğinde parslar koşturmasının" şiiriydi. Ozan Çolakoğlu'nun "Bahçesizlik"i "Yokluk çatıya abanan kar. / Yokluk eşikten dalan rüzgâr" dizeleriyle dikkati çekti. İbrahim Tenekeci'nin "Mümkün Mertebe"si şairin giderek belirginleşen hayat ve dil içinden (belki de "hayatın dili" içinden demek daha doğru olacak) çalışmasının yeni bir örneğiydi: "önce çocukluk, o çok sesli fotoğraf: / zayıftı o, hep donardı elleri / durgun bu, kime çekmiş dediler / bu dünyada yabani otlar gibi / gibisi fazla, evet, yabani... / olsun, desinler".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. (Mayıs-Haziran) sayıda Ömer Yalçınova'nın "Ölümün Arkasından Konuşmak"ı aslında "Tüm bir cümle gücünde / Dik dik bakan kabartma gözlerinde uzuuun bir ıslık"tı. 8. (Eylül-Ekim) sayıda Hüseyin Akın'ın "Sen Bilirsin İsmail"i ritmi düşmeyen uzun dizeleriyle ve "vardır elbet benim de dünden bozma uykularım, ağzımda kekre bir tat", "neyle toplasam ağzımı sonuç aynı çıkıyor: uzak şarapların yakın tadı" gibi dizelerle etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. (Kasım-Aralık) sayıda İbrahim Tenekeci'nin "Üzülmedim Diyemem"i denizin ortasından, suyun uzaklarından bağırma ve "zor günlerin altına bir sandalye çekme" duygusuyla örülmüştü. İsmail Kılıçarslan'ın "Yirmibirinci Yüzyılın Dördüncü Yılında Bir Türk Şairi Tarafından Söylenmiş Uzun Havadır"ı başlığıyla, dize yapısıyla, anlam derinliğiyle gerçekten de bir uzun havaydı. Şiirden iki dize: "sonra briyantin ve nefesin ilk kesilmesi bana bir şey oluyor erkek oluyorum bana bir şey", "yalan söylemeyi de öğrenmeli insan bir davası varsa bırakıp gitmeli kızları afiş asmalı". Ahmet Murat'ın "Sayılı Dize Çabuk Biter"i ise bunun tersine az sözle çok şey söylemenin hesabında olan bir şiirdi. Şiirden iki dize: "içimde ilerliyor bir bulut, bir yudum / bir dize, bir akıl, bir dostluğun andacı". Selma Yıldırım'ın, beni epeyce etkileyen "Gürbüz Yanaklarında Elmaların" şiirinin son dörtlüğü şöyleydi: "bu yalnızlık güzellik veriyor bana, bunu biliyorum / sığınırken çocuklar dingin bir ırmağın boynuna / nergisler açıyorum arka bahçesinde kalbimin / ya da çoğalıyor yağmur, tozlu ayaklarıyla patikada." Arif Burun'un aykırı bir söyleyişle kurduğu "Kokuyordu Kızların" şiirinin ilk iki dizesi: "iki güzel kız her şeyden yakındır birbirine başka şey değildir / umulmadık yerde bir kız diğerini birden öptü ben bunu gördüm". Alper Gencer "gafletinden kendini yok etmek üzere olan" bir nehrin diliyle söylediği "Galiz"de "nehrin dehşetli yalnızlığı"ndan ve nehre vuran kırgın akislerden söz ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap-lık yılın ilk aylarında belli şairlerin az sayıda şiirine yer vermekteyken kadro değişiminin de etkisiyle son aylarda daha farklı şairlere de sayfalarını açtı ve yayımladığı şiir sayısını artırdı. Derginin 68. (Ocak) sayısında Mehmet Mümtaz Tuzcu'nun "Gülizi" şiiri "ciğer sihri, dil göynüğü, nar pıhtısı, deşik sünger" gibi alışılmamış tamlamalara dayanırken, Soner  Demirbaş'ın "Turgut Uyar"ı "işte o diri bekleyişler içinde yarattın / yüce anlarla anımsanan en geniş cümleyi" dizeleriyle şaire saygıya yaslanıyordu. Ebubekir Eroğlu'nun "koklanabilen / nice keskinlik halinde / geliyor şiir" dizeleriyle başlayan "Dere Boyu" anıların izdüşümleriyle şiiri birleştiriyordu. Eroğlu, 73. (Haziran) sayıda yayımlanan "Gölge Oyunu"nda ise bu kez çileli bir geceden kalan resimlere bakarken hissettiklerini dizelere sızdırıyor ve "kararı sen ver / yolculuğa dediysen / vermişsindir dile gelmeden zaten" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69. (Şubat) sayıda Nuri Demirci'nin "Ham Meyve"si tedirginlikler içinden yürüyen, inceliklere dokunan bir şiirdi: "zamanın önünü kesiyorsunuz / genziniz yanık, sarışınlığınız ince / üst dudağınızda kırmızı bir kuş / bir ağıtla dönüyorsunuz şenlikten".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;71. (Nisan) sayıda yayımlanan İlhan Berk "Madrigal"llerinden birkaç dize: "Ben ne kadar şey gördüm yaşadımsa onları anlatmayı söz verdim sana.", "Siz uğultulu ormanlar garip kuşlar yabanıl ırmaklardınız", "Dünyanın ilk günlerinden kalma bir güneşle gider gelirdiniz." Cevdet Karal'ın  zamanı bir odada her şeyin üstüne giydirilmiş ağır heykel galerisi olarak nitelendirdiği uzunca şiiri "Ağır Heykel Galerisi"nden birkaç dize: "yerliyerinden batmıyor güneş / onu biri, bir yere mi hapsetti / baktım, su sızdırmakta duvar / önümde ahşap masa, kutular... / tabutmuş kalemlerimi koyduğum".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;74. (Temmuz-Ağustos) sayının şiir sayfaları Gülten Akın'ın "Çağın en karmaşık yerinde durduk / biri bizi yazsın, kendimiz değilse / kim yazacak / sustukça köreldi / kaba günü yonttuğumuz ince bıçak" dizeleriyle başlayan "Leke"siyle açılıyordu. Mehmet Erte bu sayıdaki şiirinde ıslığıyla yıldızların düzenini bozan, hiçbir çağrıya uymayan, "bir mevsimi terk etmeden başka şehre gidilmez" diyen ve "Gözlerinin İçinden Çıkamayan Adam"ı anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;75. (Eylül) sayıda Mehmet Can Doğan'ın retorik bir içlenme ve kaçış izleğinde geliştirdiği "Burada Söz Bitti"si sözün bittiği yeri değiştirimli tekrarlarla vurguluyordu. Yunus Aksoy'un "Sıradan İnsanın Tarihi", "Firuze" ve "Yolculuk"u söyleyişiyle ve yarattığı anlam yoğunluğuyla okuyanda şiir duygusu uyandırabiliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;76. (Ekim) sayıda Hilmi Yavuz'un "Harfler ve Hilmi"si farklı bir bağlamda da olsa şairin ilk kitabındaki "Hilmi'nin Çocukluğu"nu hatırlattı: "kendi adımı andım da ne oldu? / hüzünler: h,i,l,m,i...h,i,l,m,i..." Aynı sayıda yer alan "Harfler ve Kalem ve Kâğıt" ise hüznünü kendine saklayan, geçip gitmekte olan akşamı seyreden şairin son kıyametini haber verir gibiydi. Ebubekir Eroğlu'nun "Gürültüye Karşı"sının ilk dizeleri çağın karmaşasına, gürültüsüne razı olmayışın belirtilmesiydi: "bir şey yap, bir uğultuya / bir gürültüye dönüşmesin diye / şafak vaktinin / kendi kendini besteleyen musikisi"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78. (Aralık) sayıda Ömer Erdem'in "Öyle Sıkı Kapanmış ki" şiiri dallarda seken serçelerin ötüşlerini duymayan, okul bahçelerindeki çocuk güneşlerini görmeyen bir kapanmışlığı anlatıyordu: "öyle sıkı kapanmış ki pencereleri / bir avcı tüfeği gururuyla yatağa uzanmış bedeni". Cem Uzungüneş'in "Geniş Ovada Atlar"ı bir tren penceresinden seyredilen atları, ovayı, akşamı betimliyordu. Özellikle akşamın anlatılışı etkileyiciydi: "Akşam, kırmızı kalemle bir şeyin altını çizer gibi / iniyordu geniş ovaya, atların arkasından..." Cengiz Şenol'un "başınızı önünüze eğmeyiniz / alt tarafı hüzündür" nakaratıyla başlayıp biten "Alt Tarafı" şiiri gülün nasıl olsa yatışacağını ve akşam burcundaki bakışların inceliğini duyuruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kökler'in 4-5. (Ocak-Haziran) sayısında Osman Konuk'un "İkinci Şart"ı hayattan ve postmodern zamanların dağınıklığından gelen bir şiirdi. Konuk, alttan alta şairin hayat içerisindeki "kim"liğini sorgularken, hayat-ölüm, saflık-kirlenmişlik, tarih-kurgulanmışlık ekseninde yorumlar yapıyordu: "o kadar gençsin ki, ölmen üzecek melekleri / sıkıcı bir tarih projesi olarak devam edecek her şey / o kadar şairsin ki ölürsen trenler çalışmayacak". Hakan Şarkdemir "Sonsuzluk ve Bir Gün" şiirinde kitlelerin düşünme biçimlerine karşı çıkan bir hırçınlıkla "şehrin trafiğine yenik düşen bir düğün"den, "Fikret'in yokuşundan ve Haşim'in uçurumundan", "cehennem olan dışarısı"ndan söz ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serkan Işın "Tüm Samimi Tamimlerin Canı Cehenneme Sevgilim" şiirinde "kongrelerin, bildirilerin, manifestoların ötesinde" bir anlam arayışında görünüyordu. Dünyanın kurgulanmış, insanlara kabul ettirilmiş düzenine ancak düzensizlikle karşı çıkılacağını düşünüyor, bunu da sözü parçalayarak duyurmayı istiyor ve "hükümsüz bir ışık yasası uyarınca / derisi yüzülmüş kelimelere / yaşamlar uydurmak için" yazıyordu. Osman Özbahçe'nin "İlhami Çiçek'in Yazamadığı Şiir"i bir imge patlamasıydı. Korku, ölüm, kıstırılmışlık, her şeyin siyahlaşması, uçuşa yasak bölgeler bir aradaydı bu şiirde: "Odanı topla bebeğim! / Posterlerini! Fotoğraflarını! Üçkağıtlarını / Görmüyor musun seni yutacak / Odan birazdan homurdanan kırmızı at / Evi boş, bomboş bırakacak bebeğim".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. sayıda Mustafa Celep "Ben Doğuş Yeri Denizlerin" şiirinde dünyadan rahatsız olan fakat bundan da gizli bir memnuniyet duyan, dehşetli aynalardan söz eden, coşkusunu ve hırçınlığını cesaretle belli eden bir şair görünümündeydi. Belki de "aydınlık mahzenlerde yazılan bir şiirin harfleri arasında"n geçerek "karanlık çocukların ve kadınların yaşadıklarını yeniden yazmak için" yaşadığına inanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kum'un 25. (Eylül-Ekim) sayısında Aydın Afacan'ın "İnci" şiiri yeni izlekler arayışının izinde okunabilecek bir şiirdi. "bir sedef labirentindeyiz güyâ / açılıp kapanan bir uğultu / suların o derin müziği!..." dizeleri derinlerdeki seslere ulaşmanın örnekleriydi. Şükrü Erbaş "Bozkır Ayini" şiirinde Edip Cansever'i anımsatan bir söyleyişle okur karşısına çıktı. "Biz hepimiz uzun uzun sıkılırız / Arkadaşlarımız da sıkılırlar ki bize gelirler" dizeleriyle başlayan şiirde insan yalnızlığında derinleşme, erkeğin yalnızlığını vurgulama eğilimi hissediliyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004'te 7 sayı yayımlanan Kül'ün bazı sayılarında hiç şiir yoktu. 47. (Nisan) sayıda Emrah P.'nin klasik formlarla yeni bir ses arayışının verileri olan "Karşı", "Gövde ve Gölge" şiirleri dikkat çekiyordu. Derginin 49. (Haziran) sayısında Hilal Karahan'ın "Hacim Hesapları" imgesellikle anlatısallık ve betimselliğin birbirine geçiştiği bir şiir olarak göründü. Şiirden birkaç dize: "geceyi odaya dolayan yer / kapıyı örten öfke / kendine döner".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şairin başka yerlerde olduğu kadar Erzincan'da da çalışabileceğini gösteren Le poète travaille (Şair çalışıyor) dergisinin 9. (Şubat-Mart) sayısında pek çok şiir vardı. Hasan Öztoprak'ın "Huruf"u son yıllarda şiirimizin yaygın temaları arasına giren "harf" ekseninde yazılmış ve "kendimi arıyorum bir adam başka ne ister ki" diyen bir şiirdi. Altay Öktem'in "Son Bir Tekme"si hayat bilgisinin anlamını "yoksa boşuna mı gittik o gri, / o siyah, o çamurlu yollardan okullara" sorusuyla genişletirken, küçük İskender'in "Çocuklar Anne-Babadan Önce..." şiiri hayatın gerilimini yansıtan bir şiirdi: "Terkettikten sonra tetiği çekilen / bir tabancasın sen. Bil, parmakizlerini sili'cem". Ahmet Ada'nın "Kalıt"ı Kendini bir boşluğa bırakır gibi terliğini giyme" halini, Ayten Mutlu'nun "Tuhaf Bahçe"si "tuhaf bir bahçenin eteklerinde kendisi olmayı bekleme"nin, Vadi Çiçekli'nin "Rüzgâr Senfonisi" "floransalı mülteci yalnızlığını merdivenlerde bırakma" duygusunun, Şamil Potur'un "Mahsus Çirkin"i "kartal ve kuzu gibi olmayan" bir çirkinin "müsaviyen direniş"inin, Gonca Özmen'in "Küskün"ü "Bir ağaç gölgesine uzanıvermiş bir ev"in ve "kabuğundan soyunup çıkan söz"ün. Ahmet Bozkurt'un "Güller Gazeli" "kalbi güllerden yeni ayrılmış, gözleri ruhumuzun kış ikindisi" olanın şiiriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. sayıda Cahit Koytak “Şiirin Faydaları”nda, yokluk yorumlarını sıralarken feneri olmadığında gecenin körlüğünü ürkütmek için sesini kullanmayı öneriyor, gidilecek yolu olmayanın ne yapacağını söylüyordu: “Yoksa yürünecek yolun / Söğüt ağacının altına çöker / Çubuk yontarsın, / Çubuk yontar ve hayal kurarsın!” Seyhan Erözçelik’in “Askerî Lojmanlar”ı hatırlamalarla ilerliyor; Necmi Zekâ’nın “Görür de Görmez”i susarak azarlanmanın ağırlığını, Gültekin Emre’nin “Sen Ben”i yalnızlıktan sınıfta kalmayı ve bir yıldızın kaydığı yolu, Engin Turgut’un “Mor”u uslanmayan ruhlarımıza dokunan ahşap bir yabancıyı anlatıyordu. Nuri Demirci’nin “Çuhaçiçeği” gözlerinde nehir kıyısı taşıyan “düşmüş” bir çuhaçiçeğinin korunaksızlığını, Hüseyin Peker’in “Paralı Mahkûm”u bu dünyaya kışlamaya gelenlerin yoğun üşümesini, küçük İskender’in “Ozan”ı içine zenci sıçramış bir sonbahar tadını duyuruyordu. Vadi Çiçekli “Rüzgârın Getirdikleri”nde yalnız bir kadının balkona vakitsiz çıkışını ve bahçeyi ayağa kaldıran bir karganın çığırtkanlığını, Ahmet Bozkurt “Çiğdemler Gazeli”nde kırık bir yaz hikâyesinin izdüşümlerini dile getiriyordu. Ergül Çetin’in “Kral Midas’ın Uykusu”nda epik bir dille tarihten hesap soruşu farklı bir yaklaşım olarak hatırlanması gerekenler arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıl içinde üç sayı çıkan Nikbinlik'te daha çok Efe Duyan, Cansu Fırıncı, Ahmet Antmen gibi imzalar dikkat çekti. Derginin 18. (Ocak-Şubat) sayısında Atılcan Saday'ın "Gemi"si Nikbinlik'in 2004'te yayımladığı en iyi şiirdi. Böyle bir yıllık yazısı yazacağımı hiç düşünmeden dergileri okuduğum günlerde bu şiirin üst kısmındaki boşluğa yan yana dört yıldız koymuştum. İmgeyi ıskalamamak koşuluyla öyküleme tekniğiyle de çok iyi şiirler yazılabileceğini gösteren "Gemi" bütünlüklü bir öyküye dayandığı için şiirden alıntı yapmak zor olacak ama birinci bölümden, şiirin havasını iyi yansıttığını düşündüğüm birkaç dizeyi almak istiyorum: "Bir gemi yarıyor sularını / yüreğimin / bir şilep bu, / eski ve ağır. (...) Uzak ülkelerin çocuklarına / oyuncaklar götürüyor (...) Kitaplar götürüyor / dünya üzerinde olmuş şeyleri / anlatan / büyük aşkları / ve herkesi doyuracak kadar ekmeğin / nasıl yapılacağını / anlatan kitaplar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. (Nisan-Mayıs) sayıda Umut Ünalan "Beni Adam Ettiniz"de "küçük bir kum tanesiyim. boyun eğiyorum / rüzgâra çölünüzü incitmemek için." diyor ve "öpüp bıraktınız tenhanıza / bir daha uğramadınız" yalnızlığını yaşıyordu. Aynı sayıda Özcan Öztürk'ün "Üç Kuruşluk Ruhbaniçe"si vardı ve Öztürk bu şiirde ironik bir dille sahte imgecilere, sahte şiir peygamberlerine eleştirilerde bulunuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. (Ekim-Kasım) sayısında Özge Dirik'in "Fakir Uyak" şiiri  "intiharına cinayet süsü arayan" bir duyarlığı yansıtıyor, bu arada hayatla oynamanın ironisini de ıskalamıyordu: "ölümden önceki uyak / konaklaması bir ipte iki cambazın / sevişerek mümkün ancak".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öteki-siz'in 2. (Ocak-Şubat) sayısında Ahmet Erhan'ın "Fayton" şiiri "devasa marketlerde çelimsiz kalan", "damarlarını alkolle sınayan" ve "bataklığın kenarında salaş bir meyhane gibi duran" bir şairin son verimlerinden birinin sayfaya düşmesi bakımından ilginçti. Cenk Koyuncu'nun ikişer dizelik kısa şiirlerinde şairin hayat içerisindeki yerini sorgulaması dikkat çekiciydi: "Kimliksiz bir yanım var / her aşka yeniden çalışan..." Mustafa Köz'ün "Şairin Ölümü" şiirinde "yine de inanıyorsun ölümsüzlüğe / gürleyen bir şimşektir çünkü o" dizeleri şairin "ölümsüzlüğüne" işaret ediyor ve "bir yaşam boyu boş sözlerin erdemine inanan" şairin işini belirliyordu. Haydar Ergülen'in "Aşk Irmakları"nda "yalnızlığın defterinin kolay dolmayacağı" ve "birdenbire karşımıza aşk ırmaklarının çıkabileceği" ifade ediliyordu. Ergülen'in bu şiiri mevsimlerin ve ayların içinden geçen bir şarkı gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salih Aydemir'in "akıl karası" şiiri öteki şiirlerine göre daha bir gerilimli, daha bir hırçındı. "İçine kaydığı uçuruma bakan" bir şair olarak göründü bu şiirde S. Aydemir: "merhamet kan dökmeden olmaz, diyor baudelaire / kan dökmeden sevişilmez kapı önlerinde / şimdi yataklar ve yollar boş / bir isteği ateşlemeliyiz seninle". Yılmaz Yeşildağ yıllardır sürdürdüğü "Kumsaati Zamanlar"ın altıncısında yine sayfaya bir kumsaati düşürüyor ve bu kumsaatinin içini "tenine temas eden o hüzne kendini adayan" bir şair edasıyla dolduruyordu. Ömer Şişman "Üsküdar Temiz"de  özel adları çağrışımlarıyla besleyerek kullanan, "beklemekten kâr, tırnaklarıyla beslendiğini inkâr etmeyen", açık anlamla kapalı anlamı örtüştüren bir şair olarak göründü: "Bir gün nasıl berber masalarına / Simsarlara, haritalara kör / Elma suyu kadar sakin bir akşam sahanlığı / Bir gün nasıl eski asıl bir / bir gün"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Korelli "Saatini Kurarken Tilki"de bilgeliğin sınırlarında dolaşan bir şiir-öznesinin "aynada gördüğü çürümüş sırrı" gösteriyor, "haylaz bir çocuk gibi eksilen" ölüm korkusunu dile getiriyordu. Öztürk Uğraş'ın "Teneşir"inde hayatın sonuna yaklaşmış birinin şairlere söylediklerini herkes okumalıydı, okumalı: "ey şairler, ey yürüyüşçüler / onca korkuyu yarıp geçenler / rüzgârın döküldüğü yeri arayanlar / cezayir bu tarafta / size safkan şans dilerim". Aynı sayıda C. Hakkı Zariç'in "Sıfır ve Potkal"ı hem poetik düzeyiyle hem söyledikleriyle hem de söyleme biçimiyle yılın önemli şiirleri arasındaydı. Hakkı Zariç, şiirini ipekböceğinin kozasını örüşü gibi sessiz sedasız ören, ördüğü şiirin/kozanın içinde gözden kaybolmak için özellikle uğraşan bir şair. Şiirde "delik ayakkabıların yazılmamış tarihinden" söz eden, "nöbetçi eczanenin vitrinine bakan insanların karmaşasını" hatırlatan, "kaleme kâğıda alarm veren", "O kütüphaneler nankördür Fuzûli / Sen artık bir tek sözcük bile yazma" diyen Zariç şöyle bitiriyordu şiiri: "Su ile zaman yenişemez asla / / Elbette kederle, yoksullukla, aşkla / Sevgilim beni kır / Bana sıfırdan başla!" Öteki-siz'in 4. sayısında yayımlanan "Sıfır ve Uyku" şiiri de Zariç'in giderek derinleştiğini, günlük hayatın ayrıntılarında bulduğu derin anlamları şiirleştirmede ustalaştığını gösteriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nurduran Duman'ın "Yarım Çember"i pamuk ipliği ilişkilerle hayata tutunan, bir yanı hep yarım kalan ama şiirin peşinde koşmaktan yorulmayan bir şairin duyuşlarını dillendiriyordu: "Bulmak için o yitik dizeyi / lanetli bir yaşamla / takas ettim kendimi". Gülseli İnal'in "Karanlık Nehirleri Keşfe Çıkarken" şiiri bir rüya halini, rüyada görülenlerin yine bir rüya hali içinden anlatılışını örnekliyordu. "Çatıdan yıldızları toplayan", "parmaklarında solmayan bir nergisle dolaşan" rüya-kişisi ve şairin birleştiği bu metin yer yer karanlık, yer yer parıltılı sözlerle kurulmuştu. Oğuz Özdem'in "Güneşin Sessiz Halleri", "menekşenin diliyle gözleri dağlanan"lara eğilerek ve "yazlara sığmıyor güzden korkan yapraklar" diyerek imgeselliği, "bir genişleme var tarihin içinde" diyerek de gerçeğin yansıtılışını gözeten bir şairin dizelerini sayfaya düşürüyordu. Mehmet Öztek'in "Ney"i bir neyzenin ve dahi bir şairin dilinden "sığındığı nefeslerden üflenmenin" duygusunu aktarıyordu. Yalnızca duygusunu değil, duyuşunu ve hayata ilişkin yorumunu da: "Nedir bu tutuk tahayyül / Kayıp adres / Nicedir ömrüm: alnımda paslı madalya". Derya Önder'in ikişer-üçer sözcükten oluşan kısa dizeleriyle kesik fakat kalıcı bir etki yarattığı "Rivayet"i yabancılaşmanın, çok yakınındakilerin bile farkında olmamanın şiiriydi: "bir adam ve bir kadın / karşılaşmamış komşuları gibi / göğdelenlerin / içinden geçerler de / uğramazlar birbirlerine"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. (Nisan-Mayıs) sayıda Tozan Alkan klasik dörtlük formuyla ve 14'lü hece ölçüsüyle kurduğu, fakat yepyeni bir söyleyiş geliştirdiği "Yılgın Adamlar"da nesnelerin biçimlerinin taşıdığı anlama ve yılgın, yorgun, dalgın, kırgın adamların dünyaya bakışına değiniyordu: "Bu biçimleri nesnelerin boşuna değil, / Başınızı bekler eskimiş gövdelerimiz / Geceleyin elleri dalgaların çok üşür / İskeleleri yakan dalgın adamlarız biz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. sayıda Metin Fındıkçı'nın "Düşe Mekân"ında imgelerin hayatla, anılarla buluşturulması sonucunda çizdiği şiir ve hayat atmosferi birbirini tamamlıyordu. Şiirden bir dize: "Bütün denizler teninden süzülerek büyüdü". Selahattin Yolgiden, öteki şiirlerine göre imgeselliği gözetip öykülemeyi zayıf tuttuğu "Hazine"de derin anlam hazineleri peşinde bir şair olarak göründü. Kendisiyle baş başa kaldığında "bir oda içinde bir nefeste dağılacak şehirler kuran" ve "camdan bir merdivenle gökyüzüne çıkan" şair zamanın kendisinde bıraktığı izi sayfaya düşürüyordu: "her şeyi hatırlanan dün / tenimde izini bırakıp / çıktı gitti ardımdan." Sadık Yaşar'ın "Herkesin" şiiri ilk bakışta yalınlığı gözettiği sanılan ama aslında hayatın içindeki ayrıntıları gözeten, bunu da birkaç sözcükle sarsıcı bir biçimde verebilen bir şiirdi. Bir yerlerde unutulmuş bir bisiklet selesi, öylece duran sahipsiz bir ses, kaptan kaba boşaltılan yaşam çilesi...: "koptu kopacak / hayatın bir ipi / var, herkesin".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tezer Cem "Şiir Yiyen"de "eşini yiyerek beslenen" bir karadul olarak görünüyordu. "Kendi cesedine kendinden üryan seslenme"nin gerilimi ve "hayatı vesaire kabulüyle yaşamanın" umursamazlığı bir parça dağınık görünen şiiri ayakta tutuyordu. Cengiz Kılçer epik bir söyleyişle fakat derinlikli imgelerle kurduğu "Günaydın Sevan"da tarihe göndermeler de yaparak "cenaze törenlerini, sessiz akan nehirleri, ağzı mızıkalı çocuk ölülerini, kör bir at gibi kentte gezmenin acısını, güvercinlerin gözlerine yağan karın soğukluğunu" buluşturuyordu. Soluksuz okunan ve bitirildiğinde bütünlüklü bir etki bırakan "Günaydın Sevan" yıl içinde yayımlanan şiirler içerisinde önemli bir yere sahipti: "Ben Sevan / Rehincide kalmış saat / Emanetçide unutulmuş çanta / Beni bırakmak iyi gelirdi bazı kadınlara".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cafer Keklikçi'nin "Eksik Bilgi"si bazen tekrarlarla, bazen çarpıcı imgeleriyle, bazen de doğrudan konuşma cümlelerini çağrıştıran fakat imge bulaştırılmış ifadeleriyle etkileyici bir şiirdi: "ben kaldırırsam eteğini güzel oluyor değil mi ben kaldırırsam çiçekleri ellerinden / tutup çekiyorum birbaşımalığıma tutup çekiyorum katı yalnızlığıma / dokununca birşey başlayacak gibi dokununca sesimiz karışacak gibi". Bayram Balcı'nın "Kılaptan Ferman Adımlar"ı şiirini giderek geliştiren bir şairin yeni ürünü olarak önemliydi. Yerdibi kitabındakilerden daha ileri bir şiir olduğunu söylemeliyim "Kılaptan Ferman Adımlar"ın: "göçerlik yolların ızdırabını dindirir diye / çözdüm yolların bütün düğümünü".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004’te iki sayı çıkan şiir seçkisi Son Kişot’un 8. (Ocak-Şubat) sayısında Nuri Demirci’nin “Köprü”sü ve Ali Serkan Alan’ın “Güne Kadar”ı dikkat çekiciydi. Serdar Koçak “Ben Manolya Olarak”ta dünyaya şaşıp kendi içine gömülmenin şiirini söylüyordu. Derginin 9. (Ekim-Kasım) sayısında Sedat Umran sözcüklerini “Denizde Bir Akşam Aydınlığı”na tutuyor, Cenk Koyuncu hayatın koynuna düştüğünde soğuktan terleyen “Suçlu Hafıza”sından dizelere düşenleri sunuyor, Serkan Ozan Özağaç “Marie Sophie Ölürken”de anılar içinden uzak güzelliği silinen kadını anlatıyor, Tolga Özen ise “Çocuğavuran”da gökten bize kalan bir kırlangıç uçuşunun izinde yürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şair Çıkmazı'nın ilk (Mart) sayısında Nilgün Polat'ın "Sana Senden Sonraki Boşluğu Anlatayım" şiiri sinema kurgusuyla devinen ve dramatik yapısıyla dikkat çeken bir şiirdi. Şiirde senaryo kurgusuna yenik düşmeyen düzeyli bir lirizme işaret etmek gerekiyor. Hayatın içindeki boşlukları yaşayan / yaşatan bir şiir metni. Belli bir gerilim ve coşku taşıyor. N. Polat derginin sonraki sayılarında da benzer metinler yayımladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. (Nisan) sayıda yer alan Haydar Ergülen'in "Ben Başkasının Yalnızlığı Olsaydım..." şiirinde özellikle şu dizelere dikkat çekmek isterim: "Ben başkasının yalnızlığı olsaydım / geceden başka sebep aramazdım şiire". Bu şiirde "öteki"ne eğilme duyarlılığının izdüşümlerini yansıtan Ergülen kalbiyle geceye çalışan bir şair olarak insanı terk eden anıların, unutuşların, unutuluşların hüznünü duyumsatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8-9. (Ekim-Kasım) sayıda Adnan Acar, "Bana Bir Yalnızlık Bıraktın"da yer yer naifleşmekle birlikte "yaşam dediğin denizi alınmış bir uçurum" diyerek imge uçurumlarına kanat açıyor, "nice denizler yükselttim / bir akarsu gibi alçaltarak kendimi" diyerek de diyalektik kurguya başvuruyordu.. Aşırı duygusallığın zayıflattığı söyleyişlere işaret koymak kaydıyla Acar'ın şiirinin zenginlikler taşıdığı söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1980'lerin ikinci yarısında Türk şiirinin gündemini belirleyen dergilerden biriydi Şiir Atı. Derginin 1986'daki ilk sayısında "yayına hazırlayanlar" olarak dört şairin adı geçiyordu: (Soyadına göre alfabetik sıralama: Orhan Alkaya, Vural Bahadır Bayrıl, Seyhan Erözçelik, Osman Hakan. Derginin epeyce aradan sonra yeniden çıkmaya başlaması münasebetiyle çıkan küçük bir tartışmada, Şiir Atı'nın asıl kurucularının Osman Hakan A. ve Vural Bahadır Bayrıl olduğunu Osman Hakan A.'nın geçen yıl Gösteri'de (sayı 262, Eylül 2004) yayımladığı bir yazıdan öğrendik. Şiir Atı 2004'te Seyhan Erözçelik editörlüğünde tek sayı çıktı. Bu sayıda yer alan çok sayıda şiir arasında İlhan Berk'in "Gri", Arif Damar'ın "Savrulurken Kar", Cevat Çapan'ın "Dağın Eteğinde", Hilmi Yavuz'un "Harfler ve Melâl", Gülseli İnal'ın "Yengeç", Sina Akyol'un "Taş Zaman", Haydar Ergülen'in "Avlular Gazeli", Necat Çavuş'un "Arkadaş", Kadri Öztopçu'nun "Hiçbir Yer", Ali Hikmet'in "Koku Sus ki", Cenk Koyuncu'nun "Şairler Bütün Cinayetlere Tanıktır!" başlıklı şiirleri dikkat çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevsimlik olarak yayımlanan Şiirin’de genellikle Yılmaz Cemgil, Mitat Çelik, Mehmet Şükrü Kaplan, Tufan Uğur Kurçer, Beşir Sevim, Sinan Ulakçı… gibi isimlerin şiirleri yer aldı. Derginin ilk (9, Kış) sayısında Mitat Çelik “Lama sabaktani”de anlamanın yanılmanın kardeşi olduğunu söylüyor, bir sonraki sayıda (10, Bahar) Beşir Sevim uzunca şiiri “Kalpteki Sağır”da dilsiz bir sığırtmaç olan kalbini açıyor, 11. (Yaz) sayıda Tufan Uğur Kurçer “Çok Eskiden Biz de Sağdık”ta iskeletlerine sarılıp yatanların izlerini sürüyor, derginin 12. (Güz) sayısında ise Mehmet Şükrü Kaplan “Ömrüm Yürü…”de “her kapı çalmasında sürgüne sığınış duygusunu veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir Ülkesi, 2004'ün en çok şiir yayımlayan dergileri arasında yer aldı. 22. (Nisan) sayıda Bedrettin Aykın'ın "Uyanmak" başlıklı şiiri insanın kaybolduğu karanlığa, bilincin kapandığı paslı kilide itirazın, isyanın şiiriydi. Yanıtsız bırakılan soruları ısrarla sorma ve bunlara yanıt arama çabasının ürünü olan şiirden birkaç dize: "Yargıladım ateşi suyu / bir türlü uyanamadığımız / o karabasan uykusu / söz tükenmişti / neden bir tek bizim / içimize düşüyordu kor / yalnız bizleri boğuyordu su". Şiir Ülkesi'nden söz etmişken (elbette doğrudan doğruya dergiyi bağlayan bir durum değil ama) geçen yıl bu dergide yayımlanan "yılın önemli şiirleri/şairleri listesine ilişkin birkaç şey söylemek de kaçınılmaz oluyor: Bu listede "Türk şiirinin Rimbaud adayı olduğu" ileri sürülen Göksel Bekmezci'nin bu yılki bir şiirinde şöyle dizeler gördü okuyucu: "ben acımı parmağımda taşıyorum artık / ben acıma parmak da atıyorum artık" Demek, Rimbaud adayı sayılmak için ya yanlış kişiye zar atıldı ya da genç şaire böyle bir izlenim verilerek şairin önü kesildi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25. (Temmuz-Ağustos) sayıda Melisa Gürpınar'ın "Başka Hüzne Gerek Yok" şiiri deyiş yerindeyse "hayatın gölge yorumu"nu yapan bir şiirdi ve boşa geçen hüzünlü zamanların izini sürüyordu. Hayatta sona yaklaştığını sezmenin telaşlı hüznüydü bu şiirden çıkarılan anlam: "Bir gölge bile olsa insan / düştüğü yerde yaşlanan / tuhaf bir gölge, / hangi nisanı durdurabilir / fazladan bir gün sizce? (...) Boşa akan yağmurdan / bir çanak su bile / alamadım serçelere".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin 25. sayısında Polat Onat imzasıyla yayımlanan, fakat bir sonraki sayıda yapılan düzeltmeyle Hakkı Çınar'a ait olduğu belirtilen "Yalnız" şiiri genç bir şairden iyi haberler getiren bir metindi. Hakkı Çınar yıl içinde Dergâh, Şiir Ülkesi, Yedi İklim, Budala gibi dergilerde iyi şiirler yayımladı. Belki klişeleşmiş ama yine de hüzün çağrışımları yaratabilen izlekleri belli bir heyecan ve şiirsellikle işleyebilen bir şair olduğu söylenebilir Çınar'ın. "Yalnız" şiiri de bu şiirlerden biriydi: "yanlış zamanlara / yanlış yerlere yağıyor yağmur (...) uzun trenler gibi hüzünlerle / içimden geçiyor yağmur".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28. (Kasım-Aralık) sayıda "Akşam ve Ev" şiiri yayımlanan Tozan Alkan da Hakkı Çınar gibi zaman zaman kanıksanmış izlekleri ele alsa da bunlara tazelik kazandırabilen bir şair. Hayatın yüklediği zorunluluklara itirazlarla yürüyen "Akşam ve Ev" şiirinin daha lirik bir Necatigil çağrışımı yarattığı söylenebilir: "Akşam; astarlık kumaş / Serilmiş tahta döşemelere / Anne evin yırtığını dikiyor / Odada eşyanın tedirginliği".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yılı epeyce hareketli geçiren Şiiri Özlüyorum'da çok sayıda şiir yayımlandı. En tanınmışından hiç tanınmamışına kadar pek çok şairin şiirlerinin buluştuğu derginin 4. (Ocak-Şubat) sayısında Hasan Güneş'in "Budalalık"ı sözcüklerin titreşimlerini dinletirken yol hikâyelerine eklemlenen bir şiirdi: "bahis değil anlatı / yol hikâyeleri anlatan kum saatinde / titremeli sözcükler". Kaan Oğuzcan'ın "Gölge Boksu" hayatın karmaşasına göndermelerle örülüydü: "bütün görüntüler birbirine girmiş / karışmış hayatın eski güzleri / sevgililerimin yüzleri / gecede buz parçasına değmiş". Selim Gök'ün "Sesler"i "Dalga sesleri kırılarak geliyor / Şehrin yüzüne çarparak..." dizelerinde bir tsunami öngörüsünü sunar gibiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. (Mart-Nisan) sayıda Ece Ozan'ın "Eldiven"i "Soyunurken kim çıplak kalmaz, / Ben onun en güzel utancıyım." dizeleriyle, Altay Ömer Erdoğan'ın "'İnsan Bir Saattir' Kulesi" insanın mutlu, korkunç, bozuk saatlerini masalsı bir dile yaslanarak anlatışıyla, Metin Sefa'nın "Ahmeran"ı "iki kırmızı: aşk ve ölüm / iç içe değil mi kalp ile kan" dizelerinde kırmızının çağrışımlarına getirdiği yeni yorumlarla, Yılmaz Arslan'ın "Dolunay"ı payımıza düşen kederle ve bardağı taşıran dolunayın coşkusuyla, Fergun Özelli'nin "Dönünce"si kesik söyleyişlerin yarattığı geniş anlamlarla ("dostu dar / kapısı küf / kirli zaman; / silik hayat / renksiz iş / sisli mekân") dikkati çekti. Hüseyin Çiftçi'nin "Genç Şaire Dipnot"u ise genç şairin şiir defterinin bir köşesine yazılmayı hak ediyordu: "Tökezleyerek düştüğümde neden / Hep kendi altımda kalıyorum? / Görülmemiş bir bulut gibi, / Kendi uzağımda kalıyorum..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. (Mayıs-Haziran) sayıda Metin Cengiz "Aşk İlahileri"nin on yedincisinde "meğer aşk bir başkasında intiharmış" diyordu. Haydar Ergülen'in "İyilikler Gazeli"ndeki şu dizeler ise Ergülen'in neden 1980'lerin ustalarından biri olarak görüldüğünü kanıtlar gibiydi: "Yağmurun yerini kuşlar doldurduğu zaman // Az kuşlar onlar iyi kuşlar / kanatlarından büyük merhametleri var". Aynı sayıda Salih Aydemir'in "Kırılma"sı hayat ve şiir içi göndermelerle yüklüydü: "dizede takılıp kaldım / evim vardı / yıllar geçti aklın kulübesinde". Fuat Çiftçi'nin kapalı imgelerle, gizli göndermelerle, bir parça da İkinci Yeni diliyle oluşturduğu şiirlerinden biri olan "Çerçöp İnciler Kar Körü" içeriğini poetikaya ekleyen bir şiirdi: "çürümeye bırakılmış nefesimde / som belde: aşk. bir bölük harami / kesik sözdeki âmâ. bilgili zehir / cennetinde şiir formülü yok üstelik!" Ayten Mutlu'nun "Taş da Sustu"sunda ayakta durmaya çalışan bir ağacın yorgunluğu ve çeyiz sandıklarında saklanamayan anılar vardı. Güven Turan'ın "Dört Kapılı" şiiri anlatımcılığa yaslansa da hissedilir ölçüde imgesellik taşıyordu: "Ne zaman geldiğini bilmiyor / Kimse / Bilmiyor gidebilir mi istediğinde / Çocukluğu var mı yok mu / Bu parkın yollarında / Tırmanmış mıydı / Dizine şu heykelin / Fotoğraf çektirmek için / Okul tatillerinden birinde".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. (Temmuz-Ağustos) sayıda Betül Tarıman'ın "Bütün Yağmur Bulutlarımı" şiiri şairin yıl içinde yayımladığı öteki şiirleri tamamlayan bütünlüklü bir dosya metni olma özelliği gösteriyordu. Fuat Çiftçi'nin "Alındı Ölçüsü Karanlığın" şiiri ise hem yatay simetrik yapıyla yazılmış olması bakımından hem de "deniz atını eyerlemiş çocuklar, / kuş adresi taşır ceplerinde" inceliğiyle dikkat çekiyordu. Aynı sayıda Hüseyin Avni Cinozoğlu'nun "Düşünen Adam"ı "Uzakta çok uzakta / Yanardağdan kurtardığı şehirler"i düşündürüyor, Serkan Özer'in şiiri "İkinci Yeniden Karışık Gürültü"ler ve çarpıcı imgeler sunuyor, Doğukan Ozan Sert ise "Şiir Yürüyüşleri"nde sayfaların karanlıklarına yürüyüşüyle ayak seslerini duyuruyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. (Kasım-Aralık) sayıda Betül Dünder "Ölüm Üzerine Bir Rapsodi"de sonsuzluğun gözleriyle gelen bir ölümden korkmayarak seyredilmiş dağ ve yürünmüş göl olma, sükût içinde koşan atlardan düşen yelelere tutunma arzusunu dillendirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Edebiyatı yıllardır belli bir eksende gelişen edebiyatın nabzını tutuyor. Dergide bu yıl da başta Olcay Yazıcı, Bekir Sıtkı Erdoğan, Halil Soyuer ve Sedat Umran gibi şairlerinkiler olmak üzere pek çok şiir yer aldı. Bunların önemlice bir kısmı, ölçü ve uyak sistemine bağlı kalınarak yoğun bir duygusallık çerçevesinde söylenen lirik şiirlerdi. Ayrıca, Selma Hacıosmanoğlu'nun Türk Edebiyatı dergisinin "Kalemlik" sayfalarında genç şairlere şiir konusunda öğütler verdiğini, onların şiirlerini bu sayfalarda yayımladığını belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Üstübal ve Bülent Keçeli'nin ortak çabasıyla yayımlanan, bu şairlerin yanı sıra Mitat Çelik, baranesmer, Serkan Işın, Aziz Kemal Hızıroğlu, Ramazan Macit ve Mehmet Sarsmaz'ın da (tabii ki daha başkaları da var...) şiirlerinin yer aldığı Ücra daha çok deneysel şiiri, somut şiiri önceleyen ve bunun poetikasını kurmaya çalışan bir dergi olarak göründü. Üstübal ve Keçeli'nin her sayıda yayımladıkları poetik diyalogları, yazdıkları metinlerin alt yapısını oluşturmaya yönelikti, denebilir. Bu şairlerin şiirlerinde anlamı hiçseyen bir yaklaşım vardı. Belki, farklı bir anlam algısı önermekteydiler demek daha doğru olacaktır. Bu anlayış ekseninde yayımladıkları şiirlerin bizzat poetik altyapı metni olarak değerlendirilmesi, bu şairlerin yaptıklarını anlamada ipucu olabilir. Bülent Keçeli'nin "Her Yerdedir" şiirinden (sayı 12, Şubat) birkaç dize: "şizofreni molası modern / yüzüm / iksir mi damlayan / bölük pörçük haz/meal" Murat Üstübal'ın aynı sayıda yer alan "Salavat'ından birkaç dize: "noktainazar saklasın cümle alem virgülü kuru / baklayı ağzına bulaştırıp ağzından çıkaran dize / getiriş ölçüsü uyaksız uydurma istifli sundurma / fenomeni örseleyen astarı dışına kuytu dolama / lama ağzı salgılar kibele anadan soğuk bir üryan" Mitat Çelik'in 14. (Nisan) sayıda yayımlanan "Dama"sından birkaç dize: "dökük sırları / kadim nehirlerin / toz toprak parçaları / denizde yu- / yuması / denizde yuması".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir dışı dosyalar da düzenlemekle birlikte her sayıda şiire yer veren Üç Nokta'nın 2004'teki ilk sayısında Veysel Çolak'ın "Korkan Bir Aşkın Şiiri" uykusu kaçmış bir çocuk duyarlığıyla uzaklıklardan yontulan hüznü duyumsatıyordu. Hayati Baki'nin "Bir 'Ada' Şiiri" ömrün kalbini dinleyen bir şairin sesiydi: "kim söylüyor şarkısını / küçük zeytin ağacının // zamanı toparlayalım / kalkıyor limandan gemi". Gülenay C.'nin "Şehir Yürüyüşleri" adını arayan güzden yola çıkarak su taşıyan kayıklara binişinin şiiriydi. Şair, şehirdeki yürüyüşünü sonraki sayılarda da sürdürdü. Bahtiyar Kaymak "İki Şehir'in Şarkısı"nda "şimdi evin içinde kalan kim / kim kapının dışında şimdi" diye sorarken M. Met Altun "Annemdeki Sır"da bir çocuğun dile gelmeden öksüz kalmasının acısını ve dokunamadığı hatıraları anıms(at)ıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. sayıda Şeref Bilsel'in "Tuzlu Su Taşıyan Kadınlar"ı çiğnendikçe sesi büyüyen yaylaları, portakal ağacının dibine gömülen silahları, bir evin sarhoşlar için açılan üçüncü kapısını şiirleştiriyordu. Derya Önder "Düşümdü Gece"de üç kardeşin avlusunda ağaç olmayan evlerde büyümesinin hüznünü anlatıyor, Selma Ağabeyoğlu kesik bir damarın atması gibi kurduğu "Kesik Damar"da zemheride kanayan gül olma duygusunu veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. sayıda Doğan Ergül'ün "Gün İçin"i  direncin düşünü çoğaltan sokakların şehrayinini, belleğin aynalarının kırılışını ateşin ve barutun nemine bulayarak aktarıyor, Tozan Alkan "Çoğalan Gövde"de kızaktan suya indirilen göğün, başkalarını az az içinde biriktirmenin şiirini yazıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlem'in 4. (Mart-Nisan) sayısında Kemal Özer'in "Yarına Selâm" şiiri öncelikle beyitlerle kurulmuş olmasıyla ve dize sonlarında gözetilen uyaklarla dikkat çekiyordu. Şiirdeki "yeni bir renk katmak için her yağmur sonrası gökkuşağına / kıvılcımlar saçan çeliğe su vermek için gözyaşımızdan" dizeleri ise temeldeki duyguyu yansıtacak güçteydi. Gerçekleri imgesellikle aktarma, güzel bir dünya umudunun diri tutulması, duyguda ve yaşamda ortaklık arzusu şiirin söyleyiş ve içerik belirleyenleri arasında sayılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdülkadir Budak lirizmin ve didaktizmin iç içe geçtiği "Su Hesabı" şiirinde su yorumlarını, su hesabını simgesel bir dille aktarırken Fuzuli'nin "Su Kasidesi"yle buluşuyordu: "Su yazdım da akmadım / Üstelik dönüştüm bent kapağına / Su! Su! / Fuzuli olarak akıyor hâlâ". Derginin aynı sayısında ilginç bir izlek buluşması söz konusuydu. Fuat Çiftçi'nin "Suda Körelen Ay Budak Bükünce" başlıklı şiirinde hayatın içinden, denebilirse daha gerçekçi bir yaklaşımla okur karşısına çıkıyordu. Aşk, ölüm, hayat, doğa bir arada yer aldığı şiirden bir dize: "Suda kırılmaz ki soluğumun ıslığı".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. (Mayıs-Haziran) sayıda Tuğrul Keskin, "ne yağmur ne rüzgâr ne salınıp akan sokak / hiç kimsemiz kalmamış bu şehirde artık / bir kış, kara kış geçiyor derinden" dizeleriyle başlayan "Ah ki..." şiirinde Irak işgalini güncelin tuzağına düşmeden, derin bir duyuşla, insanın yeryüzündeki huzursuzluğuyla birleştirerek anlatıyordu. Aslında belki de yalnızca Irak işgalini değil eski-yeni tüm işgallerin biriktirdiği acıyı aktarıyordu şair. Murathan Çarboğa'nın "Susmak" şiirinde "susmayı babalarından öğrenen / çocuklar anlayabilir beni" dizeleri dikkat çekiyor, zaman zaman şiraze dağılır gibi olsa da baş ve son kısımlardaki yoğunlaşma şiiri kurtarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. (Temmuz-Ağustos) sayıda Ahmet Özer "Bakışı Aşktı" şiirinde Yunus Emre'nin, Dağlarca'nın, Cemal Süreya'nın Türkçe sesini duyurmasıyla dikkati çekiyordu: "ışıltılı ipeğin telleri dokunurdu sesinde / dilinden türkçenin en güzel iklimi yansırdı" Aşkın hayranlık ve hayretle birlikte yaşanması, masalsı ifadelerle duygunun derinleştirilmesi, doğadan devşirilen imgelerle taze bir söyleyişe ulaşılması bu şiirin etkileyici yanlarıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ozan Öztepe "Bando Şefi Bacchus'ta" başlıklı şiirinde "bir dağ çiçeğinin kanat / çırpmasından bahsediyorum" diyerek şiir dilinin en çok gereksindiği anlam aktarmasıyla şiire giriyor ve bu sözü yer yer tekrarlayarak mitik bir söyleyiş yaratıyordu. Doğanın ve hayatın ayrıntılarının yanı sıra görünenin arkasındaki görünmeyenin farkında bir şair gibi Öztepe. Ünlem'in arka sayfalarında "Arkadaşça" şiir seçimleri yapan ve Ozan Öztepe'nin bu şiirinin yayımlanmasına yardımcı olan genç şair Ataman Avdan'ın şiir seçimlerinin çoğunda yanılmadığını söylemek bir hakbilirlik olacaktır. Melih Elhan ve Neslihan Yalman gibi şairlerin iyi şiirlerinin de bu seçimlerde yer bulduğunu belirtmemek eksiklik olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hüseyin Yurttaş "Ak" şiirinde birkaç hoş uyak yakalıyor ve şöyle diyordu: "çulu çuvalı delen mızrak / nereye giderse gitsin / onu rahat bırak / söz hep ustanındır / boşa konuşur çırak". Şiirin genelinde olumsuzluklara itiraz vardı ama bir şiir tutkunu olarak benim de bu anlayışa itirazım var: Sözün ustanın oluşuna bir diyeceğimiz yok ama çuvalı delme pahasına genç şaire her zaman söz hakkı verilmeli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlık'ın 1156. (Ocak) sayısında Dinçer Sezgin'in "Unutmak Hangi Harflerle Yazılmış" şiiri uzunluğuna karşın lirizminden bir şey yitirmeyen, "suskun sevişmeler sonrasında" yalnızlığın rengini parlatan, "yalnızlığın en duru sesi" ellerle yazılan ve "yağmurlardan damıtılan" bir şiirdi. küçük İskender'in "Gri Siyanür"ü ani ayrılığın çığ düşüren acısıyla başlayıp "geride kalandaki zehirli ruh sarmaşığı"yla bitiyordu. "Gri Siyanür" hayatın ve alt-hayatın farklılıklarından devşirilmiş imgelerle örülmüştü. İskender'in, Varlık'ın 1163. (Ağustos) sayısında yayımlanan "Biri Ambulans Çağırsın" şiiri ise "acelenin içine sıkışmış çok eski bir katil ile çıplak kadını" gürültülü caddelerde, "arabanın attığı her taklada sana yaklaşıyor olmanın sevinci"ni acımasız hayat oyununda bir araya getiriyordu. Hüseyin Yurttaş'ın "Gece Yolcusu" "cilalı asfalt devrinde" acıtan gerçeklerin saptaması ve "gecenin ince konuğu yağmur"a bir övgü olarak okundu. Yücel Kayıran'ın "Güneş Yanığı" şiiri ise (dipnot gösterilmediği ve herhangi bir işaret koyulmadığı için metinlerarasılık diyemeyiz!) Nazım Hikmet'i fena halde hatırlatan "akın var akın, içimden akın / beni güneşe götürüp yakın" dizeleriyle ve Yahya Kemal'den devşirilen "çok seneler geçti, geçmedi / öyle memnun ki yerinden" dizeleriyle dikkat çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1157. (Şubat) sayıda Ali Hikmet Yavuz'un "Eksik" şiiri "aşka bir geçit bile bulamamanın, ölü güvertede palamara asılan albatros gölgeleri"nin çağrışımlarıyla yürüyen bir şiirdi. Gülenay C.’nin "Mor Korkinios"u çocuklukta ellerimizin üzerinde gezinen geceleri hatırlatıyor, "sabah incelen söz"ün uzayışına eklemleniyordu.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1158. (Mart) sayıda Tahir Abacı'nın "Has Hayal"i yer yer masalsı ve söylensi ögelerle, yer yer katı gerçeklerle kurulmuş, "hayatın tahta bacaklarını ateşe atan" bir şiirdi: "Tepki ardışık. Susuyorlar destan örenler / Destana anka gömenler, deprem güvertenler / Bilemedim hangisi suç, hangisi safa çiçeği / Seçtim seçimdeki kesinliği". Tarık Günersel'in "ben / tuhaf kör / öteleri gören / önünü görmeyen / düğümler düğümüydü ömrüm" dizeleriyle başlayan "İlk Yazıt"ı dergilerde yayımladığı deneysel şiirlerinden epeyce farklı göründü. Şiirde "yitip giden bilgece sözün" aranışına ilişkin ipuçları okunuyordu. Osman Olmuş'un "hem genç, hem güzel, hem de yakışıklı" editör Hami Çağdaş'a ithaf ettiği "İpince ve Sarmaşık Bir Kalp" şiirinde yaşantının beslediği bir duyarlıkla, yaşanmış yasak sevgilerin gerilimiyle ve "bir aşk: içini dolduranlardan ibarettir her zaman" belirlemesiyle ilginçti. Sinan Oruçoğlu'nun "Şehla"sı eleyemediği küçük fazlalıklarla malul gibi görünse de ne söylediğini bilen bir şairin duruşunu haber veriyordu: "içine kapanan bir sözcük oldum / yeryüzü yarılmaya keşke benden başlasa".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin 1159. (Nisan) sayısında Nurullah Can'ın "Kehanet Şiirleri" yüreğin yavaş ve sessiz yolculuğunun, kendi kendine konuşmayı bile yitirenin; Engin Turgut'un "Amber ve Katran"ı gecenin kırılgan teninin, yetim bırakılmış gül kokan nefesin, Zeynep Arslan'ın "Elif Kadar"ı atlaslardan ve kılavuzlardan eksilmenin, Mehmet Türel'in "Varlık?"ı kendi rüzgârıyla bozulan bağların ve kuşlar içinde bir çocuk gülüşünün şiiriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1160. (Mayıs) sayıda 2004'te genç şairler tarafından her zaman merak edilen yeni şiirlerini değişik dergilerde yayımlayan İlhan Berk'in "Madrigal I"inden bir dize-söz: "Sen gelirdin büyülü ağzın gözlerin perdelerime ölü kelebekler işlerdin". Aynı sayıda Emel İrtem'in "yorganların altında murdar ettiği hayat"ı anlattığı "Öğle Uçurumları", Arif Erguvan'ın geleneğin birikimini yeninin parıltısıyla buluşturmayı amaçladığı "Kendine Savaşık"ı dikkat çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1161. (Haziran) sayıda Osman Hakan A.'nın insanın büyüyüşünü heyecan içinde harap bir aklın süzgecinden geçirerek anlattığı "Sabaha Dek" şiirinden birkaç dize: "Büyüdüm, zaman gibi, babam gibi // Yakıp yıkarak, her şey kırıldı içimde / Aynı şehri arıyorum, uykusuz / Geceyi güne, günü geceye ekliyorum / Acılar, hiç gelir mi bir araya? / Harap bir akıl, / hezimet içinde..." Deniz Durukan'ın "Jartiyer"i yer yer çift anlamlılığıyla, yer yer gerilimiyle düşündüren bir şiirdi: "cümleyi alnının ortasından vuruyorum / bölmüşüm kelimeleri hecelere / hani sallasam boşluğa harfleri..." Durukan'ın bir sonraki sayıda yayımlanan "Yanındaki Boşluğu Bana Bırak" şiiri yine imgeselliğe ve belli bir gerilime dayanmakla birlikte daha derli toplu göründü: "kocaman pençesiyle zaman / fırlatıyor incecik dallarını bileklerinden".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temmuz ayında yayımlanan 1162. sayıda Yaşar Nabi Nayır Ödülü'nü Alperen Yeşil'le paylaşan Mehmet Öztek'in "Taya Mektup" şiiri, sözcük-hece-ses oyunlarını şiire iyi yedirebildiği örneklerden biri olarak okundu: "Ağarır, ağarırsa gülden sis / Taylar mı rahvan, orman dalar / Harfler, de ki hafriyat, hafriyat / Sonra siz, kazma ile kalem / Birleşiirsiniz". Alperen Yeşil'in "Kıblenümâ"sı ise "dilimdeki mühür dağıldı çöle / sesim kırıldı, kanadı dilim" diyor ve mahrem bir dua ile düğümlü dile yaslanıyordu. Aynı ödülde jürinin 'dikkate değer' bulduğu Ertan Yılmaz'ın "Uğultu"su, Mehmet Altun'un "Su Zılgıtları", Hilal Karahan'ın "Eleştiri"si, Fırat Caner'in "Şarkı"sı, Efe Murat'ın "Irmakların Yamaçlarında Dolaştık Bütün Gün"ü genç şiirin adımları olarak kayıtlara geçti. Seyyidhan Kömürcü'nün "Sinem"i yabancılaşmanın, yalnızlığın vurgusunu "başka incirin yarasını başka incir de bilmezmiş gibi" dizesiyle yapıyor, insanın kendisiyle hayat arasında dalgın bir belge oluşuna işaret ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1163. (Ağustos) sayıda Can Sinaoğlu'nun, "bir deprem enkazı önünde / çektirmiştim bu fotoğrafı / ben mi enkazım / enkaz mı daha çok ben" dizeleriyle başlayan ve depremin yıkıcılığını bağıra çağıra değil de sessizce anlatan "Enkaz Fotoğrafları" şiiri pek çok şairin geçen yıllarda depremi sıcağı sıcağına konu alan nice kötü manzumesinden sonra iyi bir şiir olarak okundu. Güngör Tekçe'nin "Çıka İne" şiiri taşıdığı ve duyurduğu derinlikle akıllarda kalmaya aday bir şiirdi: "Boynu kırık taş bebeklerdiniz / Gözleriniz ağır metal / Düştü suretleriniz kıyısından dünyanın / Zaman kaçaklarıydınız / Bir güneşten bir güneşe geçer gibi / Geniş salınımlarla suyumuza indiniz". Varlık'ın bu sayısında İskender'in "Rimbaud"larından biri olan Cengiz Şenol'un "Harflerim Açmaz Daha"sı altı çizilmiş bir yalnızlığın ve dağınıklığın vurgusunu taşıyordu: "çağırmayın beni gittim gülünüzden / bir sözcüğüm cümlenize dargın".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazı bitirip güzü karşılayan Eylül (1164) sayısında Akgün Akova'nın birkaç yıldır dergilerde yayımlamayı sürdürdüğü incelikli şiirleri "Sevdiğim Kadın Adları Gibi" dizisinin otuz sekizincisi "Yonca" başlığını taşıyordu. Bu şiirden birkaç dize: "senin içinde bir orkestra var Yonca / ve ıslık çalan bir adam / aşk kadife bir kafes yatağının altında". Adil İzci'nin "Gölgecil"i sessizliklerden, pastel güneşlerden, gölgelerden, yeni eşyaların ürkütücülüğünden seslenen bir şiirdi: "Porselenler; her biri başka / Her takımdan zamanla tek tük kalmış / Şimdi parçaları bütünlüyor anı". Alphan Akgül'ün, "kırgın mı geçerdin eski ölümüzden / sarardın gövdene bu kimin sayfaları?" dizeleriyle başlayan ve belli bir yapıyı gözeten "Esrâr"ı kitabı beklenen şairlerden birinin yeni verimini sayfalara düşürmesi bakımından önemliydi. Nilay Özer'in "Şehirde Jazz Var"ı çarpıcı imgelere yaslanan bir şiirdi ve yeni şiirlerinde uzun dizelerle konuşmayı seven şairin sesini duyuruyordu: "tükenebilir mi seyretmek seni ey ölümlü kanımda bir tanrı sıkılır / uzaktan ve pilli tayların yırttığıdır ağaçların ansızın döktüğü tül". Çiğdem Sezer'in "Gözleri Bağlı"sı yıkıcı bir yalnızlığı dile getirmesi ve "ev" ve "kuyu" izleklerine yeni anlamlar yüklemesiyle ilgi çekti: "sanki ev kendini yutuyor / sanki kuyu / içmiş kendi suyunu / ev bize bakıyor / avlu bize bakıyor / kuyu çatlıyor yalnızlığımızdan / kuyunun yalnızlığı üstümüze akıyor".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1165. (Ekim) sayıda Özge Dirik'in "Ruj Ruhu" şiiri, adı "gece değiştiricisi" olan bir melekle şairin birlikteliğini kimi zaman yalın kimi zamansa simgesel bir dille anlatıyordu: "İpeksi bir teni var bilekleri dışında. İlk zamanlarda içim acımıştı, yanlışlıkla sigara bile uzatmıştım ona. Oysa tüm meleklerin bilekleri kanarmış, ne kadar çok kanarsa o kadar az canları yanarmış." Türkân Yeşilyurt'un "Geçen Yaz Yarın"ı yitirilenlerin sızısını, acısını dile getiriyordu: "posta kutusu yok artık / içten içli mektuplar / bizi sevindiren postacı / paslı demir dışarıda duruyor / bahçeyi seyreden kim".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1166. (Kasım) sayıda, haiku yazmanın alıp başını gittiği ve nereyse bir oyun haline geldiği günümüz ortamında Sina Akyol'un ustalık ürünü olan ve asıl şiirin birtakım kuru kurallarda olmadığını hissettiren "Söylenmeler"i yayımlandı. Şiirden birkaç dize: "Rüzgâr mı?.. / İmrenip esmiş, / fırtınaya" veya "Demek, telaş da bitti... / İşte, o sakin mermer! // Adım ona yazıla... / İnce güzel yazıyla." Şeref Bilsel'in "Şol Cehennemin Irmakları..." şiiri avlular, alınlar, kâğıtlar ve babalar boyu devam eden kederi, telaşı ve sızıyı duyuruyordu. Şiirden iki dize: "Şol şarkılar ki kederin kokladığı gül üzre yazılıdır / Yazılıdır yaprak yaprak ketum ve avlular boyu". Çağdaş Keçeci "Aşkı İlk Kez Bir Şiirden Öğrenince"de Türk şiirinde "bir" sözcüğünün gereksiz kullanılış arızasına dikkat çekmek için olsa gerek toplam on iki dizede on sekiz kez "bir" sözcüğünü kullanıyordu. İlk dörtlük: "Bir şiirin yanına bir şiir daha koyunca / Gürültü susar böyle, sessizlik bir işe yarar... / Bir şiiri bir şehir gibi birdenbire gezince / Bir sevinç düşer yüze, sonsuzluk bir işe yarar..." Cenk Koyuncu'nun "Otuzbeşlik..." şiiri sözcüğün her iki anlamına da gönderme yapılarak kurulan ve kömürden elmas dökmenin yaratıcı gücünü öne çıkaran bir şiirdi: "Şimdi ilk yarısıdır ömrün yaşamda geçirdiği... / Getirin, devrilecek şairin ikinci otuzbeşliği!" Bu sayıda İskender'in "Rimbaud"larından olan Gökhan Kahrıman'ın "Bozbulanık Bir Gelecekten İçeri"si süzülmüşlüğüyle, Tarantino filmlerini çağrıştıran sıkıştırılmışlığıyla dikkati çekiyordu: "gece sirk gecesi / gişelerde esrarlı kadınlar / bilet yerine kafalarını kesiyorlar".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1167. (Aralık) sayıda Özlem Sezer'in "Gretel"i "bir meyveye ağaç olma özlemi"yle, Salih Bolat'ın "Öfke"si "uzak bulutlarda biriken fırtınayı / güvertede ilk gören gemicinin sözleri"ni çağrıştırmasıyla, Turgay Kantürk'ün yazılışıyla öyküsellik taşıyan, imgeleriyle şiir olan "Oyuncu Sözler"i "iğne yapraklı rüzgârlar ve intikam böcekleri biriktirmesi"yle, Kadir Aydemir'in "Kavuşmak"ı yalnızlığı ölü çiçeklerle konuşturmasıyla, Emrah P.'nin "Haşim"i modern Türk şiirinin çobanyıldızı olan büyük şairin izine kan damlatıp yürümesiyle, Mustafa Fırat'ın "Çiğdem"i ise dokunduğu bulutlardan üşüten yağmurlar düşürmesiyle dikkati çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıl üç sayı çıkan Wesvese fazla olmasa da şiire yer veren dergilerdendi. Derginin 9. (Ocak) sayısında Hüsnü Arkan “Kurallar Hakkında Açış Konuşması”nda “Bu anlamdan sağ çıkamazsınız sakın dehşete düşmeyin” diyerek ironi ile trajediyi birlikte duyumsatıyordu. Nigâr Okyay “Her Şey Birbirinin İçinden Geçiyor”da akşamı suyun esnemesinden ve bir taş fenerin yanıp sönmesinden anlıyor, İbrahim Metin “Rindnâme”de ilginç söyleyişiyle dikkat çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. (Mart-Nisan) sayıda Erkan Dündar’ın “Ölü Şairlerin Ardından”ı şairlerin dünyaya sözcüklerle dokunduğunu söyleyerek sayfaya bir ölü ozanlar derneği duygusu düşürüyor, 11. (Mayıs-Haziran) sayıda Semih Çelenk’in “Araf”ı hayat yorumlarıyla gelişiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaba’da şiir yayımlatanlar arasında Ahmet Bahçevan, İbrahim Kamberoğlu, Abdullah Kaygı, Sedat Umran gibi isimler dikkat çekiyordu. Bahçevan’ın 28. (Mayıs-Haziran) sayıda yer alan “Tutunmak” şiiri insan sıcaklığına tutunmanın dizeleriydi: “Ey çiçek ve kitap satıcıları / yüzleriniz ödünç olmasaydı diğer insanlardan / güzellikler devşirirdim sıcaklığınıza tutunarak”. Ahmet Emin Atasoy’un “Evde Kalmış Kızların Şarkısı” eskiyen pencerelerde eskiyen yüzlerin, uzun gecelerde gölgesiyle kucaklaşmanın yalnızlığını anlatıyordu: “biz kapalı sandıklarda / unutulmuş çeyizleriz”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratım'ın 4. (Ocak-Şubat) sayısında Kemal Varol'ın "Kin Artığı" çağa itirazın, dünyanın kirlenmişliğinin, içimizden akan çamurun, uzaklara bakma sancısının yönlendirdiği bir şiirdi. Tanımlarla gizli benzetmelerin betimlediği dünyayı şöyle yansıtıyordu şair: "yılan ıslığı zamandır bu zaman / yazık ki artık bin elin artığıdır dünya".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. (Mart-Nisan) sayıda Muzaffer Kale'nin "Kar" şiiri uzaklık duygusu eşliğinde kar yorumlarını, insanın kimsesizliğini, ölümün soğukluğunu duyumsatmaktaydı: "Meşe ağaçları uzak içindir / kar meşe ağaçlarına doğru yağar, / karın beyaz gürültüsünü / babasız kalan çocuklar duyar". İhsan Fikret Biçici'nin "Eksik Kalmış Şiirler"i yabancılaşmanın haklı çıkarıldığı bir örnekti. Nietzscheci bir yaklaşımla niteliksiz kalabalıkların anlamsızlığına işaret etmiş olması da ilginçti: "o yüzden pek işe yaramıyor kalabalıklar / gürültü gibi çok sesli". Sezai Sarıoğlu'nun "Sinemalarda İki Rüya Birden"i gerçekçilikle duygusallığın birlikte şiirleştiği bir örnekti. Sonlara doğru biraz sınırlama, daraltma görülüyorsa da insana hangi yollardan gidileceğine ilişkin öneriler sunuyor, insan gerçeğinin inceliklerine gönderiyordu: "ben bu gece sinemalarda iki rüya birden / hangi rüyayı oynatsa makinist / annemin gözleri şangır şungur / / şark karışık garp taşlık / insana hangi şarkılardan gidilir". Hakkı Zariç'in "Keşke Hiç..." şiiri kenarda kalmış, unutulmuş bir insanın acısını imgesel bir dille aktarıyor, insanı yaşama bağlayan bir neden arayışını ve zamanda kıstırılmış insanın unutulmaya karşı yakınmasını dile getiriyordu: "Mezatta hırpani bir sözcüktü vefa / Yokluğunun tadı kusursuz ve gölgesiz gri / Unutmak çağımızın en masum duldasıydı / İntiharı ve hiçliği anımsatıyordu unutulmak // gelmeseydin".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. (Eylül-Ekim) sayıda Mehmet Hameş "Kayıp Alfabe" şiirinde gizlenmiş seslerin peşinde olduğunu duyumsatıyordu. Bu şiirde yazarak hayatta kalmanın mürekkep hali vardı. Belki aslında yazmanın da ölümsüz bir intihar olduğunu düşündürüyordu şair: "cinnetler ocağında bir defter / sefer şiirinde sıraya girince / askılı bir intihara ayak direnir / ölümsüzlük dökülür mürekkepten". Cafer Keklikçi'nin "Kuşluk Şarkısı" şiiri bu yıl yayımladığı pek çok şiirde olduğu gibi belli bir gerilim ve heyecan taşıyordu: "bilemem: saklanıp avunuyor ağzımdan kaçmış bir cümle / saklanıp odalara mutfaklara kadınlara / karışıyor şehirler: kimse kalmadı kimse karışmadı kanıma".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yasakmeyve şiir dergisi olmanın hakkını fazlasıyla vererek hem önemli dosyalar yayımladı, hem şair ve okuru sayfalarıyla bir ilke imza attı hem de yıl içinde farklı kuşakları buluşturan epeyce şiir yayımladı. Derginin 6. (Ocak-Şubat) sayısında Ayten Mutlu'nun "Gökdelisi" şiiri düşlerin yitik, kalbin kül olduğu bir yerden sesleniyor, ürperen maddenin çağrısıyla hareketleniyordu. Gültekin Emre sayfalarda birlikte yer alan "Kalem" ve "Silgi"sinde birbirini tamamlayan imgelerle "sonsuz artı bir mezar arayan şair" olarak göründü. Elif Su Alkan "31 Aralık"ta "süslü sözlerden arınmış bir misafirliği özlüyor ve "Sözcükler savuşmuş / Üstüm başım sabah mahmurluğu" diyordu. Enis Akın "Fotoğrafı Neden Bıraktım"da konuşma dilinin esnekliğine ve çarpıcılığına başvuruyor ve belki de derinlerdeki baba acısını bu yolla sağaltmayı deniyordu. Altay Öktem'in "Derin Boşluk"u şairin yıl içinde yayımladığı öteki şiirler gibi "derin"likten yola çıkıyor ve "sokak diye bir şey olmadığını anlasa" da sokaklara uğruyordu. Mesut Adnan'ın "Kasımpatı Kemanı" doğadan aldığı etkilerle biçimlenen bir şiirdi: "baka baka yürüdük / hayatın gelinleri tarlalalara / doğanın ordusu kargılara / uyandırdık tembel serçeleri de".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. (Mart-Nisan) sayıda Hilmi Yavuz'un "Harfler ve Atlar"ı iki harfli bir sözcükten binlerce harflik çağrışımlar yaratmasıyla etkileyiciydi. Tahir Abacı "Geçit"te "O şehirden delikanlı çıktıydım / İsterdim dervişane döneyim" diyerek binlerce yıllık âşıkların gurbete çıkması geleneğini hatırlatıyor, Sezai Sarıoğlu "Âşığa Bağdat Sorulur"da "aşk ile alışkanlığı birbirine karıştıran sayısal tarih"ten yakınıyor, Oya Uysal "Gece ve Çocuk"ta gecenin ve çocuğun yırtılmış bir haritanın birbirini tamamlayan parçaları gibi durduğunu söylüyor, Tarık Günersel "Davet"te "hayatı tebessümle uğurla / çünkü uzaklaşan / hayat değil / sadece hayatındır" diyerek yaşama duyduğu derin saygıyı dillendiriyor, Adil İzci "Bahar Dal(lar)ı"nda "Bazı hüzünlerle çocukluğuma böyle göçüyorum" diyerek Ziya Osman'dan aldığı sesi kendine mal ediyor ve hayattan aldığı duyarlığı şiirleştiriyor, Salih Bolat "Aşk Şarkıları"nda "şafakta üzüm bağlarını görmek için / erkenden terk edilmiş yatağın sıcaklığı"na dokunuyor, Osman Hakan A. "Dâr"da "zamanın dârında sallanan bir hayatı" imliyor, Gökçenur Ç. "Anlamak Gerekir mi" de ölümün, aşkın, yapılacak derin şeylerin anlaşılma gerekliliğini sorguluyordu. Alper Çeker'in "Delilere Nutuklar"ı "halk ile gözgöze gelmenin" ağırlığını belirliyor, Mehmet Erte "bir çocuğun koşar adımlarına karışan kesik nefesiyle" söylediği "Aya Saranda Taraflarından Esen Rüzgâr"da Tanrılarla farklı bir dille konuşma arzusunu, Gülce Başer "Gelgit"te lirik bir kurguyla "eski bir dolap buzluğu" duygusunu dillendiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;8. (Mayıs-Haziran) sayıda Kemal Özer "İki Kişilik Portre"de "bahçenin dilsizliğine karşı tek başına oturmanın" ve "bir kapıda bırakılan dokunuş sıcaklığının" yarattığı portreyi sunuyordu. Orhan Kâhyaoğlu "lekesiz hayat olmaz" diyerek hayatımızda gizlediğimiz lekeleri, Turgay Kantürk "Şiir ve Öteki" başlıklı düz-şiirde "ateşi çalmakla bitmeyen yarış"ı düşündürüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9. (Temmuz-Ağustos) sayıda Nihat Behram "Kuş dalı gönlendirir / Yâr gönlü yönlendirir / İlişmeyin derdime / Dert beni dillendirir" dörtlüğüyle ve nakaratla biten "Acılı Türkü"yle folklorik bir sese yaslanıyor, Şükrü Erbaş "Soğumuş Gül"le "o tarifsiz anlamak vakitleri" olan akşamlara değiniyor, Abdülkadir Budak "Kara Kâğıt"ta boş olduğu sürece konuşmayan kâğıdın öyküsünü anlatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. (Eylül-Ekim) sayıda Özkan Mert "Ben Orta İki'de Kaleciydim" şiiriyle hayatın gizlenmiş ve unutulmuş ayrıntılarına dokunuyordu: "Dudaklarımdaki / Tuzlu ve limonlu Tekila parıltılarından / tanıdılar beni. / tanısınlar! / Gene de kimsenin bilmediği bir şey var; / Ben orta ikide kaleciydim". İsmail Uyaroğlu "Ay da Varken Üsletik"te "Yalnızsam yalnızım, n'olmuş / Yaralıyım da üstelik, kime ne / Beceremeyecek kadar hem de / Çekip çevirmeyi bir şiiri" diyerek şiirin binlerce yıllık yalnızlık izleğine umursamaz bir yaklaşım getiriyordu. Metin Cengiz'in "Çuha Çiçekleri ve Boş Bir Tabanca"sı ilginç bir düello anlayışını aktarıyordu. Fergun Özelli'nin sonraki sayıda devam eden "Kovulmuşlar"ı Türk şiirinde hemen her dönemde görülen "şairler için, onların biçemiyle şiir yazma" tekniğinin yeni örnekleri olarak dikkat çekti. Metin Celâl'in "Faydalı Bilgiler"i sıradan öğütlerdeki felaket haberlerine değiniyor, kandırılmaya bırakılmış bir benlikten sesleniyordu. Serdar Koçak "Aşk ve İklim"de aşkın "ne"liğini ve "nasıl"lığını yorumluyordu: "gecenin ta içinde çavgun / artık telaştadır bluz ve / işte başlarsın karmanyolaya / uluorta apaçık bir aşk". Şeref Bilsel'in "Kandahar"ı kuğunun harfle yer değiştirişindeki gizemi, ayın baltaladığı ağaçlara ağlamanın hüznünü, ikametgâh senedi ve altı fotoğrafı birleştiren ilginç bir şiirdi. Nihat Ateş'in "Anılar Saniyelik"i fotoğraf makinesine sığan anların gelip geçiciliği ve kalıcılığı arasındaki çizgide yürüyordu. Gonca Özmen'in "Bana Beklet"i beyaz bir sayfanın sıkıntısını yaşayan şairin suskunluğunu ve bekleyişini dile getiriyordu: "Ah hanginize baksam bir bahçe dağınıklığı / Geçsem içinizden geçsem / Kederimdeki faytonun ağır aksaklığı".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. (Kasım-Aralık) sayıda Sennur Sezer "Yazdan kalma Bir Gün"de "Özlem bir kucak kar / Yazdan kalma bir gün yeter de artar" diyor, Fikret Demirağ "Erotik Şarkı"da yürekte dünyanın biriktirdiği kar'ın sevgilinin gövdesinde ve gözlerinde parlayan güneşle eriyeceğini vurguluyordu. Sina Akyol "Rastgele Sıralanmış Şiirler"de "Her / yerini / öpmüştüm. // Hiçbir / yerini / açıkta / bırakma." diyerek aşkın "korunup gözetilmesini" istiyordu. Nurduran Duman "Zambak Boyunlu Kız"da bedende aşağı giden suyu ve yukarı çıkan ateşi birleştiriyor, yanaklarda emilen tuzun tadını duyumsatıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayınına son verdiğini üzülerek öğrendiğimiz Yom Sanat'ın 16. (Ocak) sayısında Cihan Oğuz'un "Avamın En Büyük Asaleti Ölüm"ü haksızlıkları sorgulayan, yitirilmiş düşlerin izini süren, ölümün avama yakışırlığını belirleyen bir şiirdi: "Ama neyi biçerse biçsinler anılara / Velev ki bir gözyaşı kalmıştı o da unutulsun / Avamın en büyük asaleti ölüm".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17. (Mart-Nisan) sayıda Soner Demirbaş'ın "an son e"si belli bir bütünlük içerisinde parıldayan "kül de kum da saklı kalsın teninde / ara kar altında kalan kelimenin / üşüyen ve yansıtan aynasını" dizeleriyle akılda kalan bir şiirdi. Süreyya Filiz'in "İstanbul'da Bir Eflatun Akşam"ı başlığındaki naiflikle ilgisi olmayan, çarpıcılıkla etkileyen bir şiirdi: "Ağzının kenarındaki karanfil / Bence bütün karanfillerden daha fazla". Hüseyin Ferhad'ın "Kayıp Divançe"si şairin kararlı, gür ve coşkulu sesinin tarihin sayfalarına sürtünerek çıkmayı sürdürdüğünün işaretiydi: "Kımız dolu bir çini kâsede / gördümdü ruh ikizimi / onunla hiç karşılaşmadık belki de / yaşadık aynı vehmi". Metin Kaygalak'ın "Makas"ı yıl içinde pek çok şair tarafından sıklıkla işlenen bir izleği farklı bir mürekkeple renklendirmenin şiiriydi. Kaygalak'ın bir köşede boş oturmadığını, bir makasın ağzında olma duygusunu yaşamayı sürdürdüğünü gösteren şiirden birkaç dize: "nasıl dönerim hem / utanıp utanıp / nasıl geçerim bunca geceden / küfre düşen alnımla... / aşkı güzel olan çocuklara dönüp / şehri hatıramla ağlıyorum." 2004'ün dikkat çeken isimlerinden Şakir Özüdoğru'nun "Yarasa Yarasa Dökülüyor Düş" şiiri "asma kilitler vuruldu bütün duygulara" diyen, "ışığa yapışan böceklere acımayı bıraktığını" söyleyen bir şairin farklı sesiydi. Cuma Duymaz'ın yıl içinde yayımladığı şiirlerin en iyisi diyebileceğim "Aşka Kırılmış Aynalar", Yom Sanat'ın bu sayısında yer alıyordu. Bu şiirde Duymaz eskidiği ve kanıksandığı sanılan ayna izleğini kırılma/parçalanma indisi eksenindeki çeşitlemelerle tazeleştiriyordu. Bölümlerden birkaç dize: "bu mağrur göğü belleğimden sil", "aynalar kırıldıkça çoğalır / sır gibi alnımıza sürdüğümüz mutluluk". İlginçtir, Ersun Çıplak da derginin bir sonraki sayısında (18, Mayıs-Haziran) yer alan "Sıyrık Ayna" şiirinde Şeyh Galib'in ateş denizleriyle buluşarak çok daha farklı bir yaklaşımla "ayna"ya bakıyordu: "ağlayışlarına aldırmadım / türlü mahlukat dizimin dibinde / şimdi yalnız nilüferler vakur ve seyyah / o cesur avuçlar gezinir harap ateş denizinde".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. (Temmuz-Ağustos) sayıda Can Bahadır Yüce "Kolej Yorgunluğu"nda bir çocuğun gözlerindeki maviyle geçmişe bakıyordu: "ben şimdi çocuk sesi olmadan / toprak gibi ağır örtüm / solarken, varken aynı güneşte / onlarsız çok üşüdüm".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20. (Eylül-Ekim) sayıda Gonca Özmen'in "Sözümde Atlar" şiiri "Her kadın oturmuştur / kucağına şefkatin / Aralamıştır bacaklarını" diyerek cesur bir söyleyişe yaslanıyor ve "Uykusu dar, kederi geniş olana" yolladığı sözcüklerle sevişmenin alevini söndürmeyi arzuluyordu. Seyhan Kurt'un "Kum"u "Şiirin zehrinde üç hafiye / medeni bilgiler, kurgu ve yabancı odam" dizeleriyle başlıyor ve giderek genişleyip sözündeki siyah mürekkepten süzülen sözlerle aşka yenilişi dillendiriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21. (Kasım-Aralık) sayıda İbrahim Halil Baran'ın "Su Ölümleri"nde şairin billur kalbinde taşıdığı vandalla çarpışmasının gerilimi, durduk yerde çekilen suların gizemi, aile mezarlığında toplanıp susmanın tedirginliği bir aradaydı. Mehmet Erte'nin "Çünkü Ben Bir Gülüm"ü bencilliğini gül olmakla, öteki çiçeklerin önüne geçmekle açıklayan, her dudakta tatlı bir kıvrımın bulunduğuna inanmanın iyimserliğiyle var olan bir duyuşu işaretliyordu. Erte'nin bu şiirinde, belki de yıldırımların değil de gülün diliyle konuşmasının etkisidir, ilk kitabındakilere göre daha yumuşak bir ses duyduğumuzu söyleyelim. Şükrü Erbaş'ın "Mumdan Zamanlar"ı imgeselliği temel alan bir şiirdi ve kanıksamanın rahatlığına sığınmaya sesleniyordu: "Ey alışkanlığın dayanılmaz gücü / Nasıl yaşardık sen olmasaydın..." Gülenay C. metaforik bir adlandırmayla "Cenk Hikâyeleri" biçiminde adlandırdığı dosyasından çıkararak Yom Sanat'ın bu sayısında yayımladığı üçüncü bölümde yitiri(li)şin acısını dillendiriyordu: "birazdan gök düşecek / boşluğu çizecek kuşlar / parmak izlerim çekilecek".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötekiler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kısımda kendisinden çok az sayıda şiire değindiğimiz dergilerden söz etmeyi uygun bulduk. Buradaki dergileri, “ötekiler” arasında saymamızın başka bir anlamı ya da hedefi yok. Şiir yayımlayan, şiire özel bir önem veren dergilere şiir tutkunu bir kalem sahibi olarak saygımız var elbette. Ne var ki Ada (Samsun), Aratos, Ayna, Dem, El İzi, Etken, Gölge, İnsancıl, Poetik Har, Tasfiye, Yalın Ses gibi dergilerde yer alan şiirlerin yıl ortalamasının altında kaldığını da belirtmek gerekiyor. 2004'te tek sayı çıkan Etken için de benzeri bir belirlemede bulunabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akköy dergisinin etkinlik sayılarının şiir izlerçevresi için doyurucu oyduğunu söylememiz gerekiyor. Etkinlik dosyalarının yayımlandığı sayılarda bulunan şiirlerin kitaplardan seçilmiş olma olasılığı şiirler hakkında sağlıklı bir değerlendirme yapmamızı engelledi. Amik yıl içinde çok sayıda şiir yayımlayan ama genelde estetik düzeyi pek de yüksek olmayan şiirlere yer veren bir dergiydi. Bununla birlikte derginin 32. (Kasım) sayısında Orhan Tüleylioğlu'nun "Biriken" şiirinin etkileyiciliğine işaret etmek gerekiyor. "yüzümdeki bir imlâ hatası / ele verdi beni / yaralı bir yalan / gölgesi bile olmayan / bir anlam" diye başlayan, ilişkisizliğin sırlarını yakalayan, "soğuğu adımlarıyla" hızlanan, insanın yalnızlık rolüne işaret eden bir şiirdi "Biriken".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört sayı yayımlanan ve şiire özel bir önem veren Aralıklar'ın 2. (Şubat) sayısında Müştehir Karakaya'nın "Eylülüm Olmasın" şiiri coşkulu bir imgesellikle yürüyordu: "bu ateşten bir gömlek daha biçmesin terzi". Bir sonraki sayıda (3, Mart-Nisan) Ali Varol'un "Yirmi İki Yaş" şiiri zevk ve renk arasında salınan gençlik gerilimini, hırçınlığını duyuruyordu. Ardıçkuşu'nun 12 sayısında da çok sayıda şiir vardı 2004'te. Aziz Kemal Hızıroğlu, Enver Sipahioğlu, Necdet Tezcan, Burhan Mendi, Fatigül Balcı gibi isimlerin şiirleri dikkat çekiyordu dergide. Şairler hakkında özel sayıların da yapıldığı Ardıçkuşu'nda yayımlanan şiirlerin genelde didaktik, söylevci veya içdökümüne dayalı duygusal şiirler olduğu görülüyordu ama arada yayımlanan usta şiirler derginin şiir cephesini kurtarıyordu. Sözgelimi 67. (Ekim) sayıda Dağlarca'nın, "Giyinirken soyunuyor / Soyunurken giyiniyor sesinden" diyen nefis şiiri "Ses" vardı. Aynı sayıda yer alan, Atila Er'in "Bir İnce Ses Olsaydım Anadolu Dergilerinde" şiiri edebiyatta merkez-taşra tartışmasına ilginç bir değiniydi ve taşranın yanında yer almanın gururunu yansıtıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aykırısanat her sayısında şiire yer vermekle, amatör şiiri içtenlikle destekleyen bir dergi olarak göründü. Dergide şiirleri yayımlananlar arasında M. Demirel Babacanoğlu, Arslan Bayır, Fuat Çiftçi, Tan Doğan, Adnan Gül, Necdet Tezcan gibi isimler dikkat çekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004'te çok sayıda şiire yer veren Beşparmak dergisinde geçen yıl daha çok Tan Doğan, Asım Öztürk, Yunus yaşar, Kemal Gündüzalp, Tahsin Şimşek, Hasan Hüseyin Yalvaç, Funda Aytüre, Arslan Bayır, Osman Serhat Erkekli, Durmuş Ali Özkale, Burak Tokcan gibi isimlerin şiirleri yayımlandı. Toplam iki sayısını incelediğimiz Bir Ünlem'de az sayıda şiir vardı ve bunlar da genel düzeyin altında görünüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalı'da yıl içinde yayımlanan şiirler arasında İdris Yalçın'ın "Duayı Kemiren Karınca"sı dikkatimizi çekti. Davetsiz Misafir çok az sayıda şiir yayımladı, bunların çoğu beatnik bir hava taşıyordu ve belli bir heyecanı yansıtmakla birlikte yenilikçi ya da etkileyici olmaktan uzaktı. Her sayısında epeyce şiir bulunan Derkenar'da daha çok Yasin Onat, Mervan Aksu, Melih Külekçi, Erkan Kara, Atanur gibi isimlerin şiirleri öne çıktı 2004'te. Derginin 6. (Kasım-Aralık) sayısında yer alan, Furkan Çalışkan'ın "Sıfır Noktası" şiiri "yüksek dozda güneş içinde" geçen zamanları, "absürd bir filmin sonunu bekler gibi" yaşanan hayatın tuhaflıklarını duyuruyordu. Deyiş geçen yıl üç sayı çıktı ve şiire her sayıda yer verdi. Dergide Emin Bayraktar, Mustafa Tunç, Taha Asım, Ali Arıkmert, M. Alper Taş gibi isimlere ait şiirlerin ötekilere göre daha sıkı olduğunu söylemeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç sayı çıkan Düşe-yazma'nın 7. (Mart-Nisan) sayısında yer alan, Şükrü Erbaş'ın "Ağaran Bir Suyum" şiirinde yaşlanmanın ve bir şeyleri yitirmenin tedirginliği, zamanın hızına yenik düşmenin acısı sezdiriliyordu: "Nereden mi anlıyorum yaşlandığımı / Kadınlar gittikçe daha güzel // Güneş daha hızlı adımlıyor gökyüzünü / Sular daha soğuk rüzgâr daha serin".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebî Düşünce'nin Şubat-Mart sayısındaki iki şiirden biri Salim Nacar'a ait olan "Asya-minör"dü ve geçen yıl dergilerde yayımlanan binlerce şiir içerisinde sözü edilmeye değer bir metindi. Müzik alanına ilişkin kavramları şiirleştirmede çok başarılıydı Nacar. Sonbaharın "güzide bir yalan" olduğunu söyleyen şair birbirine yakın görünen insanlar arasındaki iletişimsizliğe temas ediyor ve derin bir duyarlığı ortaya koyuyordu: "çoğal baba bu ırmak kuruyacak / anne kaderin saklı vermidon / eviçlerinde kurulu tuzak / eviçlerinde yalnızlıklar ve sen".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç sayı çıkan Edebiyat Atölyesi’nde Mehmet Aras, Sevgi Erim, Mustafa Erinç, Fergül Çırpan, Ruhan Mavruk, Mustafa Özenç, Elif Şahin… gibi isimlerin şiirleri dikkat çekti. Eskişehir Sanat'ta M. Mete Ayhan, Funda Aytüre, Zehra Çam gibi isimlerin şiirleri vardı geçen yıl. İki sayı çıkan Felsefece'nin şiire de yer verdiğine işaret etmek gerekiyor. Aynı şekilde iki sayı çıkan ve epeyce şiir yayımlayan Edebiyat Koop'ta yer alan şiirler de düzeyi tutturan metinler değildi. Bununla birlikte Ramazan Parladar'ın "Armut Tüyü" şiirinin öne çıktığını söyleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzü, gepgenç şairlerin ürünlerinin bir araya getirildiği bir seçki olma özelliğindeydi. Seçkinin 2004'te yayımlanan 11. sayısında Mehmet Ceylan'ın "Birikmiş Rüzgârlar"ı kendini yeniden okutuyordu. Güney, yıl içinde epeyce şiir yayımlamış olmasına karşın belli bir çizginin üstüne çıkamayan ürünlerdi yayımlananlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İspinoz'un pek çok sayısında, Osman Serhat Erkekli’nin ve Suna’nın sezgici ve anlık yaratıcılık eseri olan şiirleri yer aldı. Derginin Ocak (9) sayısında Suna imzasıyla yer alan şiirden birkaç dize: "uzun uzun bekledi bir yolcu / tren istasyonunda / çok uzun / vagonlar geldi / vagonlar gitti / ay eskidi gökyüzünde" Osman Serhat imzalı şiirde ise sanki şairin dünyanın sonuna ilişkin olarak ne istediğini gizliden gizliye sezdiren dizeler vardı: "Güneş soğuyor, soğudu / Kıyamet / Söylenen bütün sözler, pelür / bir kâğıt gibi eriyecek".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaçak Yayın'ın "Kanat Alıştıranlar" sayfalarında gençlere şiir konusunda öğütler verildiği görüldü. Bu sayfalarda gençliğin heyecanını yansıtan ürünler yayımlandıysa da bunlar içerisinde çarpıcı bir şiire rastlayamadık. 2004'te tek sayı (10) çıkan Kuzey Yıldızı'nda sözü edilecek düzeyde bir şiir yoktu ne yazık ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi Dergi'nin her sayısında epeyce şiir vardı bu yıl. Bunlar arasında bizim ilgimizi en çok çeken ise Necdet Tezcan'ın, "hiç tanımadığım bir ağaç / kiraz tartıyor, haziran ya!..." dizelerinin de yer aldığı "Vizesiz" şiiriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Efe Murat, Cem Kurtuluş ve Mustafa Altay Sönmez'in ortak seçkisi olarak tek sayı çıkan Oda'da bu isimlerin "deneysel" diyebileceğimiz metinleri, anlamsızlığı zorlayan şiirleri yer alıyordu. Mustafa Altay Sönmez'in şiirlerinin daha bir "okunabilir" olduğu, poetik estetiğin yüzyıllar içindeki kazanımlarını bu şairin daha bir içselleştirdiği söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dört sayı çıkan Patika'nın 45. (Mayıs-Haziran-Temmuz) sayısında Salih Bolat'ın "Kar Düşünceleri" derginin yıl içindeki şiir çizgisini yükselten ve "içine girip kaybolacağı fırtına"ya bakan bir şiirdi: "uzaklaşan karla avundum / nasılsa biri duyardı kışın sesini / aşılmış onca yolun hatırı için / bir sap nergis olsun büyütülürdü / görmezden gelinirdi terzinin hatası / yanılmışım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanat ve Hayat çok önem vererek olmasa da şiir yayımlayan bir dergiydi ama estetik-poetik düzey ekseninde bizim buluşabildiğimiz, bizimle buluşabilen şiirler değildi yayımlananlar. Ses(s)iz'in ilk sayısında Altay Öktem, Aziz Kemal Hızıroğlu, Salih Mercanoğlu, Şerif Erginbay gibi tanınmış imzaların yanı sıra Sezgin Öndersever, Murat Küçük ve Ali Bozdemir gibi genç isimlerin şiirleri de vardı. İkinci sayıda tanınmış imzaların sayısı biraz daha artmış, Haydar Ergülen, Fuat Çiftçi, Şükrü Erbaş gibi isimler de Ses(s)iz'e destek sunmuşlardı. Ses(s)iz'in yayın kuruluna önerimiz, tanınmış imzalardan çok kendi yazı ve şiirlerine yer vermeleri, "sessiz" kalmayıp "ses"leriyle bir "iz" bırakmaları, bunun için de seslerini daha fazla çıkarmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek sayı çıkan Sözbahçesi'nde Kaan Oğuzcan'ın "Kırılan" başlıklı şiirinde sanki başlık da şiirin bir dizesi gibi düzenlenmişti: "(Kırılan) Masaysa; / yere saçılır kâğıtlar, / bulamazsınız  dağılan sözcükleri" veya "(Kırılan) Şişeyse / Yere dağılır gecenin kanı, / bulamazsınız rengini ve cinsini". Birkaç sayı çıkan Sunak'ın 8. (Ocak-Şubat) sayısında Mesut Aşkın'ın dünden bugüne yalnızlaşmayı dile getirdiği şiirine işaret etmek gerekiyor. Hiçbir yerde var olamayan, hayatı kavradıkça yalnızlaşan bireyin anlatıldığı şiirde ses ve yapı da gözetilmişti: "Al bu göğü pencereden / Dün her şey bitmiş / Büyüyen yalnızlaşıyor / Babamda annem annemde ölü // Evde ben / Büyüyen yalnızlaşıyor". Toplam 5 sayı çıkan Sühan'ın bazı sayılarında poetik yazılar bulunmakla birlikte şiir yoktu; bu da, dergi adına farklı bir duruşun işaretiydi. 5. (Aralık-Ocak) sayısında Bünyamin K.'nın "Düşük" şiiri yer alıyordu ve bu şiirde susturulmayı karşı duyulan isyanın çok anlamlılık ekseninde çarpıcı ifadelerle dillendirildiği dikkati çekiyordu: "Susun! diye işaret eden hemşire, / Susun! Susun! Diye bağıran öğretmen, / Susun! Susun! Susun! Diye çıldıran bir ergen, / ürkmekten bitkin kargalar, öyle sessizlik..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şafak’ın her sayısında şiir vardı ve dergide özellikle Ahmet M. Ahmet, Emre Ahmet, Tan Doğan, Mehmet Dükkâncı, Hüseyin Mazlum, İlker Mehmet, Mücahit Mümin’in ve daha başka pek çok ismin şiirleri yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Har ay sektirmeden yayımlanan ve belli bir yayın disiplinine sahip olan Tay'da epeyce şiir vardı geçen yıl ama bunların büyük çoğunluğu genel çizginin altındaydı. 41. (Şubat) sayıda Aziz Kemal Hızıroğlu'nun "Hile"si yokluğunu kalabalıkların doldurduğu birine duyulan özlemi dile getiriyordu: "anlatamadıkça uzun susulur / başka yalnızlıklar bulunurdu / ve yokluğun / ve yeni bir hakem / yine hile". Topal Karınca'nın 13. (Ocak-Şubat) sayısında yayımlanan, İlhan Kemal'in "Meneviş ve Kurdela" şiiri değinilmesi gereken bir derinlik taşıyordu. Şiir, "yatay simetrik yapı"yla oluşturuluşunun yanında genç şairin bu yapıyı kavramış ve şiir dilini yerinden oynatma meselesini önemsemiş olması bakımından dikkate değerdi. Şiirden iki dize: "güneyde, gülüşlerin yaralarını çok derin üşüyor şimdi / yüzünü aynamda kırıp, yağdığından beri uzaklara". Derginin 15. (Mayıs-Haziran) sayısında yer alan, Meltem Denizeri'nin "Yaban"ı ilgi çekici bir masal-şiirdi. Dergiden edindiğimiz izlenimlerle çok genç bir şair olduğunu sandığımız Denizeri, masal atmosferi içinde ironiyle karışık ilginç imgeler yaratıyor: "yanan anızlarda ısınan karıncalar", "genç kaplumbağanın yaş gününde /  tam dört yüz ateş böceği / mum yakmış", "ördeklerarası güzellik yarışmasını kazanan yabanördeği". Toplu Fotoğraflar, şiir heveslisi öğrencileri yüreklendiren bir degiydi. Türk Dili Dergisi çok az (yalnızca iki sayısında) şiir yayımladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak’ın inceleyebildiğimiz tek sayısında (Eylül 2004) Gökhan Akçiçek, Osman Serhat Erkekli, Serkan Özer ve İrfan Yıldız gibi isimlerin şiirleri dikkat çekiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi İklim yıl içinde en çok şiir yayımlayan fakat nitelik açısından belli bir ortalama tutturamayan dergiler arasındaydı. Bu dergide yer alan şiirler arasında (sayı: 169, Nisan) Sedat Umran'ın "Ölümün Gücü" şiirine değinmek isteriz. Bu metin, şairin son yıllarda giderek yoğunlaşan ses arayışının ve metafizik ilgisinin izlerini taşıyordu: "Yazısız yasaları ölümün / Yazılısından daha güçlü / Doğmak, yaşamak ve ölmek / Kör-düğüm olmuş bu üçlü". Üç sayı çıkan Yitik Düşler'in 39. (Ocak) sayısında Cafer Keklikçi'nin "Yasak Bölge"si insanların günlük hayatın sıradanlıklarına aldanışına teması bakımından, yanı sıra Gökhan Akçiçek'in "Boş Sınıflar Öğrencisi" ve "Öğretmenim Gidiyor" şiirleri hüzünlü ayrıntıları yapaylığa ve duygusallığa düşmeden dile getirmesi açısından etkileyiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir örneklerinden bu kadar çok söz ettikten sonra fazla lafa gerek yok aslında. Bununla birlikte sonuç niyetine birkaç söz etme gereği duymuyor değilim. Bu yıllığın, tarafımdan kaleme alınan "Dergilerde Şiir" bölümü uykusuz gecelerden, karla eve kapandığımız gündüzlerden, kahvaltı bile yapmadan yollara düştüğümüz, iki ev arasında mekik dokuduğumuz zamanlardan geçti. Dergilerin taranışında açıkçası büyük bir sorun yaşamadım; çünkü belli başlı dergileri yıl içinde zaten izliyor ve öncelikle şiirleri okuyarak sağa sola notlar düşüyor, işaretler koyuyordum kendimce. Asıl zor olan hem parçalı bir yöntemle tek tek dergilere ve şiirlere hem de bütünlüklü bir bakış açısıyla geçen yılın şiirine bakmak, şiirleri bu bakışla değerlendirmeyi denemekti. Bilmiyorum yapabildim mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel olarak baktığımda geçen yıl içerisinde yeni ve yenilikçi kıpırdanmaların dikkat çektiğini söyleyebilirim. Zaten poetik tartışmaların artması, yıllık sayılarındaki artış, dergilerin çoğalması böyle bir canlılığı haber veriyordu. Yeni ve yenilikçi, yaratıcılığa sahip, sezgi gücü yüksek gencecik (ben, henüz gençler arasında olduğumdan yeni yetişen arkadaşlar için "gencecik" sıfatını kullandım) şairlerin gelmekte olduğu görülüyor. Bunların sayısı çok değil ama olsun; zaten hemen her dönemde yüzlerce şair "birkaç", hatta kimi zaman "bir" şaire çalışmış değil midir? Umarım önümüzdeki yıl dergilerde yayımlanan, yıllıklara ve seçkilere giren nitelikli şiirlerin sayısı artar. Kimseye "şunu yap bunu yapma, şunu yayımla bunu yayımlama" diyecek kadar saygısız değiliz ama bazı dergilerin, şiir anlayışlarını gözden geçirmeleri, Türk şiirinin hangi noktada olduğunu görüp ona göre bir eleme ve yayın yapmaları iyi olur demekten de kendimi alamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha fazla uzatmayayım... Bu bölümün yazılışı sırasında kendilerini ihmal ettiğim yakınlarımdan özür diliyorum. Beni anlayacaklardır... Son iki yıldır hemen her konuda yanımda olan, iyiniyet ve anlayış timsali "soğuk odalar perisi"ne, evde birlikte çalıştığımız günlerde her türlü kahrımızı şikâyetsiz çeken sevgili editörüm Cenk Gündoğdu'ya ve Türk şiirine birkaç dizeyle de olsa katkıda bulunan bütün şairlere şiir adına teşekkürlerimi iletiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bâki Ayhan T.&lt;br /&gt;Not: Bu yazı Şeref Bilsel ve Cenk Gündoğdu tarafından hazırlanan  Şiir Defteri’nden alınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257824943840843?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257824943840843/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257824943840843' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257824943840843'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257824943840843'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/2004te-dergilerde-iir.html' title='2004&apos;te Dergilerde Şiir'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257796801017871</id><published>2006-07-10T17:25:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:32:48.130-07:00</updated><title type='text'>2002 şiir Yıllığı</title><content type='html'>2002 ŞİİR YILLIĞI &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayımlanan onlarca edebiyat dergisini okuyacak fırsat her zaman bulunmadığından, “2002 Şiir Yıllığı” (hazırlayan Veysel Çolak, Gendaş Yayınları, 2003) şiir sevenlere yıl boyunca çıkan şiirlerin antolojisi olarak güzel bir derleme sunuyor. Veysel Çolak, 70’e yakın dergide yayımlanan şiirler arasında yaptığı bir seçkiyi derlemiş, bu çok zaman alan ve değerli bir çalışma, ayrıca edebiyatı yakından takip edenler için de çok güzel bir başvuru kitabı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veysel Çolak, derlemenin başında yer alan “Genel Değerlendirme” başlıklı yazısında “Bugün Türkiye’de bine yakın şair, ele gelir şiirler yazıyor. Bunları tek tek okuduğunuzda beğenip önemseyebilirsiniz. Ama onca dergiyi, yayımlanan kitapları peş peşe okuyunca büyünün bozulduğunu görüyorsunuz. Çünkü pek çok şair bir diğerini eskitmekten (yinelemekten) öte şiir yazmıyor” diye görüşlerini dile getirmiş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten de bu derlemede onlarca şiiri peş peşe okuyunca, bir yıl boyunca yeni bir sesin pek duyulmadığını görüyoruz. Yine de benim çok sevdiğim şiirler çıktı aralarında. Roman okumaktan şiir dünyasını yakından takip etme fırsatını bulamadığım için, bana bu seçki yılın en iyi armağanı gibi geldi. Önce rasgele sayfaları çevirip tanıdık bazı şairlerin şiirlerini okudum. Sonra benimle aynı yıl doğan (1959) şairlerin şiirlerini zevkle okudum. Kitabın, şairlerin doğum yıllarına göre düzenlenmiş olması, farklı nesillerin neler yazdıklarını, farklı duyarlılık gösterdikleri konuları görmemize de olanak sağlıyor. 1986 doğumlu Ertan Yılmaz’ın şiiriyle başlayan yıllık, 1918 doğumlu İlhan Berk ile 1914 doğumlu Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya kadar uzanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirler kadar, Veysel Çolak’ın 2002 yılında yazılmış şiirler üzerine yazdığı giriş yazısı da çok önemli. Yazılan her şiirin nasıl kendi estetik kuramını da yaratması gerektiği konusuna değiniyor Çolak. Bunun başarılmadığı ortamda yazılan şiirlerde doğal olarak eksiklik hissediliyor. Bu kuşkusuz çok iddialı bir duruş noktası oluşturuyor, burada sözü edilen her şairin kendi estetik kuramı doğrultusunda şiir yazmasından öte bir durum, her şiir - aynı şairin daha önce yazdıkları da dahil – kendinden önce yazılmış şiiri karşısına alıp, yepyeni bir ses üretmek durumunda. Türk şiiri bunu yıllarca başarmış, şimdi şiiri engelleyen durumlar neler olabilir, bunu düşünmeye itiyor Çolak’ın yazısı. Gerçek bir gerilemeden mi söz ediyoruz, yoksa bir tıkanıklık mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuya Türk şiir geleneği açısından bakınca olumsuz bir tablo çıkıyor belki, fakat tüm dünyadaki sanat çevrelerinin tıkanmalardan söz etmesi, sanattan, 20. yüzyılın başındaki hareketi mi bekliyoruz sorusunu doğuruyor. Belki sanat ve felsefede artık büyük atılımlar dönemleri kapandı, bu çok üzücü ve karamsar bir düşünce olsa da, sanatın boyutunun ve işlevinin değiştiğini görmemizi engellemez. Yüce amaçlı sanat eserleri onlarca yıldır artık üretilmemekte, artık onların üretilecekleri bir dünyada da yaşamıyoruz. Romantik dönemin ulaşılmaz sanatçısı yerini memnuniyetle, medyayla iyi ilişki kurma çabasına girmiş, yüzünü piyasaya dönmüş, hatta en donuk izleyicinin de ilgisini çekmeye çalışan sanatçıya bırakmış olabilir. Bu sanatçıya karşı elbette büyük hayranlık duymuyoruz fakat değişenin sadece sanatçı değil, sanat olduğunu da anlıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün bunları söyledikten sonra, yine de Veysel Çolak’a çok hak verdiğimi söylemeliyim. Sanatta, şiirde bu değişim acı veren bir boyutta. Çolak çok yerinde olarak düşüncelerini şöyle ifade ediyor: “onca yıldır biriktirilen şiir bilgisi ve kazanımlar; dönüşmüş, aşkınlaşmış bir şiir getirememiştir. Şiir adına kazanımların yağmalandığını söylemek hiç de yanlış olmaz bu noktada. Şimdilerde kendini yağmalayan ve durmadan eskiten bir şiir yazılıyor. Artık bu malzemeden yola çıkarak büyük şiirler yazmak olanaksız görünüyor.” Bu sözlere ekleyeceğim tek şey, bunun sadece şiirin sorunu değil, sanatın sorunu olarak günümüzde değerlendirilmesi gerektiği. Bu durumun nedenlerini araştırmak sanat eleştirmenlerine kalıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bu olumsuzluk şairler tarafından da dile getiriliyor. Örneğin Ali Asker Barut (s.64) şiirinde: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bu şehrin yağmurları mısra mısra ezberimde&lt;br /&gt;Üzerinde zarif bir gökkuşağı&lt;br /&gt;Yuttuğu denizi kusuyor boğulmuş bir martı&lt;br /&gt;Düşürüp boynunu bir çöpçünün sıcak avucunda&lt;br /&gt;Hayat affet! Kalbim hoş gör beni&lt;br /&gt;Çünkü artık mümkün değil aşk&lt;br /&gt;Çünkü artık mümkün değil şiir” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanatta yeni bir şeylerin üretilemediği bir çağda yaşıyor olmamız düşüncesi büyük bir karamsarlık içeriyor. Oysa, 1982 doğumlu Gonca Özmen’in “Bulantı” gibi genç şairlerin şiirleri umut vermeli okura. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Cumhuriyet Gazetesi Kitap ekinde 06 MART 2003 tarihinde yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;Tüm yayın hakları yazara aittir, izinsiz kopyalanmaz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257796801017871?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257796801017871/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257796801017871' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257796801017871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257796801017871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/2002-iir-yll.html' title='2002 şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257700012024473</id><published>2006-07-10T17:15:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:16:40.263-07:00</updated><title type='text'>2001'de Şiir</title><content type='html'>&lt;strong&gt;2001’de Dergilerde Şiir (Binlerce renkten oluşan bir gökkuşağı çizme çabası...)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk şiirinin geçen yılında dergilerde dikkat çekici şiir olayları nelerdi, dergilerde hangi şairler hangi şiirleriyle yer aldı, hangi derginin hangi sayısı poetik bakımdan daha doyurucuydu?... Soruları çoğaltmak mümkün. Bu yazının ana konusu, 2001 yılında dergilerde şiirin durumu olacak. Şunu hemen belirmekte yarar görüyoruz: Yazının konusu "dergiler" değil, "dergilerde şiir". Bu bakımdan, dergilerdeki şiirler, şiir yazıları, polemikler ele alınacak ve bunların yıl içindeki seyirleri üzerine bazı belirlemelerde bulunulmaya çalışılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001 yılında dergilerde yayımlanan şiirlere ve şiir yazılarına bir yılın son günlerinden bakıldığında gerçekten de azımsanamayacak bir birikimin ortada durduğu görülüyor. Binlerce şiir, yüzlerce şiir yazısı... Niceliğin niteliği belirlemeyeceği kesindir; bununla birlikte şiirin bu kadar gündemde tutulmuş olmasının altı çizilmelidir. Ayrıca kitap dergilerinin de şiir eksenli yazılara önemli yer ayırdığını söylemek hiç de zor değil... Gelelim dergilere:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam Sanat dergisi her yıl olduğu gibi bu yıl da hem şiir hem de şiir yazıları yayımlamayı sürdürdü. Derginin Mart 2001 sayısında Memet FUAT'ın hayli geniş "Fazıl Hüsnü Dağlarca" incelemesi, aynı sayıda Şavkar ALTINEL'in "Yahya Kemal, T. S. Eliot ve 'Gelenek'" başlıklı yazısı, Nisan ayında Ülker İNCE'nin "Eğretileme ve İmge" yazısı, Ekim'de Özdemir İNCE'nin "Şiirin Evreni" yazısı, Kasım'da yine Özdemir İNCE'nin "Şiir Nereye, Neye Dayandı" başlıklı yazısı dikkat çekiciydi. Bu sonuncu yazıdaki tartışılmaya aday görüşler, ilk yankısını Bâki ASİLTÜRK'ün Gösteri'deki (Aralık 2001) "Şiir Okuma Notları"nda buldu. Adam-Sanat'ın Aralık sayısı ise şiir yazıları bakımından verimliydi. Bu sayıda Yücel KAYIRAN'ın "Poetik Yarılma" başlıklı yazısı ve Vecihi TİMUROĞLU'nun "Yeni Üzerine" yazısının şiirle ilgili kısımları yeni tartışmalara yol açacak gibi göründü. Adam-Sanat'ta yıl içinde yayımlanan şiirler içerisinde ilgimizi çekenlerden birkaçı ise şunlardı: "Beyaz Taş: Turgay KANTÜRK" (Şubat), "Nilüfer: Akgün AKOVA" (Şubat), "Aşkımı Bitmez Sanma: Nazmi AĞIL" (Şubat), "Chopin Akşamları: küçük İSKENDER" (Haziran), "Vasati Kırk Çöp: Nilay ÖZER" (Ağustos), "Mecusî Günleri: Sefa KAPLAN" (Kasım).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır Ol Bay Düzyazı, adından da anlaşılacağı gibi bir şiir dergisi ve derginin 2001 sayıları şiirlerle dopdoluydu. Bu şiirler içerisinde dikkati çekenlerden bir kısmını şöyle sıralamak mümkün: "Denizcim: Saliha NİLÜFER" (Ocak-Şubat), "Hesaplaşma: Sevgi KÖSE" (Ocak-Şubat), "Penelopy: Sabahattin UMUTLU" (Mart-Nisan), "Yazla Güz Arası Ne Kadar Kısa: Halim ŞAFAK" (Mart-Nisan), "Sonbahar: Eren AYSAN" (Mayıs-Haziran), "Heykel: Onur CAYMAZ" (Mayıs-Haziran), "Temenniler: Çağdaş KEÇECİ" (Mayıs-Haziran), "Yaralı Hayvanlar: Ayten MUTLU" (Eylül-Ekim), "Git: İbrahim BAŞTUĞ" (Eylül-Ekim), "Lesbia I: Salih AYDEMİR" (Eylül-Ekim), "İnceden: Emrah ALTINOK" (Eylül-Ekim), "El Yosması: Halil İbrahim ÖZCAN" (Kasım-Aralık), "İkinci Yontu: Hasan Basri ÜNLÜ" (Kasım-Aralık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akatalpa 2001'de periyodu şaşmayan şiir dergileri arasındaydı. Akatalpa'nın sık sık şiir yazılarına da yer vermesi bu dergiyi şiir açısından önemli saymamızı gerektirecek nedenlerden. Derginin Ocak sayısında İhsan ÜREN'in "Şiirimizde Ufuk Turu" dosyası ve Ramis DARA'nın "Mehmet Taner ve Şiiri" yazısı dikkat çekiciydi. Temmuz sayısında ise Tahir ABACI'nın '"Şiiri Yazmak" yazısı şiir eleştirisi alanında önemli noktalara temas etmesi bakımından, Ayşegül İZMİRLİ imzalı "Kız Kıza Dans" başlıklı yazı da şiire yaslanan bölümlerindeki ince dikkatler bakımından ilgi çekiciydi. Eylül sayısında Hasan EFE imzalı "Her Mevsim Aynı Şair: Mehmet Mümtaz TUZCU" başlıklı yazı Tuzcu'nun şiiri üzerine kalıcı belirlemelerde bulunuyordu. Akatalpa'da yıl içinde dikkat çeken şiirlerin bazıları şöyle sıralanabilir: "Balkon: Nuri DEMİRCİ" (Ocak), "Kum Saati: Yılmaz ARSLAN" (Nisan), "Ay Lekesi: Özlem TEZCAN-DERTSİZ" (Mayıs), "Lirik Serseri: Ahmet GÜNBAŞ" (Haziran), "Beyazbaht Dağlarca İnceliği: Hüseyin ALEMDAR" (Temmuz), "Kan Yürüdü: Hüseyin PEKER" (Temmuz), "Siperin İçinden: Niyazi ÖZSAN" (Ağustos), "68: Halim YAZICI" (Eylül), "Kuşlar Kabilesinden İmtihan Edilen: Mehmet Can DOĞAN" (Eylül), "Haz: Bâki Ayhan T." (Ekim), "Şair Olmak: Abdülkadir BUDAK" (Kasım), "Son Hayal: Nahit KAYABAŞI" (Kasım).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anafor, şiiri ciddiye alan üniversiteli gençlerin çıkardığı bir fanzin-dergi olarak göründü 2001'de. Başlangıçta dağınık bir görüntü arz etse de zamanla toparlandı ve düzeyini yükseltti. Şu günlerde dördüncü sayısının hazırlıklarını yapan derginin 3. sayısından birkaç şiir: "Onlar: Bünyamin ARI", "Aşka Mukavemet...: Âdem ÖNALAN", "Dünyadan Alacağımız Pay: Serap İNCEGÜMÜŞ".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlılar dergisinin şiir açısından 2001'de kalıcı olmaya aday sayısı Hakan ŞARKDEMİR ve Hakan ARSLANBENZER tarafından hazırlanan, "2000 Yılının Dergilerinde Şiir, Eleştiri ve Kuram" dosyasının yer aldığı Nisan-Mayıs sayısıydı. Bu sayıda ayrıca giriş yazısı "İmgenin Ölümü" başlığını taşıyordu; yazıda örneklerle ve polemik üslûbu içerisinde "imgeci şiir" üzerine derginin genel yaklaşımı ortaya koyuluyordu. Bu sayıda Yavuz ALTINIŞIK'ın "Biraz Müzik Lütfen" şiiri dikkat çekiciydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahçe dergisinin 2001 sayılarında hem şiir yazılarının hem de şiirlerin hayli yer tuttuğu görüldü. Kış 2001 sayısının dosya konusu "Barış"tı ve bu konu ekseninde yazılar ve şiirler yer aldı dergide. İlkyaz sayısının (24) dosya konusu "özlem"di. Bu sayıda Ahmet ADA'nın "Özlem İçin Fragmanlar" yazısı toparlayıcıydı. Yaz 2001 sayısında dosya konusu "erotizm"di ve Aydın ŞİMŞEK imzalı "Erotizm ve Şiir" başlıklı yazıyla Ahmet ADA'nın "Erotizm İçin Fragmanlar" yazısı önemliydi. Bahçe'nin 2001 şiirlerinden bazıları: "Kâğıttan Gözyaşları: Gültekin EMRE" (Kış), "Kapılar: Osman Serhat ERKEKLİ" (İlkyaz), "Sur: Özlem TEZCAN-DERTSİZ" (İlkyaz), "Hasretkeş Gazel: Hüseyin Cahit" (İlkyaz), "Çocukluk Aşk Sevişmek: Bâki Ayhan T." (Yaz), "Çığlık: Betül TARIMAN" (Yaz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka'nın 2001 yılı sayılarına bakıldığında, ürün dergisi görünümünde olan bu dergide tek şiir yazısının Bâki Ayhan T. imzalı "Günümüz Şairi Flâneur Olabilir mi?" başlıklı yazı olduğu görülüyordu. Başka'nın 7. ve 8. sayılarında şu şiirlerin yanına, yıl içinde okurken (+) koyduğumuzu gördük: "Geçen Yaz: Halil GÖKHAN", "Eve Geldim: Mesut AŞKIN", "İki Fotoğraf Arası: Şeref BİLSEL", "Lanetli Bahçenin İki Yüzü: Turgut TOYGAR", "Bir Böcek Bir Kadın: Mesut AŞKIN".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Budala (yani, elinizdeki şiir ağırlıklı edebiyat dergisi!) 2001'de yenilenmiş formatıyla dört sayı çıktı ve sayfalarında şiire geniş yer verdi. Dergide son aylarda şiir yazılarının da yer almaya başlamış olması önemli bir değişimdi. Budala'nın dört sayısında da Cumhuriyet dönemi Türk şiiri tarihi için önemli sayılan bazı eski kitaplar tanıtıldı, Can BAKKOTAR'ın "Sinema ve Şiir Notları" devam etti. Mayıs sayısında Bâki ASİLTÜRK imzalı "Tanpınar: Şair!" yazısı, Fethi NACİ'ye cevap niteliğindeydi. Hâmi ÇAĞDAŞ'la şiir eksenli söyleşi, Bora ERCAN'ın "Şiirde Enflasyon Üzerine" yazısı, Eylül sayısında Bâki ASİLTÜRK imzalı "Gökten Üç Elma Düştü: Şiir Dünyamıza..." başlıklı polemik ve eleştiri yazısı, şair Salih AYDEMİR'le şiir ve editörlük eksenli söyleşi, Bora ERCAN'ın "Bilgisayar, İnternet ve Şiir" yazısı dikat çekti. Kasım-Aralık sayısında ise Erol TUFAN "Kadıköy Kalemşörleri" başlıklı seri yazılarına başladı; ilk bölümde şair Turgay KANTÜRK'ü tanıttı. Yanı sıra, şair Osman OLMUŞ'la yapılan söyleşi, Yücel KAYIRAN imzalı "Aşırı Fenomen Olarak Günümüz Şiir Dergileri" başlıklı yazı önemliydi. Budala'nın 2001 şiirlerinden bazıları şöyle sıralanabilir: "Lavabo: Yücel KAYIRAN" (Şubat), "Aşk İlâhileri: Metin CENGİZ" (Mayıs), "Sevişmenin Muhayyer Olduğu Yer: Osman OLMUŞ" (Mayıs), "Bkz. Aşk: Çağlar ÇABUK" (Mayıs), "Aşksıvı İlhan Berk İnceliği: Hüseyin ALEMDAR" (Eylül), "İncindi Leylâ: Onur CAYMAZ" (Eylül), "Uykusuz Bilge: Şair: Bâki Ayhan T." (Eylül), "Korkulu Uyku: Kaan OĞUZCAN" (Eylül), "Ölüm ve Cenaze: Özcan ERDOĞAN" (Eylül), "Aşk Sonrası: Serap İNCEGÜMÜŞ" (Eylül), "Parçalanmış Bedeninle Gel Bana: Altay ÖKTEM" (Kasım-Aralık), "Boş Küfeler: Turgay KANTÜRK" (Kasım-Aralık), "Düş: Halim YAZICI" (Kasım-Aralık), "O An: Nurduran DUMAN" (Kasım-Aralık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dergâh dergisinde yıl içinde bir yandan çok sayıda şiir bir yandan da şiir yazısı yayımlandı. Cevat AKKANAT, Ocak sayısında "Cemal Süreya Şiirinde Geleneğin Görünüşü" yazısını, Şubat ve Mart sayılarında da İlhan Berk şiirinde geleneğin izlerini irdeleyen yazılarını yayımladı. Ayrıca Şubat sayısında Beşir AYVAZOĞLU'yla yapılmış "Ahmet Haşim'i Unutmak Mümkün mü?" başlıklı söyleşi, Mart sayısında Levent DALAR imzalı "Günümüz Şiirini Anlama Çalışmaları" yazısı dikkat çekti. Mayıs'ta Uğur SOLDAN'ın kaleme aldığı "Şiirin Aynasındaki Simurg: Hilmi Yavuz'un Şiirine Toplu Bir Bakış Denemesi" önemliydi. Dergâh'ta geçen yıl dikkatimizi çeken şiirlerin bazıları şunlardı: "Şiir: Rıdvan SÖZENER" (Ocak), "Işıklandırma Çalışmaları: İbrahim TENEKECİ" (Şubat), "Çabuk Kış: Mehmet AYCI" (Nisan), "Tapınak: Cahit KOYTAK" (Aralık), "Rutubet: Selçuk KÜPÇÜK" (Aralık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dize'nin 2001 şiirlerinden bazıları yeniden okuma önerisiyle şöyle sıralanabilir: "Sessiz Koro: Mehmet Sadık KIRIMLI" (Ocak), "İkimize Yalnızlık Ayarla: Sadık YAŞAR" (Ocak), "Dokunulmaz Yarayız Birbirimize: Veysel ÇOLAK" (Şubat), "Bahar Çarpması: Ahmet GÜNBAŞ" (Haziran), "Gri Oda: Yılmaz ARSLAN" (Haziran), "Ansızın: Sabahattin YALKIN" (Eylül), "Son Vuruş: Selma AĞABEYOĞLU" (Ekim), "Sele Kapılan Küre: Bâki Ayhan T." (Kasım).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşlük 2001 Mart'ında çıkmaya başlayan bir dergiydi ve yayımını düzenli olarak sürdürdü. Derginin ilk sayısında Ahmet TÜZÜN'ün Abdülkadir BUDAK şiiri üzerine yazısı dergideki derli toplu inceleme yazılarından biri olarak dikkat çekiciydi. Eylül sayısında Özkan MERT'in kendi hayatı ve şiiri ekseninde anlattıklarının da yeniden dikkatle okunması gerekir. Şiirlerden birkaçı ise yayımlanış sırasıyla şöyle anılabilir: "İmge Çukurları: Oğuz ÖZDEM" (Nisan), "Nedensizliğe Dair Bir Deneme: Derya ÖNDER" (Nisan), "Yaklaştıkça Yeni: Kadir AYDEMİR" (Nisan), "Bu Şiiri Sarhoş Bir Papağan Süflö Etti: Kubilay KÖKTÜRKSUVARLI" (Mayıs), "Daha Ne Var ki: Aytimur DOĞAN" (Mayıs), "Karakış Defteri 10-11: Yüksel ANDIZ". (Temmuz-Ağustos), "Gülümbe Rampasında: Zeki İPEKDAĞ" (Temmuz-Ağustos), "Kumsaati Zamanlar: Yılmaz YEŞİLDAĞ" (Eylül).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E dergisinin 2001'de şiire önemli bir yer ayırdığını gördük. Dergide Veysel ÇOLAK'ın şiir yazılarını, İskender PALA'nın da Divan şiiri eksenli yazılarını düzenli olarak sürdürmesi önemliydi. Ayrıca küçük bir aksamayla da olsa "Şiir Noktası" devam etti. E'nin Ocak sayısının şiir bakımından en önemli yönü NIETZSCHE'nin şiirlerinin (çev. Nihat TEZEREN) yayımlanması oldu hiç kuşkusuz: "Okulum Pforta", "İhtiyar Annecik", "Sonbahar", "Balıkçı Genç Kız", "Elveda", "Dionysos Methiyeleri"... E'nin Temmuz sayısında Arif DAMAR'la yapılan genişçe bir söyleşi yer aldı. Şairin verdiği yanıtlardan kendi şiirinin bazı ipuçlarını yakalamak mümkün oldu. Aynı sayıda Mehmet H. DOĞAN'ın Yüzyılın Türk Şiiri: 1900-2000 antolojisi hakkında bir eleştiri dosyası açılmış olması da önemliydi. Nevzat ÇELİK, Yücel KAYIRAN, Tuğrul TANYOL, Mehmet Can DOĞAN, Osman ÇAKMAKÇI, Seyyit NEZİR... gibi isimlerin yanıtlarından oluşan dosya, antolojiyi özellikle eksiklikleriyle gündeme getiriyordu. Yine Temmuz sayısında İbrahim BAŞTUĞ'un, Cemal SÜREYA'nın unutulan dört şiirini ortaya çıkarmış olması önemliydi. E'nin Aralık 2001 sayısının kapağı yine bir şairdi; kendi kuşağının öne çıkan adlarından Lâle MÜLDÜR. Dergide, şairin son kitabı Saatler/Geyikler ekseninde bir konuşma yer alıyordu. Aynı sayıda, şair Metin KAYGALAK'la yapılan söyleşi de şiir üzerine bazı saptamaların yapıldığı bir konuşma olarak önemli görülmeli. E'de yıl içinde Osman ÇAKMAKÇI'nın şiir yazıları da hem belli bir düşünce olgunluğunu hem de birikimi barındırdığı için dikkate değerdi. 2001'de E'de yayımlanan şiirlerden dikkatimizi çekenlerden bazıları: "Atkestanesi Mevsimi: Serdar KOÇAK" (Ocak), "Tanrı'nın Oyunu: Hasan ÖZTOPRAK", (Eylül) "Babamın Ölümü: İrfan YILDIZ" (Eylül), "Asyanın Su Gözleri Toprak Dili: enderemiroğlu" (Aralık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat ve Eleştiri dergisi şiiri her zaman gündeminde tuttu. Hem yayımladığı çok sayıda nitelikli şiirle hem de şiir üzerine yazılarla 2001'de Ankara'dan şiirin nazbını tuttu. Temmuz-Ağustos-Eylül-Ekim aylarını kapsayan 55-56. sayılarında Abdülkadir BUDAK'ın "Sayfalar" şiiri beyitlerle kurulmuş olması yönüyle biçim bakımından, kendine özgü söyleyiş tadını vermesi yönüyle ise şiirsellik bakımından dikkat çekiciydi. Ahmet YILDIZ'ın şair Adnan ÖZER'le yaptığı söyleşi bu sayının önemli verimleri arasındaydı. Edebiyat ve Eleştiri'nin Kasım-Aralık sayısında Enis BATUR'un "negresco 1915", Hayati BAKİ'nin "Güz Yaprakları V" başlıklı şiirleriyle Serdar AYDIN'ın, şiir yıllıklarına ilişkin eleştirel yazısı önemliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001'in Türk şiiri için önemli olaylarından biri de Hece dergisinin Mayıs-Haziran-Temmuz 2001 sayıları olarak yayımladığı "Türk Şiiri Özel Sayısı"ydı hiç kuşkusuz. Tam 686 sayfalık bu dev "özel sayı" şimdiden önemli bir başvuru kaynağı olarak kitaplıklardaki yerini aldı. Gerçi bu çalışmada önemli eksiklikler de vardı, 2000 yılında dergilerde yer alan şiir yazılarının çoğu unutulmuştu; ama hatırlananların varlığı da küçümsenemeyecek bir birikim oluşturuyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islık'ın sesi yine duyuldu geçen yıl. Ocak-Şubat sayısında Şeref BİLSEL'in "Mustafa Köz'ün Şiirinde Dize Gelişleri" ve Osman Serhat ERKEKLİ'nin "Şiirimizin Son Durumu Üzerine Notlar" başlıklı yazıları önemliydi. Mart-Nisan sayısında Şeref BİLSEL'in "Kadıköy Çeşitlemesi" notları, yazarın, Kadıköy'e bulaşmış şairler üzerine küçük dikkatlerini bir araya getiriyordu. Önümüzdeki dönemde şiir-inceleme-eleştiri dergisi kimliğine bürüneceğini duyduğumuz Islık'ta geçen yıl yayımlanan ve dikkat çekici olduğunu düşündüğümüz şiirlerden birkaçı: "Şarkı IV: Metin CENGİZ" (Ocak-Şubat), "Kuyu Başındayım: Yavuz ÖZDEM" (Ocak-Şubat), "Masal: Altay ÖKTEM" (Ocak-Şubat), "Bekledim: Sadık YAŞAR" (Mart-Nisan), "Fısıltılar: Ahmet ADA" (Mayıs-Haziran), "Yağmur Falı: Şeref BİLSEL" (Mayıs-Haziran), "Kamyon: Zafer Ekin KARABAY" (Mayıs-Haziran), "Yalnızlık Dedi Adına: Oğuz ÖZDEM" (Mayıs-Haziran), "Aşkist: Enver TOPALOĞLU" (Kasım-Aralık), "Son Suya Yazı: Celâl SOYCAN" (Kasım-Aralık), "Kımıldayan Taşlar: Kadir AYDEMİR" (Kasım-Aralık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aylık Şiir Postası Dize, küçük gecikmelerle birlikte periyodu şaşmayan dergilerdendi 2001'de. Yıl boyunca Veysel ÇOLAK, Muhsin ŞENER, Hale ALÇELİK, Mahmut TEMİZYÜREK... başta olmak üzere değişik imzaların yazılarının yanı sıra "Dize Mitolojisi" köşesi de ilgiyle okundu. Muhsin ŞENER'in "Şiirin Dibi" ve Veysel ÇOLAK'ın "Küreselleşme Sürecinde Şiir", "Biçimde Öncülük ya da Yıkıcı Yaratıcılık" yazılarına (+) işareti koyduğumuzu belirtelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösteri'nin Ocak 2001 sayısı, öteki sayılarına nazaran şiir bakımından hayli zengindi. Kemal ÖZER, Hüseyin YURTTAŞ, Osman OLMUŞ, Cenk KOYUNCU, Enver TOPALOĞLU, Gazanfer ERYÜKSEL, Lüsan BIÇAKÇI gibi şairlerin yeni şiirlerinin yanı sıra Yücel KAYIRAN'ın Türk şiirinin 2000 yılını değerlendiren yazısı önemliydi. Bu yazıda özellikle tartışmaların arka planlarına yapılan göndermeler, yazarının ne kadar iyi bir gözlemci olduğunu ortaya koyar nitelikteydi. Aynı derginin Nisan 2001 sayısında editör Hami ÇAĞDAŞ'ın Mehmet H. DOĞAN'la yaptığı Yüzyılın Türk Şiiri: 1900-2000 antolojisiyle ilgili röportajı okuduk. Röportajda Hami ÇAĞDAŞ'ın eleştirmene sorduğu soruların yalnızca antoloji ekseninde kalmayıp şiir tartışmalarına ve yıllıklara da değiniyor olması, röportajın kuşatıcılığını göstermesi bakımından önemliydi. Derginin Mayıs-Haziran 2001 sayısında Bâki ASİLTÜRK'ün "Arkadaş Z. Özger Şiir İnceleme Yarışması"nda ödül alan incelemesi yayımlandı: "Turgut Uyar'ın Göğe Bakma Durağı Şiirinde Ses Anlam Uzam". İncelemenin sağlam akademik karakteri, farklı kaynaklara başvuran bir çokyönlülük göstermesi ve şiiri değişik açılardan ele alıyor olması dikkat çekiciydi. Gösteri'nin Ağustos sayısında Bâki ASİLTÜRK, "Şiir Okuma Notları" başlıklı yazılarına başladı; yılın son ayına gelindiğinde bu notlar sürmekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaşgar dergisi 2001'in Ocak-Şubat aylarında 19. sayısını yayımladı. Bu sayıda Cahit KOYTAK'ın ilk sayfalardan giren şiirleri önemli bir birikimin ürünü olmaları bakımından dikkat çekiciydi; bu şiirlerin ileriki bölümleri sonraki sayılarda sürdü. Yine 19. sayıda Ömer ERDEM'in "Yan Oda" şiiri ise imge kurmanın örneği olarak okunabilecek bir şiirdi. Mart-Nisan sayısında Âlim KAHRAMAN'ın "Şairin Kalbindeki Şehir" başlıklı yazısı Yahya Kemal'in İstanbul'a bakışını ele alan bir yazıydı. Kaşgar'ın Mayıs-Haziran sayısında Mehmet Can DOĞAN'ın "Taşın Bildiğini Su da Bilir" başlıklı yazısı Mehmet TANER şiirini değişik yönleriyle inceleyen, farklı bakışlar içeren bir yazıydı. Eylül-Ekim sayısında ise Hilmi TEZGÖR'ün "Kapaklar" şiiri sözü edilmesi gereken ürünler arasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavram-Karmaşa dergisinin 2001 yılı sayılarında şiir hep en öndeydi; dergi giderek bir şiir-eleştiri dergisi kimliği kazandı. Şubat sayısı Haydar ERGÜLEN şiirini irdeleyen yazıların ağırlıkta olduğu bir sayıydı. Muhsin ŞENER'in bir inceleme yazısı da anılmalı bu sayıdan: "Ayhan Kurt'un 'Müsadere' Şiiri İçin". Mayıs sayısında Hüseyin PEKER'in şiirini değerlendiren yazılar ağırlıktaydı. Halim ŞAFAK'ın Hilmi HAŞAL'la yaptığı söyleşi de ilginç konulara değinilmiş olması yönüyle önemliydi. Kasım sayısında "Yeraltı Şiiri" farklı imzaların yazılarıyla ele alınmış, ayrı bir dosyada da Ahmet ERHAN'ın poetikası irdelenmişti. Derginin editörü Halim ŞAFAK'ın yazıları her iki dosyada da konuları kavramadaki gücü bakımından dikkate değerdi. Kavram-Karmaşa, bir sonraki sayısında "Şiir ve Etkileşim" dosyasını açmış, Metin CENGİZ ve Halim ŞAFAK yazılarıyla bu dosyaya canlılık kazandırmışlardı. Derginin 2001 şiirlerinden bir kısmı şöyle sıralanabilir: "Aeterna Nocte: Bâki Ayhan T." (Haziran), "7. Can Türküsü: Metin CENGİZ" (Eylül), "Yinelenmez Umar: Hilmi HAŞAL" (Eylül), "Bir Hırsızdan Bir Hırsıza Bırakılan Not: Özcan ERDOĞAN" (Eylül).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap-lık dergisi 2001 yılı içinde her sayıda şiir yayımladı, ayrıca Mehmet H. DOĞAN'ın şiir üzerine sürekli yazılarını Kitap-lık'ın sayfalarında okuduk. Ocak-Şubat sayısında Murat YALÇIN'ın Ece Ayhan'la yaptığı söyleşi, Mart-Nisan sayısında ise "Vesika-lık: Behçet Necatigil" bölümü Türk şiir tarihindeki yerini aldı. Yine Mart-Nisan sayısında Mehmet H. DOĞAN'ın "Kökü Kurumayan Şiir" yazısı Türk şiirinin yakın dönemde geçirdiği evreleri ele alırken, Özdemir İNCE'ye yaptığı göndermelerle hafızalarda yer etti. Mehmet H. DOĞAN'ın, antoloji tartışmalarında kendisine yöneltilen suçlamalara Kitap-lık'ın Eylül-Ekim 2001 sayısında uzun ve ayrıntılı yanıtlar vermiş olduğunu da anımsatalım. Dergiden yıl içinde kenarına yıldız işareti koyulabilecek şiirleri şöyle sıralayabiliriz: "Altı Sone Artı Altı Dörtlük: Enis BATUR" (Ocak-Şubat), "Beş Yıl Var Uğramadım Şairlerin Şehrine: Mehmet YAŞIN" (Ocak-Şubat), "Güz Vurgunu: Bilgin ADALI" (Eylül-Ekim), "Yitmeyen İki İyilik: Ebubekir EROĞLU" (Kasım-Aralık), "Adamotu: Mehmet Can DOĞAN" (Kasım-Aralık), "Siyah Silah: Soner SANCAKTEPE" (Kasım-Aralık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kül dergisinin Haziran-Temmuz sayısında Hayati BAKİ'nin "Ahmet Haşim: Akşam, Yine Akşam, Yine Akşam" yazısı belirleyici içeriğiyle, Ekim sayısında da Altay ÖKTEM imzalı "Sözcükten Kurulan Şiir; Tahtadan Yapılan Adam" başlıklı yazı farklı dikkatleriyle ilgi çekiciydi. Kül'ün elimizde olan iki sayısından iki şiir: "Karın Yitik Rengi: Ayhan BİNGÖL" (Haziran-Temmuz), "Balkondan Aşağı Sarkmış Çocuğum: Halim ŞAFAK" (Ekim).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2001 yılı başında çıkmaya başlayan Öteki-siz dergisinde (Kendileri güzel bir nitelemeyle "şiir-derdi" diyorlar!) şiir kendine önemli oranda yer buldu. Mayıs sayısında Fidan ÇOBANOĞLU imzasıyla yayımlanan "Ahmet Hamdi Tanpınar Mezarında Dönecek" başlıklı yazı, Türk şiirinin önemli adlarından birini anımsaması / anımsatması bakımından önemliydi. Öteki-siz'de yıl içinde ilgimizi çeken şiirler şunlardı: "Saint Antuan: Derya ÖNDER" (Ocak), "Haberci Öteki Tin: Yüksel ANDIZ" (Şubat), "Güzergin: Halim ŞAFAK" (Mart), "Meriç Hanım 16: Salih AYDEMİR" (Mart), "Orta Yaşta Ölmüş Bir Şaire Ödenen Borç: Bâki Ayhan T." (Mayıs), "Bin Yıl Sonu İçin Dört Kırık Şiir I: Mehmet İŞTEN" (Temmuz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiirli Çıkın da periyoduna dikkat eden bir şiir dergisiydi 2001'de. Zaman zaman şiir yazılarına yer verilmiş olmakla birlikte Şiirli Çıkın daha çok, bir ürün dergisi görünümündeydi. Derginin Mart sayısından itibaren yer alan Hilmi HAŞAL'ın "Şiirin Kır Kıyısı" başlıklı şiir notları ilgiyle okundu. Şiirli Çıkın'da yıl içinde ilgimizi çeken şiirlerin bazıları şunlardı: "Doluşiir: İhsan TEVFİK" (Mayıs), "Cinayet: Çağlar ÇABUK" (Mayıs), "Bıçak: Abdullah ERASLAN" (Mayıs), "Ki İstanbul: Mustafa FIRAT" (Temmuz-Ağustos), "Kumsaati Zamanlar 2: Yılmaz YEŞİLDAĞ" (Eylül), "Güz Delisi + Sürgün Menekşe: Engin TURGUT" (Eylül), "Konuk: Selami KARABULUT" (Eylül), "Mühür: Abdullah ERASLAN" (Eylül),"Mektuplar Yazıyorum: Arzu K. Ayçiçek" (Ekim), "Serzeniş Sone: Yılmaz ARSLAN" (Ekim).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiir Oku dergisi 2001'de zaman zaman şiir yazılarına da yer verdi; daha çok da, şiir yayımladı. Derginin 2000 yılı sonlarında yayımladığı "Akdeniz Şiiri ve Kültürü" dosyasının yankıları 2001'e uzandı. Benzeri dosyaların yayımlanması Şiir Oku'nun kalıcılığında rol oynayacaktır. Ocak-Şubat sayısında, "Salih BOLAT'tan Mustafa KÖZ'e Mektup"ta şiirin günümüzde nasıl algılandığına ya da algılanmasının istendiğine ilişkin önemli tespitler vardı. Mart--Nisan sayısında Fazıl Hüsnü DAĞLARCA'nın "Dünya Şiir Günü Bildirisi" önemliydi. Aynı sayıda Ayten MUTLU'nun "Dil, Şiir Dili ve Teknoloji" başlıklı yazısı şiir-dil-teknoloji köşeleri arasında çizilen bir üçgen üzerine kuruluydu. Derginin her sayısında "Şiirli Maarif Takvimi" köşesinde bazı şairler kısa biyografileriyle ve şiirlerinden birer örnekle tanıtıldı. Şiir Oku'nun 2001 sayılarında dikkat çeken bazı şiirler şöyle sıralanabilir: "Göz: Yaprak ÖZ" (Ocak-Şubat), "Varsamal: Halil İbrahim BAHAR" (Ocak-Şubat), "Alaysama: Halil İbrahim BAHAR" (Mayıs-Haziran).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uç dergisinin 11. sayısında Ahmet AYVACI tarafından Kenan SARIALİOĞLU'yla yapılan söyleşi ve Olcay GÜNEŞ'in "Ölümsüzlük Ardında Emily Dickinson" incelemesi dikkat çekti. Derginin bu sayısından birkaç şiir: "Ayaktaki Yeşili Söylemek: F. H. DAĞLARCA", "Adı Umutla Karışık Beklemek Çıkmazları: Mustafa FIRAT", "Sıfır: C. Hakkı ZARİÇ", "Çelişki: Çağlar ÇABUK", "Yalnız Tango: Cengiz KILÇER", "Dünyayla Aram Açılıyor: Bayram BALCI", "Kenti Uyutuyorum...: Aziz Kemal HIZIROĞLU", "Birler Meclisi XII: Sina: Orhan ALKAYA".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzak şiir seçkisi 2001'de bazı sayılarını büyük ölçüde alıntılarla doldurmuş olsa da yayımını ısrarla sürdürdü ve gereken yerlere ulaştırıldı. Belki de seçkinin boyutlarından kaynaklanan bir problem olarak, derinlikli şiir yazıları fazlaca görülmedi Uzak'ta. Bununla birlikte İrfan YILDIZ'ın toparlayıcı örneklemeli yazıları ve röportajları dergiyi zenginleştirdi. Aralık sayısında, Ercüment UÇARI'yla 1988'de yapılmış bir söyleşinin gün ışığına çıkarılmış olması güzel bir sürpriz olarak Türk şiir tarihine geçti. Uzak'tan birkaç şiir: "Böyle Sürmez Bu Büyü: Zekeriya SAKA" (Mart), "Bir Geçmişimiz Vardı: Fatma NUR" (Nisan), "Rüzgârlı Hayat: İrfan YILDIZ" (Ekim).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varlık dergisi her yıl olduğu gibi bu yıl da her ay önemli sayıda şiir yayımladı. Asıl önemlisi, bu şiirlerin bir kısmının "Ustaların Seçtikleri" çerçevesinde olmasıydı; çünkü bu çerçevede yayımlanan şiirlerin edebiyatımıza yeni imzalar kazandırmada önemli bir işlevi olduğu kuşku götürmez. Şiirleri yayımlananlardan şiirlerindeki düzeyin dikkat çekici olduğunu düşündüğümüz, dergiyi okurken şiirlerinin yanına (+) işareti koyduğumuz bazı adları saymakta sakınca görmüyoruz: Ayşen GÜL, Ataman AVDAN, Onur AKYIL, Bahtiyar KAYMAK. Varlık'taki önemli olaylardan biri de Metin CENGİZ'in "Aynanın Arkasında Janusun İki Yüzü" başlığı altında şiir yazılarını yıl boyunca sürdürmüş olmasıydı. Özellikle son aylarda şairin, daha doyurucu, bilgilendirici ve yönlendirici yazılar yazmış olduğu dikkat çekti. Yılın sonlarına doğru Varlık'ta küçük İskender'in "Rimbaud'ya Akıl Notları" başlığı altında polemik yazılarına başladığını da ekleyelim. Varlık'ın Ocak 2001 sayısındaki "Hüseyin Ferhat Söyleşisi"ni (Hilmi Haşal), Şubat 2001 sayısındaki mini "Didem Madak Dosyası"nı ve "Abdülkadir Budak Söyleşisi"ni, Temmuz 2001 sayısındaki "Antoloji Cephesinde 'Yüzyıl' Savaşı" dosyasını, Eylül 2001 sayısında Hüseyin MEVSİM imzalı "Şair ve Uğursuz Kadınlar" yazısını kalıcılık açısından önemli gördük. 2001'de Varlık'ta yayımlanan niteliklİ şiirlerden ancak birkaçının adını anabileceğiz: "Sır: Enver TOPALOĞLU" (Şubat), "Camkırıkları: Deniz DURUKAN" (Ocak), "Beden Dili: Metin CELÂL" (Nisan), "Zaman Denilen Büyü: Veysel ÇOLAK" (Nisan), "Katili Bulunana Dek Her Ceset Masumdur: Altay ÖKTEM" (Nisan), "Soğuma: Abdülkadir BUDAK" (Mayıs), "Yörünge: Mustafa KÖZ" (Haziran), "Yağmur Yağıyor Gibi Ölüyorsun: Çiğdem SEZER" (Haziran), "Çalgın: Yücel KAYIRAN" (Temmuz), "Epe Flöre Kılıç: Nilay ÖZER" (Temmuz), "Kıtlık: Mustafa ZİYALAN" (Ağustos), "Şarkı 11: Metin CENGİZ" (Ekim), "Berhudar Olamadığım Yer: Osman OLMUŞ" (Ekim), "Kum ile Su: Şükrü ERBAŞ" (Kasım), "Kaç Flüte: Halim YAZICI" (Kasım), "Su'yla Dans Eden: Erdal DOĞAN" (Aralık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedi İklim de 2001'de şiire önem veren dergilerdendi. Dergideki doyurucu içerikli yazılardan biri Osman ÖZBAHÇE tarafından kaleme alınan ve Mayıs sayısında yer alan "Arif Ay'ın Şiirine Genel Bakış" başlıklı yazıydı. Haziran'da ise Can SİİRT'in, 2000 yılı Türk şiirini değerlendirme amacını taşıyan yazısı önemliydi. Derginin Aralık sayısı geniş bir "Ebubekir Eroğlu Dosyası" sunması bakımından kalıcı olmaya adaydı. Yedi İklim'de 2001'de dikkatimizi çeken bazı şiirler: "Karamsar: Y. Serkan DOĞAN" (Şubat), "Tablo: Adem TURAN" (Şubat), "Ducita (Arya): Ali GÜNVAR" (Mart), "Çıksalın Durağı: Murat SOYAK" (Mart), "Yakan Top: Osman ÖZBAHÇE" (Mayıs), "Yarışma: Ahmet Edip BAŞARAN" (Haziran).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yenibinyıl Şiir yüksek sesli bir çıkış yaptı 2001'de; bu çıkışın yankılarını bulup bulmayacağı önümüzdeki aylarda belli olacak. Ağustos ve Ekim sayılarındaki giriş yazıları bir parça dağınık görünmekle birlikte günümüz şiir ortamındaki problemlerin pek çoğuna dokunur nitelikteydi. Aralık'ta ise Gürel ORMANCI imzalı "Dördüncü Yeni'den Yenibinyıl"a başlıklı yazı şiirin güzelliği, yeniliği üzerine değerlendirmeleriyle öne çıktı. Yenibinyıl Şiir'den bazı şiirler: "Güz Dörtlükleri: Osman Serhat ERKEKLİ" (Ağustos ve Ekim), "İyi Akşamlar Dünya: Mustafa GÜNAY" (Ekim), "Reenkarnasyon: Mehmet SARSMAZ" (Aralık), "Yağmur Başladı: Bilge AY" (Aralık), "Önceki Yağmurdan: Ataman AVDAN" (Aralık).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edebiyat dergilerinin yanı sıra kitap dergileri de gerek şiir dosyalarıyla gerek söyleşi ve şiir yazılarıyla 2001'de şiirin gündemde kalmasında rol oynadı. Özellikle Cumhuriyet-Kitap'ta Turhan GÜNAY'ın editörlüğünde Deniz DURUKAN tarafından hazırlanan "günümüz dergileri" dosyası (18 Ekim, sayı: 609) uzun süre tartışıldı, gündem belirledi. Hatta denebilir ki bu dosyadan sonra edebiyat dünyasında dergilere olan ilgi epey arttı. Yine Cumhuriyet-Kitap'ta Gültekin EMRE'nin Enis BATUR'la Doğu-Batı Divanı kitabı ekseninde yaptığı şiir söyleşisi (13 Eylül, sayı: 604) arşive geçti. Güngör Tekçe'nin, Cemal Süreya Ödülü'nü alan Seğiren kitabına ilişkin birkaç yazı da çıktı dergide; Melisa GÜRPINAR'ın epey geniş ve derin yazısı (30 Ağustos, sayı: 602) ile Deniz DURUKAN'ın şairle söyleşisi (22 Şubat, sayı: 575) bunlar arasındaydı. Radikal-Kitap'ta Seda ARUN'un Özdemir ASAF şiirini irdeleyen yazısı (20 Nisan, sayı: 5), Yusuf ALPER'in Adnan ÖZER'in toplu şiirini inceleyen yazısı (20 Nisan, sayı: 5) bu dergiden akılda kalanlardı. Bu iki kitap dergisinde de yıl içinde elbette çok sayıda şiir yazısı yayımlandı. Ne var ki onların hepsini anmak ancak bir arşiv dökümü için gerekli ve mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bâki Ayhan T.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: Bu değerlendirmeleri yaparken, elimizde bütün dergilerin bütün sayılarının olmadığını, hatta bazı dergilerden hiç söz açamadığımızı belirtelim. Eksiklikler ve gözden kaçmalar için şairlerden, yazarlardan, editörlerden, okuyuculardan anlayışlı olmalarını bekliyoruz. Malum, geçen yılı ekonomik krizle geçirdik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İKİNCİ NOT: Bu kötü hava koşullarında kilometrelerce yol kat edip İstanbul'a günübirlik gelerek teknik konularda fedakârca çabaladığı için Kaan OĞUZCAN'a çok şey borçluyuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇÜNCÜ NOT: Bazı dergilerin eksik sayılarına ulaşmamızda -her zaman olduğu gibi- yardımlarını esirgemeyen Mustafa KÖZ'e de ayrıca teşekkürler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu yazı şiir ağırlıklı edebiyat dergisi Budala’nın Ocak-Şubat 2002 tarihli 19. sayısından alınmıştır.)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257700012024473?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257700012024473/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257700012024473' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257700012024473'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257700012024473'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/2001de-iir.html' title='2001&apos;de Şiir'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257681294949740</id><published>2006-07-10T17:13:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:13:33.466-07:00</updated><title type='text'>2000 Şiir Yıllığı</title><content type='html'>2000 Şiir Yıllığı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADAM YAYINCILIK / Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülten Akın-Cevat Çapan-Cengiz Bektaş-Kemal Özer-Ruşen Hakkı-Hilmi Yavuz-Ülkü Tamer-Ergin Günçe-Ahmet Uysal-İhsan Üren-Eray Canberk-Fikret Demirağ-Yüksel Pazarkaya-Hüseyin Atabaş-Ataol Behramoğlu-Hasan Şişli-Süreyya Berfe-Sennur Sezer-Güven Turan-Refik Durbaş-Özkan Mert-Hidayet Karakuş-Ahmet Özer-Hüseyin Peker-Mehmet Taner-Ahmet Telli-Ahmet Ada-Metin Güven-İnci Asena-Celâl Soycan-Hulki Aktunç-Azer Yaran-Sina Akyol-Nuri Demirci-A. Hicri İzgören-Mehmet Mümtaz Tuzcu-Tahir Abacı-Gültekin Emre-İzzet Yasar-Enis Batur-Abdülkadir Budak-Gazanfer Eryüksek-Oya Uysal-Ergin Yıldızoğlu-Metin Cengiz-Şükrü Erbaş-Tarık Günersel-Yaşar Miraç-Tuğrul Tanyol-Ali Cengizkan-Veysel Çolak-Hüseyin Ferhad-Hilmi Haşal-Ahmet Güntan-Roni Margulies-Murathan Mungan-Yusuf Alper-Adnan Azar-Salih Bolat-Haydar Ergülen-Turgay Fişekçi-Sefa Kaplan-Lale Müdür-Yavuz Özdem-Mahmut Temizyürek-İlyas Tunç-Şerif Erginbay-Muzaffer Kale-Yunus Koray-Halil İbrahim Özcan-Hasan Öztoprak-Engin Turgut-Orhan Alkaya-Ergül Çetin-Bedirhan Toprak-Mehmet Yaşın-Osman Hakan A.-Salih Mercanoğlu-Tuğrul Asi Balkar-Metin Fındıkçı-Tuğrul Keskin-Çiğdem Sezer-Cem Uzungüneş-Turgay Kantürk-Yılmaz Odabaşı-Oktay Taftalı-Zeynep Uzunbay-Sunay Akın-Hüseyin Alemdar-Hüseyin Atlansoy-V. B. Bayrıl-Birhan Keskin-Enver Topaloğlu-Nazmi Ağıl-Ali Asker Barut-Küçük İskender-Altay Öktem-Hakan Savlı-Derya Çolpan-Ömer Erdem-Metin Kaygalak-Bejan Matur-Mehmet Can Doğan-Didem Madak-Şener Özmen-Zafer Ekin Karabay-Kuvvet Yurdakul-Nilay Özer-Zeynep Köylü-Can Bahadır Yüce-Şeref Bilsen-İhsan Deniz-Ender Emiroğlu-İzzet Göldeli-Arif Madanoğlu-Faize Özdemirciler-Bâki Ayhan T. (Arka Kapak)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257681294949740?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257681294949740/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257681294949740' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257681294949740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257681294949740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/2000-iir-yll.html' title='2000 Şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257675841190500</id><published>2006-07-10T17:12:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:12:38.413-07:00</updated><title type='text'>1999 Şiir Yıllığı</title><content type='html'>1999 Şiir Yıllığı &lt;br /&gt;ADAM YAYINCILIK / Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükran Kurdakul-Ece Ayhan-Veysel Öngören-Arif Karakoç-Gülten Akın-Cevat Çapan-Ahmet Oktay-Ali Püsküllüoğlu-Kemal Özer-Ruşen Hakkı-Özdemir İnce-Hilmi Yavuz-Ülkü Tamer-İhsan Üren-Eray Canberk-Fikret Demirağ-Yüksel Pazarkaya-Yeşim Salman-Hüseyin Atabaş-Ataol Behramoğlu-Süreyya Berfe-Güven Turan-Sennur Sener-Refik Durbaş-Özkan Mert-Hüseyin Peker-Mehmet Taner-Ahmet Ada-Metin Güven-Gülseli İnal-İnci Asena-Hulki Aktunç-Arzu K. Ayçiçek-Hayati Baki-Sina Akyol-Ebubekir Eroğlu-A.Hicri İzgören-Mehmet Mümtaz Tuzcu-Coşkun Yerli-Tahir Abacı-Müslim Çelik-Gültekin Emre-Enis Batur-Abdülkadir Budak-Haşim Çatış-Gazanfer Eryüksel-Oya Uysal-Ergin Yıldızoğlu-Metin Cengiz-Şükrü Erbaş-Tarık Günersel-Şavkar Altınel-Ali Cengizkan-Veysel Çolak-Salih Ecer-Hüseyin Ferhad-Hilmi Haşal-Arife Kalender-Oğuzhan Akay-Adnan Azar-Osman Serhat Erkekli-Mehmet Kazım-Roni Margulies-Fergun Özelli-Serdar Ünver-Yusuf Alper-Salih Bolat-Haydar Ergülen-Turgay Fişekçi-Lale Müldür-Mahmut Temizyürek-Şerif Erginbay-Muzaffer Kale-Yunus Koray-Yücelay Sal-Engin Turgut-Yıldırım Türker-Orhan Alkaya-Ergül Çetin-Enver Ercan-Ahmet Erhan-Mehmet Yaşın-Hakkı Engin Giderer-Mustafa Köz-Metin Fındıkçı-Tuğrul Keskin-Çiğdem Sezer-Cem Uzungüneş-Turgay Kantürk-Yılmaz Odabaşı-Oktay Taftalı-Zeynep Uzunbay-Hüseyin Alemdar-Seyhan Erözçelik-Adnan Satıcı-Birhan Keskin-Cihan Oğuz-Mete Özel-Nazmi Ağıl-Ali Asker Barut-Küçük İskender-Altay Öktem-Hakan Savlı-Derya Çolpan-Halil Gökhan-Gökçenur Ç.-İrfan Yıldız-Yılmaz Arslan-Metin Kaygalak-Tarkan Çeper-Altay Ömer Erdoğan-Hüseyin Köse-Didem Madak-Ayhan Bozkurt-Ayhan Kurt-Selim Temo-Tuna Kiremitçi-Devrim Dirlikyapan-Serap Erdoğan-Zeynep Köylü-Marje Aydın-Ender Emiroğlu-Ali Hikmet Eren-Hakan Kaynar-Nilay Özer-Şener Özmen-Celal Soycan-Adem Yeşilyurt (Arka Kapak)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257675841190500?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257675841190500/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257675841190500' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257675841190500'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257675841190500'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/1999-iir-yll.html' title='1999 Şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257671792165943</id><published>2006-07-10T17:11:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:11:57.923-07:00</updated><title type='text'>1998 Şiir Yıllığı</title><content type='html'>1998 Şiir Yıllığı &lt;br /&gt;ADAM YAYINCILIK / Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şükran Kurdakul-Turgut Uyar-Edip Cansever-Ece Ayhan-Gülten Akın-Cevat Çapan-Ali Püsküllüoğlu-Ruşen Hakkı-Özdemir İnce-Hilmi Yavuz-Ergin Günçe-İhsan Üren-Eray Canberk-Yeşim Salman-Hüseyin Atabaş-Sennur Sezer-Refik Durbaş-Özkan Mert-Hüseyin Peker-Mehmet Taner-Ahmet Ada-Metin Güven-İnci Asena-Hulki Aktunç-Arzu K. Ayçiçek-Hayati Baki-Sina Akyol-Ebubekir Eroğlu-A. Hicri İzgören-Mehmet Mümtaz Tuzcu-Coşkun Yerli-Gültekin Emre-Enis Batur-Abdülkadir Budak-Ayten Mutlu-Oya Uysal-Ergin Yıldızoğlu-Metin Cengiz-Şükrü Erbaş-Tarık Günersel-Tuğrul Tanyol-Şavkar Altınel-Ali Cengizkan-Veysel Çolak-Hüseyin Ferhad-Hilmi Haşal-Arife Kalender Önel-Oğuzhan Akay-Mehmet Çetin-Osman Serhat Erkekli-Roni Margulies-Fergun Özelli-Yusuf Alper-Adnan Azar-Salih Bolat-Haydar Ergülen-Turgay Fişekçi-Lale Müldür-Mahmut Temizyürek-İlyas Tunç-Nilgün Üstün-Muzaffer Kale-Yunus Koray-Halil İbrahim Özcan-Engin Turgut-Orhan Alkaya-Ahmet Erhan-Mehmet Yaşın-Osman Hakan A.-Ece Aykız-Akif Kurtuluş-Salih Mercanoğlu-Melih Fındıkçı-Orhan Kâhyaoğlu-Cem Uzungüneş-Metin Celâl-Turgay Kantürk-Yılmaz Odabaşı-Oktay Taftalı-Hüseyin Alemdar-Seyhan Erözçelik-Adnan Satıcı-Betül Tarıman-Birhan Keskin-Mete Özel-Enver Topaloğlu-Nazmi Ağıl-Ali Asker Barut-Küçük İskender-Yücel Kayıran-Altay Öktem-Hakan Savlı-Cem Savran-Derya Çolpan-Halil Gökhan-İrfan Yıldız-Yılmaz Arslan-Bejan Matur-Mehmet Can Doğan-Serdar Aydın-Didem Madak-Ayhan Kurt-Selim Temo-Zeynep Köylü-Gökçenur Ç.-Hüseyin Avni Dede-Tan Doğan-Ali Hikmet E.-Ali Emre-Altay Ömer Erdoğan-Fatin Hazinedar-Hüseyin Köse-Şener Özmen-Celal Soycan-Serhan Sözdinler-Mustafa Ruhi Şirin (Arka Kapak)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257671792165943?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257671792165943/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257671792165943' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257671792165943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257671792165943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/1998-iir-yll.html' title='1998 Şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257662194982685</id><published>2006-07-10T17:10:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:10:21.950-07:00</updated><title type='text'>1997 Şiir Yıllığı</title><content type='html'>1997 Şiir Yıllığı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADAM YAYINCILIK / Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ercüment Uçarı-Ali Yüce-Cemal Süreya-Sait Maden-Gülten Akın-Cevat Çapan-Sıtkı Salih Gör-Ahmet Oktay-Ali Püsküllüoğlu-Bedrettin Aykın-Ruşen Hakkı-Özdemir İnce-Hilmi Yavuz-Nihat Ziyalan-Metin Demirtaş-Ahmet Uysal-Afşar Timuçin-İhsan Üren-Fikret Demirağ-Mehmet Kıyat-Yeşim Salman-M. Mazhar Alphan-Hüseyin Atabaş-Sennur Sezer-Güven Turan-Refik Durbaş-Ali F. Bilir-Ahmet Ada-Metin Güven-Gülseli İnal-İnci Asena-İhsan Topçu-Hulki Aktunç-Hayati Baki-Sina Akyol-Nuri Demirci-A. Hicri İzgören-Mehmet Mümtaz Tuzcu-Coşkun Yerli-Gültekin Emre-Mansur Balcı-Enis Batur-Abdülkadir Budak-Gazanfer Eryüksel-Ayten Mutlu-Oya Uysal-Ergin Yıldızoğlu-Metin Cengiz-Şükrü Erbaş-Tarık Günersel-Fadıl Kocagöz-Tuğrul Tanyol-Şavkar Altıner-Veysel Çolak-Salih Ecer-Hilmi Haşal-Yelda Karataş-Arife Kalender Önel-Leyla Şahin-Oğuzhan Akay-Avni Cinozoğlu-Roni Margulies-Murathan Mungan-Fergun Özelli-Serdar Ünver-Yusuf Alper-Salih Bolat-Haydar Ergülen-Turgay Fişekçi-Lale Müldür-İlyas Tunç-Muzaffer Kale-Yunus Koray-Halil İbrahim Özcan-Hasan Öztoprak-Engin Turgut-Suat Vardal-Orhan Alkaya-Ergül Çetin-Mehmet Yaşın-Osman Hakan A.-Mustafa Köz-Ece Aykız-Tuğrul Keskin-Metin Celal-Elif-Turgay Kantürk-Serdar Koçak-Zeynep Uzunbay-Sunay Akın-Akgün Akova-Hüseyin Alemdar-Cem Uzungüneş-V. Bahadır Bayrıl-Seyhan Erözçelik-Adnan Satıcı-Beytül Tarıman-Birhan keskin-Aydın Afacan-Ali Asker Barut-M. Mahzun Doğan-Küçük İskender-Osman Olmuş-Altay Öktem-Nazmi Ağıl-Osman Çakmakçı-Hasan Savlı-Cem Savran-Halil Gökhan-Derya Çolpan-Cenk Koyuncu-Türkan Yeşilyurt-Mejan Matur-Yılmaz Arslan-Didem Madak-Ayhan Kurt-Zeynep Aliye-Bahadır Ateş-Hüseyin Atlansoy-Özer Aykut-Cüneyt Ayral-Gökçenur Ç.-Tan Doğan-Ali Emre-Altay Ömer Erdoğan-Ali Hikmet Eren-Ali Ersin Günçe-Sümer Omay-Oğuz Ödem-Niyazi Özsan-Sedat Sarıbudak-Yeni Memet-Müslüm Yücel (Arka Kapak)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257662194982685?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257662194982685/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257662194982685' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257662194982685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257662194982685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/1997-iir-yll.html' title='1997 Şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257657321437835</id><published>2006-07-10T17:09:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:09:33.216-07:00</updated><title type='text'>1996 Şiir Yıllığı</title><content type='html'>1996 Şiir Yıllığı &lt;br /&gt;ADAM YAYINCILIK / Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sunay Akın-Merih Akoğlu-Hulki Aktunç-Sina Akyol-Orhan Alkaya-Erdal Alova-Yusuf Alper-Şavkar Altınel-Melih Cevdet Anday-Yılmaz Arslan-Oruç Aruoba-İnci Asena-Hüseyin Atabaş-Bahadır Ateş-Hüseyin Atlansoy-Mehmet Çağatay Aydın-Serdar Aydın-Adnan Azar-Hayati Baki-Ali Asker Barut-İbrahim Baştuğ-Enis Batur-Sami Baydar-V. Bahadır Bayrıl-Arif Berberoğlu-İlhan Berk-Salah Birsel-Salih Bolat-Abdülkadir Budak-Eray Canberk-Metin Celal-Metin Cengiz-Gökçenur Ç.-Cevat Çapan-Necat Çavuş-Veysel Çolak-Fazıl Hüsnü Dağlarca-Arif Damar-Fikret Demirağ-Nuri Demirci-Metin Demirtaş-Devrim M. Dirlikyapan-M. Mahzun Doğan-Salih Ecer-Elif-Gültekin Emre-Şükrü Erbaş-Enver Ercan-Haydar Ergülen-Seyhan Erözçelik-Turgay Fişekçi-Halil Gökhan-Tarık Günersel-Ahmet Güntan-Metin Güven-Hilmi Haşal-Hüseyin Ferhad-Gülseli İnal-A. Hicri İzgören-Orhan Kahyaoğlu-Muzaffer Kale-Turgay Kantürk-Yücel Kayıran-Hakan Kaynar-Tuğrul Keskin-Hüseyin Kıran-Tuna Kiremitçi-Fadıl Kocagöz-M. Cem Kocataş-Serdar Koçak-Yunus Koray-Cenk Koyuncu-Mustafa Köz-Şükran Kurdakul-Akif Kurtuluş-Onat Kutlar-Küçük İskender-Didem Madak-Roni Margulies-Salih Mercanoğlu-Özkan Mert-Murathan Mungan-Ayten Mutlu-Lale Müldür-Aziz Nesin-Yılmaz Odabaşı-Cihan Oğuz-Ahmet Oktay-Altay Öktem-Halil İbrahim Özcan-Mete Özel-Fergun Özelli-Turgay Özen-Ahmet Özer-Özgür Özmen-Hasan Öztoprak-İdris Özyol-Timuçin Özyürekli-Barış Pirhasan-Ersin Salman-Yeşim Salman-Adnan Satıcı-Hakan Savlı-Cem Savran-Çiğdem Sezer-Leyla Şahin-Hasan Şişli-Oktay Taftalı-Mehmet Taner-Tuğrul Tanyol-Betül Tarıman-Zerrin Taşpınar-Ahmet Telli-Afşar Timuçin-Enver Topaloğlu-Alaattin Topçu-Süha Tuğtepe-Ferruh Tunç-İlyas Tunç-Güven Turan-Engin Turgut-Mehmet Mümtaz Tuzcu-Orhan Tüleylioğlu-İsmail Uyaroğlu-Oya Uysal-Zeynep Uzunbay-Cem Uzungüneş-Serdar Ünver-İhsan Üren-Nilgün Üstün-Suat Vardal-Sabahattin Yalkın-Mehmet Yaşın-Neşe Yaşın-Hilmi Yavuz-Ergin Yıldızoğlu-Ali Yüce-Can Yücel (Arka Kapak)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257657321437835?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257657321437835/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257657321437835' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257657321437835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257657321437835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/1996-iir-yll.html' title='1996 Şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257653014179042</id><published>2006-07-10T17:08:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:08:50.143-07:00</updated><title type='text'>1995 Şiir Yıllığı</title><content type='html'>1995 Şiir Yıllığı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADAM YAYINCILIK / Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akgün Akova- Hulki Aktunç- Sina Akyol- Hüseyin Alemdar- Erdoğan Alkan-Orhan Alkaya- Erdal Alova- Yusuf Alper-M. Mazhar Alphan- Şavkar Altınel- İnci Asena-Hüseyin Atabaş-Bedrettin Aykın-Behçet Aysan- Halil İbrahim Bahar- Hayati Baki-Tuğrul Asi Balkar-Başaran- Enis Batur- Sami Baydar- Ataol Behramoğlu- Cengiz Bektaş-Habib Bektaş- İlhan Berk-Egemen Berköz- Salah Birsel- Salih Bolat-Abdülkadir Budak-Metin Celal-Metin Cegniz-Ali Cengizkan-Hüseyin Avni Cinozoğlu-Cevat Çapan-Müslim Çelik-Ergül Çetin-Nuh Ömer Çetinay-Veysel Çolak-Fazıl Hüsnü Dağlarca-Nuri Demirci-Metin Demirtaş-M. Mahzun Doğan-Refik Durbaş-Salih Ecer-Gültekin Emre-Şükrü Erbaş-Haydar Ergülen-Ahmet Erhan-Gazanfer Eryüksel-Hüseyin Ferhad-Turgay Fişekçi-Hakkı Engin Giderer-Turgay Gönenç-Sıtkı Salih Gör-Tarık Günersel-Metin Güven-Osman Hakan A.-Ruşen Hakkı-Hilmi Haşal-Aydın Hatipoğlu-Mustafa Irgat-Gülseli İnal-Kaan İnce-Özdemir İnce-Küçük İskender-A. Hicri İzgören-Orhan Kahyaoğlu-Muzaffer Kale-Arife Kalender Önel-Turgay Kantürk-Hidayet Karakuş-Yücel Kayıran-Tuğrul Keskin-Mehmet Kıyat-Tuna Kiremitçi-Fadıl Kocagöz-Serdar Koçak-Yunus Koray-Kubilay Köseoğlu-Mustafa Köz-Şükran Kurdakul-Akif Kurtuluş-Namık Kuyumcu-Sait Maden-Perihan Mağden-Roni Margulies-Salih Mercanoğlu-Özkan Mert-Murathan Mungan-Ayten Mutlu-Lale Müldür-Turgay Nar-Ahmet Necdet-Aziz Nesin-Mehmet Ocaktan-Yılmaz Odabaşı-Cihan Oğuz-Ahmet Oktay-Altay Öktem-Halil İbrahim Özcan-Fergun Özelli-Turgay Özen-Ahmet Özer-Timuçin Özyürekli-Yüksel Pazarkaya-Ali Püsküllüoğlu-Yücelay Sal-Yeşim Salman-Adnan Satıcı-Özgen Seçkin-Çiğdem Sezer-Leyla Şahin-Hasan Şişli-Tuğrul Tanyol-Ahmet Telli-Alaattin Topçu-Ferruh Tunç-İlyas Tunç-Güven Turan-Engin Turgut-Mehmet Mümtaz Tuzcu-Ercüment Uçarı-İsmail Uyaroğlu-Ahmet Uysal-Oya Uysal-İhsan Üren-Suat Vardal-Mehmet Yaşın-Neşe Yaşın-Hilmi Yavuz-İbrahim Yıldız-Ergin Yıldızoğlu-Hüseyin Yurttaş-Ali Yüce-Can Yücel-Nihat Ziyalan (Arka Kapak)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257653014179042?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257653014179042/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257653014179042' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257653014179042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257653014179042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/1995-iir-yll.html' title='1995 Şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257647537765811</id><published>2006-07-10T17:07:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:07:55.380-07:00</updated><title type='text'>1993 Şiir Yıllığı</title><content type='html'>1993 Şiir Yıllığı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ADAM YAYINCILIK / Şiir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merih Akoğlu-Akgün Akova-Sabahattin Kudret Aksal-Hulki Aktunç-Sina Akyol-Hüseyin Alemdar-Erdoğan Alkan-Orhan Alkaya-Erdal Alova-Yusuf Alper-Şavkar Altınel-Metin Altıok-Talip Apaydın-İnci Asena-Bedrettin Aykın-Halil İbrahim Bahar-Bayram Balcı-Ali Asker Barut-Başaran-İbrahim Baştuğ-Enis Batur-V. Bahadır Bayrıl-Nihat Behram-Süreyya Berfe-İlhan Berk-İlyas Bingül-Salih Bolat-Abdülkadir Budak-Mazhar Candan-Metin Celâl-Metin Cengiz-Hüseyin Avni Cinozoğlu-Erol Çankaya-Cevat Çapan-Müslim Çelik-Ergül Çetin-Nuh Ömer Çetinay-Veysel Çolak-Fazıl Hüsnü Dağlarca-Arif Damar-Refik Durbaş-Ece Ayhan-Elif-Alaaddin Emre-Gültekin Emre-Şükrü Erbaş-Haydar Ergülen-Ahmet Erhan-Ebubekir Eroğlu-Seyhan Erözçelik-Cezmi Ersöz-Hüseyin Ferhad-Turgay Fişekçi-Hamdi Gedik-Güler Meriçkan Güleç-Tarık Günersel-Nedret Gürcan-Ruşen Hakkı-Hüseyin Haydar-Gülseli İnal-Kaan İnce-Özdemir İnce- A. Hicri İzgören-Nurullah Kadiroğlu-Orhan Kâhyaoğlu-Turgay Kantürk-Hidayet Karakuş-Serdar Kocak-Kubilay Köseoğlu-Mustafa Köz-Şükran Kurdakul-Küçük İskender-Cahit Külebi-Perihan Mağden-Roni Margulies-Nilgün Marmara-Salih Mercanoğlu-Özkan Mert-Murathan Mungan-Lale Müldür-Turgay Nar-Ahmet Necdet-Yılmaz Odabaşı-Ahmet Oktay-İsmet Özel-Adnan Özer-Ahmet Özer-Kemal Özer-Mustafa Özturanlı-İdris Özyol-Yüksel Pazarkaya-Ali Püsküllüoğlu-Yücelay Sal-Hakan Savaş-Sennur Sezer-Leyla Şahin-Sedat Şanver-Hasan Şişli-Oktay Taftalı-Tuğrul Tanyol-Ahmet Telli-Enver Topaloğlu-Bedirhan Toprak-Süha Tuğtepe-İlyas Tunç-Engin Turgut-Mehmet Mümtaz Tuzcu-Ercüment Uçarı-Cem Uzungüneş-Cüneyt Uzunlar-Haydar Ünal-Nilgün Üstün-Suat Vardal-Mehmet Yaşın-Hilmi Yavuz-Yavuz Yıldırım-İbrahim Yıldız-Hüseyin Yurttaş-Can Yücel-Nihat Ziyalan (Arka Kapak)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257647537765811?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257647537765811/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257647537765811' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257647537765811'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257647537765811'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/1993-iir-yll_10.html' title='1993 Şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-30616787.post-115257642217792650</id><published>2006-07-10T17:06:00.000-07:00</published><updated>2006-07-10T17:07:02.180-07:00</updated><title type='text'>1993 Şiir Yıllığı</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.netkitap.com/arabul2.asp?yayineviid=2075"&gt;ADAM YAYINCILIK&lt;/a&gt; / &lt;a href="http://www.netkitap.com/arabul2.asp?diziid=1437&amp;amp;yayineviid=2075"&gt;Şiir&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Merih Akoğlu-Akgün Akova-Sabahattin Kudret Aksal-Hulki Aktunç-Sina Akyol-Hüseyin Alemdar-Erdoğan Alkan-Orhan Alkaya-Erdal Alova-Yusuf Alper-Şavkar Altınel-Metin Altıok-Talip Apaydın-İnci Asena-Bedrettin Aykın-Halil İbrahim Bahar-Bayram Balcı-Ali Asker Barut-Başaran-İbrahim Baştuğ-Enis Batur-V. Bahadır Bayrıl-Nihat Behram-Süreyya Berfe-İlhan Berk-İlyas Bingül-Salih Bolat-Abdülkadir Budak-Mazhar Candan-Metin Celâl-Metin Cengiz-Hüseyin Avni Cinozoğlu-Erol Çankaya-Cevat Çapan-Müslim Çelik-Ergül Çetin-Nuh Ömer Çetinay-Veysel Çolak-Fazıl Hüsnü Dağlarca-Arif Damar-Refik Durbaş-Ece Ayhan-Elif-Alaaddin Emre-Gültekin Emre-Şükrü Erbaş-Haydar Ergülen-Ahmet Erhan-Ebubekir Eroğlu-Seyhan Erözçelik-Cezmi Ersöz-Hüseyin Ferhad-Turgay Fişekçi-Hamdi Gedik-Güler Meriçkan Güleç-Tarık Günersel-Nedret Gürcan-Ruşen Hakkı-Hüseyin Haydar-Gülseli İnal-Kaan İnce-Özdemir İnce- A. Hicri İzgören-Nurullah Kadiroğlu-Orhan Kâhyaoğlu-Turgay Kantürk-Hidayet Karakuş-Serdar Kocak-Kubilay Köseoğlu-Mustafa Köz-Şükran Kurdakul-Küçük İskender-Cahit Külebi-Perihan Mağden-Roni Margulies-Nilgün Marmara-Salih Mercanoğlu-Özkan Mert-Murathan Mungan-Lale Müldür-Turgay Nar-Ahmet Necdet-Yılmaz Odabaşı-Ahmet Oktay-İsmet Özel-Adnan Özer-Ahmet Özer-Kemal Özer-Mustafa Özturanlı-İdris Özyol-Yüksel Pazarkaya-Ali Püsküllüoğlu-Yücelay Sal-Hakan Savaş-Sennur Sezer-Leyla Şahin-Sedat Şanver-Hasan Şişli-Oktay Taftalı-Tuğrul Tanyol-Ahmet Telli-Enver Topaloğlu-Bedirhan Toprak-Süha Tuğtepe-İlyas Tunç-Engin Turgut-Mehmet Mümtaz Tuzcu-Ercüment Uçarı-Cem Uzungüneş-Cüneyt Uzunlar-Haydar Ünal-Nilgün Üstün-Suat Vardal-Mehmet Yaşın-Hilmi Yavuz-Yavuz Yıldırım-İbrahim Yıldız-Hüseyin Yurttaş-Can Yücel-Nihat Ziyalan (Arka Kapak)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/30616787-115257642217792650?l=siirelestirisi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/feeds/115257642217792650/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=30616787&amp;postID=115257642217792650' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257642217792650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/30616787/posts/default/115257642217792650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://siirelestirisi.blogspot.com/2006/07/1993-iir-yll.html' title='1993 Şiir Yıllığı'/><author><name>edebiyat</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02940935709138475074</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
